15 TEMMUZ'UN ARDINDAN... (3)

13 Temmuz 2017, Perşembe 06:53

     


15 Temmuz darbe girişiminin 1. Yılı dolayısıyla hazırladığımız yazı dizimizin 3. gününde söz sendika temsilcileri ve sivil toplum örgütlerinde.

Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı: Ahmet Oktay

“Biz hiç kandırılmadık!”

15 Temmuz 2016 gecesi tarihimizde kara bir gün olarak yerini almıştır. Öncelikle şunun bilinmesini isteriz ki darbe nereden gelirse gelsin (gerek askeri, gerekse sivil) her türlü darbeye karşı olduğumuzu Petrol-İş Sendikası Aliağa Şubesi olarak bir kez daha belirtmek isteriz. 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan bu darbe girişimiyle ülkeyi karanlığa ve kaosa sürüklemeye çalışan, terörize edilmiş bu zihniyeti bir kez daha şiddetle kınıyoruz. Ayrıca o gece vatanı uğruna yaşamını yitirmiş tüm şehitlerimizi de rahmetle, saygıyla ve minnetle bir kez daha anıyoruz.

Yıllardır bu ülkeyi yöneten siyasi iktidarlar tarafından (hepsi olmasa da) beslenerek ülkenin birçok organlarında makam ve mevkii sahibi yapılan bu FETÖ mensuplarının ülkeyi ne hale getirmek istediklerini hep beraber yaşayarak görmüş olduk. Kaldı ki bizler yıllardır devlet içerisindeki bu tür yapılanmaların hep karşısında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Çünkü siyasi rant uğruna hangi ideolojiden olursa olsun devlet içerisindeki bu tür yapılanmalar devletin ve milletin geleceğini tehdit eden en büyük unsurlardır. 15 Temmuz 2016 gecesi de bunu halk olarak canlarımızla bedel ödeyerek yaşamış olduk. Şunu da sormak lazım yıllardır bu ülkeyi yönetenler FETÖ elebaşıyla kol kola yürürken neden bu tehlikeyi fark etmediler? Oysaki bu ülkede yaşayan vatandaşların büyük bir bölümü yıllardır böylesi bir düşüncenin ülkeyi tehdit edebilecek noktaya gelebileceğini görebilmişken (17-25 Aralık sürecinden önce) neden bu kadar sahip çıkıldı. Peki, düne kadar FETÖ’ye sahip çıkanların gelinen noktada hiç mi payları yok? Bizler yıllardır bu tür Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı zihniyetlere karşı gelirken, dini alet ederek üretmiş oldukları politikalarında bizleri dinsizlikle suçlayanların hiç mi payı yok. ? Ama şunu açıkça belirtmek isterim ki yıllardır bu zihniyete karşı bizim söylemlerimizin ne kadar doğru olduğu ortaya çıkmış oldu. Keşke 15 Temmuz süreci yaşanmadan bunun önlemi alınabilseydi. Yüzlerce canımızı yitirmeden bunun tedbiri alınabilseydi…

Sonuç olarak bedel ödemeye devam ediyoruz. Nasıl mı?

Öncelikle 15 Temmuz sürecinden sonra alınan OHAL kararının uzatılması ve OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lerle masumiyet karnesine bakılmaksızın on binlerce emekçinin mağduriyeti söz konusudur. Bizler emek cephesinden baktığımız için bir an önce bu yanlıştan dönülmesini bir kez daha talep ediyoruz. Gerçekten bu anlamda suçu tespit edilmiş kim varsa tabii ki gerekli cezai müeyyideler uygulansın. Fakat yaşadıklarımıza baktığımızda bunun böyle olmadığını görüyoruz. Kamudan KHK’larla özel sektörde ise OHAL valiliğinin talimatlarıyla suç unsuru tespit edilmemiş on binlerce emekçinin işinden aşından edilmesi bunun açık bir örneğidir. Bundan dolayıdır ki OHAL sürecinin bir an önce sonlandırılarak bunu fırsata çevirmeye çalışan sermayeye de gerekli yaptırımın uygulanması öncelik talebimizdir. Tabii ki bu konuda en büyük görev de merkezi düzeylerde sendikalara ve konfederasyonlara düşmektedir. Ama özellikle konfederasyonların bu konuda sessiz kaldığını bir kez daha belirtmek isteriz. Birileri her ne kadar bizler kandırıldık diyebiliyorsa, biz de diyoruz ki: Biz hiç kandırılmadık!

Atatürkçü Düşünce Derneği Aliağa Şube Başkanı Erol Ertürk:

‘Birlik ve beraberlik içinde olmalıyız’

15 Temmuz 2016 günü ülkemiz bir kontrollü bir darbe senaryosuyla ile karşı karşıya gelmiştir. Aradan yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen demokrasi askıya alınmış ve o tarihten bu yana OHAL’le ve KHK‘larla ülke yönetilmeye devam edilmektedir. Ulusumuzun iradesini temsil eden TBMM tamamen askıya alınmıştır. Hangi gerekçe ile kökü nerede ve amacı ne olursa olsun anti demokratik ve cuntacı anlayışların karşısında olduğumuzun bilinmesini isteriz. Akıldan ve izandan uzak olayları ve darbe girişimini şiddetle kınıyoruz. Atatürkçü Düşünce Derneği Aliağa Şubesi olarak bizler Atatürk Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlıktan, hukuk ve adaletin bağımsız olduğu, demokrasiden ve özgürlükten yana olduğumuzu bildiririz.

‘Darbeye karşı AKP’ye destek vermek yanlıştır.’

Devlet ve silahlı kuvvetlerin içindeki farklı grupların arasında varlığı uzun zamandır bilinen gerilim ve çekişme bugün silahlı bir çatışmaya dönüşmüştür. Gerilim gerçek ama bu taraflardan herhangi birisinin Türk halkının çıkarlarını temsil ettiği iddiası yalandır. Bu senaryoyla AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan kafasının arkasındaki başkanlık ve anayasa değişikliğini halk oylamasına sunmuştur. YSK’nın hilekârlığı ve sahteciliği ile evet oylarının kazanmasına ve meşrulaştırmasının yolunu açmıştır. Ancak bizler adaletli ve eşit olmayan bu seçim sonuçlarını meşru saymıyoruz. Dolayısıyla, AKP iktidarına karşı askeri darbeyle çözüm aramak nasıl büyük bir yanlışsa, darbeye karşı hangi nedenle olursa olsun, hangi söylem kullanılırsa kullanılsın AKP iktidarına destek vermek de aynı ölçüde yanlıştır. Türkiye'de özgürlüğü ve insan haklarını savunmak için yapılacak en son şey insanlığa ait her değere düşmanlığını defalarca ispatlamış olan AKP'yi savunmaktır. Erdoğan ve AKP hükümeti 15 Temmuz 2016 gecesi darbeye karşı mücadele için insanları sokağa davet ederek 248 kişinin ölümüne ve binlerce insanın yaralanıp sakat kalmasına sebep olmuştur.

‘Haksızlığa ve hukuksuzluğa sessiz kalmak hepimizi şeytanlaştırır.’

Adaletin ve insan haklarının olmadığı bir ülkede ne demokrasiden ne de cumhuriyetten söz edebiliriz. On binlerce insanın tutuklandığı sorgusuz sualsiz içeri atıldığı, fişlendiği ve mağdur hale getirildiği toplumun gözlerinden kaçmamaktadır. Yüzlerce gazetecinin içeride olduğu, muhalif milletvekillerinin tutuklandığı, on binlerce öğretmenin hayatlarının karartıldığı bu günlerde haksızlığa ve hukuksuzluğa sessiz kalmak hepimizi şeytanlaştırır.

Aslında kendisi de bir darbenin ürünü olan faşizan hükümete buradan bir kez daha sesleniyoruz. Demokrasinin, yegâne teminatı; hukukun, demokrasinin egemen olduğu, halkımızın, emekçilerin insanca yaşam koşullarına ulaştıkları, özgür, laik ve uygar bir toplum olmayı başarmaktır. Bugün yaşananlar bize bir kez daha şu gerçeği hatırlatmıştır: Türk halkı ya örgütlü demokratik hakkını kullanarak AKP'den kurtulacak ya da AKP Türkiye’sinde gerici uygulamalar hız kazanacak, baskı artacak ve katliamlar sürecek, yağma ve hırsızlık devam edecektir.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “en büyük devrimim” dediği laik Türkiye Cumhuriyeti’ne içten ve dıştan yönelebilecek tehditlere karşı, bugün her zamankinden daha dikkatli ve uyanık olmak zorundayız. İçten ve dıştan gelen gerici, bölücü ve yıkıcı tehlikelere karşı ulusumuz, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da birlik ve beraberlik içinde olmalıdır.

Eğitim-Sen Aliağa Şube Temsilcisi Alp Kuyumcu:

15 Temmuz sonrası eğitimde yaşananlar

15 Temmuz sonrası, zaten öncesinde tahribata uğramış –laik, bilimsel ve eşitlikçi olmaktan uzaklaştırılarak aynı sağlık gibi gizli bir gündemle özelleştirmeye sevk edilen eğitim ve öğretim hayatımız – çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalmış durumda.

Kamu ve özelde çalışan yaklaşık 60 bin öğretmen ve binlerce akademisyen ya ihraç edildi ya da açığa alındı. Kapatılan ve dönüştürülen okulların yanına bir de proje okulu gibi adlar altında kadroları tamamen değiştirilerek köklü gelenekleri baltalanan okulları da eklersek durum hiç de iç açıcı değil. Birçok ders kitabı iptal edildi. Bunların tamamını bir araya getirince çok sayıda öğrenci için eğitim hayatının felç olduğunu söylememiz gerekiyor.

‘Süreç bir cadı avına dönüştü’

İşin bir de diğer yüzü var ki o daha da vahim. Süreç darbecileri ve o zihniyeti tasfiye etmekten, iktidarın tamamıyla idari kadrolara objektif olmayan kıstaslarla atamalar yapmasıyla bir partizan kadrolaşmaya evirilmiş durumdadır. En kritik nokta ise devrimci, demokrat ve muhalif öğretmen ve akademisyenlerimiz KHK’lar aracılığıyla işsizliğe ve açlığa mahkûm edilmeye çalışılmış ve süreç bir cadı avına dönüşmüştür. Bu haksızlıklara iki üyemiz Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, bireysel inisiyatifleriyle açlık greviyle karşı durarak hem işleri hem de itibarlarını geri alabilmek için bedenlerini ne yazık ki ölüme yatırmıştır. Ancak erki elinde bulunduranlar bu yaşanan ölümüne mücadeleyi onları cezaevine koymak suretiyle gözlerden uzak tutmak istemektedir.

OHAL gerekçe gösterilerek yapılan bu haksız hukuksuz açık tavsiye çabalarının, aslına bakılırsa eğitim sistemini biatçı, bilimsellikten uzak ve liyakatsiz kişi ve gruplara bırakılması anlamına gelmektedir. Bu bizim Eğitim-Sen olarak kabul edebileceğimiz bir durum değildir. Laik, bilimsel ve anadilde eğitim hakları tartışılmazdır ve kırmızı çizgimiz olarak durmaya devam edecektir. Üyelerimize ve öğrencilerimize yapılan bu haksızlık ve hukuksuzluklarla karşı bu meşru ve yasal mücadelemiz artarak ve güçlenerek devam edecektir.

DİSK Genel-İş Aliağa Belediyesi Baş Temsilcisi Doğanşah Aydın:

‘AKP, OHAL’i kalkan olarak kullandı.’

Bizim bağlı bulunduğumuz konfederasyonun darbelere karşı tutumu çok net. DİSK ister sağdan gelsin, ister soldan gelsin darbelerden en çok etkilenen konfederasyondur. Biz darbenin her türlüsüne hayır diyoruz. Ancak yalnızca hayır demek değil, aynı zamanda darbelere zemin hazırlayan siyasal iklime de bakarak değerlendirme yapıyoruz. Geçmişte siyasal yapıdaki belirsizliklerin darbeye zemin hazırladığını gördük. 15 Temmuz da açık ve net bir darbe girişimidir. Fethullah Gülen’in iktidardaki pasta paylaşımında anlaşamama durumunda devletin tüm kurumlarını ele geçirme çabasıdır.

‘Ülkeyi darbe girişimi ile karşılaştıran koşullara bakmalıyız.’

AKP hükümetinin yetkilileri son 13 yılda cemaatle gayet uyumlu çalıştıklarını ‘ne istediniz de vermedik’ gibi sözlerle de ifade ettiler. İş tavan yapınca da bir darbe girişimi oldu. AKP hükümeti darbe girişimi sonrası, 1980 askeri darbesinin ardından yaşananlar ile aynı uygulamalarla ilerliyor. Darbe girişiminin ardından bir yıldır binlerce insanın tutuklanması, OHAL sürecinin başlaması, gazete ve televizyonların kapatılması ile darbenin uygulamalarını birebir yaşıyoruz. Özellikle FETÖ ile hiçbir alakası olmayan, dünyaya sol perspektiften bakan, akademisyenler, gazeteciler, aydın ve sanatçılar derdest edilerek cezaevlerinde tutuluyor. Biz AKP hükümetinin, darbeyi hazırlayan koşulları gözetmeksizin, OHAL’i kendisine kalkan yapıp, farklı siyasi görüşlere sahip olan insanlara yaptığı uygulamaları kabul etmiyoruz. Özellikle yargının siyasallaşması ile gelişen süreç karşısında DİSK’ e bağlı tüm sendikalar olarak ülkede demokrasiden yana olan kesimlerle birlikte olmaya devam edeceğiz. Ülkemizde yaşananlar karşısında, maruz kaldığımız bu adaletsizliğe karşı mücadele etmekten yana kimseden korkumuz yok.

Emekli-Sen Aliağa Şube Başkanı Sabahattin Yeşiltepe:

‘Darbelere karşı, laik, bağımsız ve aydınlık bir Türkiye’

Darbelerin her türlüsüne karşıyız. Dün bunu söylüyorduk. Bugün de aynı düşüncedeyiz. Emekli-Sen olarak darbeleri yaşayan bir kitleyiz. Darbenin topluma hiçbir getirisi yoktur. Hele tarikatlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma girişiminde bulunuyorsa tehlikelidir. Biz, FETÖ bu ülkeyi karanlığa sürükleyen bir tarikat yuvasıdır diyorduk. Şimdi de aynı şeyleri söylüyoruz. Ülkemiz tarikatlarla, şeyhlerle yönetilirse çadır devleti oluruz. Bu darbede şehit olanları rahmetle anıyor, ülkemizin bu tür olaylara maruz kalmaması için yüzümüzün aydınlık, evrensel ilkelere dönmesi gerektiğini düşünüyoruz. (EREN SARAN)