DOKTOR BAYRAM YILMAZ...

18 Ağustos 2016, Perşembe 06:10

     


13 Temmuz’da tezini teslim eden ve 4 Ağustos tarihinde mezuniyet belgesini alarak doktorasını tamamlayan Aliağa Kaymakamı Bayram Yılmaz, 15 Temmuz kalkışmasının ardından geçen bir ayı Aliağa Ekspres’e değerlendirdi.

Aliağa Kaymakamı Dr. Bayram Yılmaz, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından geçen bir aylık süreçte Aliağa’da yaşanan gelişmeleri değerlendirerek vatandaşlar tarafından merak edilen bazı hususlara açıklık getirdi. Darbe gecesi ilçe dışında olan Yılmaz “Maalesef beraber yaşadığımız, toplumun gözü önünde olan bir süreç. 15 Temmuz gecesi çok talihsiz bir gün yaşadık. Ben o gece burada değildim, Antalya’daydım. Haber alır almaz buradaki arkadaşlarla irtibat kurduk. Süreci kendi ilçemizde yürütmeye çalıştık. Tabii, o gün her yerde olduğu gibi Aliağa’da da insanlar büyük tepki gösterdiler. Emniyetimiz ve jandarmamız birbirleriyle irtibatlı olarak darbenin karşısında durdular. Bu bir istiklal mücadelesiydi, ikinci bir şanstı. Trafik kazası geçiren bir insanın enkazın içinden nasıl çıktığına hayret ettiğimiz gibi, Türkiye bu enkazdan sapasağlam çıkmıştır. Kurumlarıyla, vatandaşlarıyla hakikaten bir enkaz yığınının içinden çıktık. Olayın arkasından Aliağa’ya geldiğimde arkadaşlarımla görüştük, konuştuk. Aliağa’da hangi siyasi görüşte olursa olsun herkes bu olayın karşısında durdu. Öncelikle, tepede, siyasi parti genel başkanları bu görüntüyü verdi, burada da özellikle demokrasi nöbetlerinin son gününde CHP’lisi, MHP’lisi, Ak Partilisi herkesle beraberdik.” dedi.

71 PERSONEL AÇIĞA ALINDI

Darbe girişimi sonrasında adli ve idari sürecin işleyişine de açıklık getiren Bayram Yılmaz, “Süreç Türkiye genelinde olduğu gibi Aliağa’da da iki boyutlu yürüyor. Birincisi idari, ikincisi adli boyutta yürüyor. İdari boyutunda, Bakanlıkların almış olduğu kararların tarafımızdan uygulanması şeklinde yürütülüyor. Her bakanlık, kendi personeliyle ilgili somut delillere ulaştığında görevden uzaklaştırma kararı alıyor. Biz de bunu personele tebliğ edip görevden uzaklaştırıyoruz. Bu kapsamda açığa alınanların sayısı ilçemizde 71 kişiye ulaştı. Bunların içinden gözaltına alınanlar var, henüz idari tedbir olarak açığa alınıp adli kovuşturması başlamayanlar var. Bir kişi de suçsuz bulunup görevine iade edildi. Esas itibariyle bu olay adli bir olay. TCK’da millete ve devlete yönelik suçlar kapsamında değerlendirilen bir kalkışma. Dolayısıyla, açığa alınanların bu terör örgütüyle bağlantısı somutlaşırsa, haklarında adli soruşturma da yapılacaktır.

İşin adli boyutu da, somut delil elde edilen bu yapının şirketleri, para kaynakları, para transferi yapan ve yardım ettiği kesin olan kişilerle ilgili yürüyor. Yardım, yataklık ve kaynak aktarımı yapan kişilerle ilgili işlem yapılıyor. Ama süreç zaman zaman birbirine giriyor, adli ve idari bölüm bir arada yürüyor. Aliağa açısından şu anda iyi bir durumdayız diyebilirim. Çevre ilçelere göre daha hızlı, daha dikkatli ve daha tedbirli davranıyoruz diyebilirim. Bu süreç biraz daha devam edecek. Kesinlikle TCK’nun hükümleri kapsamında, her ne kadar bir OHAL süreci yaşıyorsak da, yürütülen soruşturmaların tamamı yürürlükteki TCK kapsamında ve idari açıdan da Devlet Memurları Kanunu’ndaki disiplin hükümleri çerçevesinde yürüyor. Yani uydurma mevzuat veya bir zamanlar kumpas davalarında olduğu gibi delil uydurma vs. olayı olmadan, usulünce yürüyor. Ama bu demek değildir ki suçlulara merhamet gösterilecek. Terör örgütüne yardım eden, mensubiyeti olanlar da tabii ki bunun cezasını çekecekler. Şu an itibariyle yeterli araç gereç, personel ve teknik imkanımız var. Gerek Emniyet müdürlüğü, gerekse Jandarmamız ihtiyaç olduğunda her türlü desteği sağlıyorlar. Aliağa bu açıdan kabaca rahatladı. En azından bu yapıya yardım ve yataklık edenler, destek verenler ana hatları itibariyle toparlandı. Ağırlıklı olarak da adli boyutu devam ediyor.” şeklinde konuştu.

HEPSİNİ İLK ANDA TESPİT ETMEK MÜMKÜN DEĞİL

Aliağa’daki açığa alınan personel, kapatılan okullarla ilgili durum ve öğrencilerin akibeti ile ilgili soruları da cevaplayan Aliağa Kaymakamı Dr. Bayram Yılmaz “Aliağa’da iki ilköğretim okulu, bir anaokulu ve bir etüd merkezi kapatıldı, iki de öğrenci yurdu kapatıldı. Terör örgütünün kullandığı öğrenci evleri her yerde var. Çok masumane kiralanmış gibi göründüğü için, hepsini ilk anda tespit etmek mümkün değil. Ama elimizde bir takım bilgiler var. Onlar da adli soruşturma kapsamında değerlendiriliyor. Somut delillerin yok edilmesi mümkün değil. Ancak bütün bilgilerin bir araya getirilip detaylandırılması biraz zaman alacaktır. Aliağa’da sayıları çok olmasa da, hepsiyle ilgili yeterli delil oluştuğunda gerekli işlemler yapılacaktır.

Açığa alınan kamu personelleriyle ilgili Milli Eğitim ve ilgili bakanlık müfettişleri gelip incelemeleri yürüteceklerdir. Ancak henüz bununla ilgili bize ulaşan bir bilgi bulunmamakta. Devlet Memurları Kanunu’na göre normalde personel açığa alındıktan sonra 10 gün içinde soruşturmanın başlaması gerekiyor. Fakat KHK’le bu süreye uyulmaz diye bir madde eklenince sözünü ettiğimiz bekleme süresi de uzamış oldu.

VELİLER ÖDEME YAPMASIN

FETÖ’nün kurduğu okullar, eğer bu yapının kurduğu herhangi bir vakıf, dernek veya şirket üzerine kayıtlı ise veya şahıs adına kayıtlı ise, okul binası da kendilerine aitse, mülkiyeti direkt devlete geçiyor. Vakıf adına ise Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, şahıs veya şirket adına ise Hazine’ye geçiyor. Ancak yer başkalarından kiralandıysa; o konuda KHK’lerde herhangi bir hüküm bulunmamakta. Bu konuda şu ana kadar bize de bilgi gelmedi ancak Milli Eğitim Bakanımızın yaptığı açıklamalara dayanarak kiralık bina sahiplerinin mağdur edilmeyeceğini söyleyebilirim. Buraları okul olarak dizayn edilmiştir. Tefrişatı okula uygun hale getirilmiştir. Bu şekildeki binaları büyük ihtimalle devlet kirasını ödeyerek okul olarak kullanmaya devam edecektir diye tahmin ediyorum. Ancak, o okullardaki taşınırların tamamının mülkiyeti devlete geçmiş vaziyette.

Kapatılan okulların öğrencilerinin kayıtları da otomatik olarak düşürülmüş oluyor. Bunlar özel okul olduğu için her yerden kayıt yaptırılabiliyordu. Ancak, devlet okulu vasfına geçince, öğrenci yığılmasını önlemek için, ikamet esas alınıyor. Devlet tarafından okul tekrar açılsa bile, ancak o bölgede oturan öğrenciler ancak kayıt yaptırabilecek. Kaydı düşen ve bir başka okulun kayıt bölgesinde olan öğrenci, ikatem ettiği yerde kaydını yaptıracak. Ödenen paralara gelince; KHK diyor ki, ‘kapatılan ve/veya mülkiyeti kamuya geçirilen sağlık kuruluşları, okullar, yurtlar vs.’nin borçlarını devlet üstlenmez. Alacaklar da devlete geçer’ Bu konuda KHK’da ayrıca bir düzenleme yok. Biz, okullar devralındığında bütün öğrencilere ve velilere banka talimatlarını ve otomatik ödeme talimatlarını geri çekmelerini, senetlrini de ödememelerini söyledik. Çünkü kapatılmış bir kurumdur. Parasını peşin yatıran vatandaşlar, bunu zaman içerisinde Milli Eğitim bakanlığı’ndan talep edebilirler. Henüz buna emsal bir uygulama yok.” dedi.

İHBARLARDA ÇEŞİTLİ DÖKÜMANLARA ULAŞTIK

Sadece ihbar üzerine kimseye işlem yapılmadığını ifade eden Yılmaz “Aliağa’da ihbar edilen isimler var. Ama ihbarcı bunun ekine somut deliller eklemediyse, kuru bilgiyi dikkate almıyoruz. İsmi alıp değerlendiriyoruz, elimizdeki kayıtlarla ve delillerle karşılaştırıyoruz. Aliağa’da şu ana kadar bu şekilde ihbar üzerine yakalanan kimse yok. Ancak ihbarlarla çeşitli dokümanlara ulaştık. İlk zamanlarda çok ihbar geliyordu, daha sonra bunların sayısı azaldı.” diyerek her ihbarın dikkatle incelendiğini ifade etti.

TÜRKİYE’NİN İŞGALİNE YÖNELİK BİR PLANLAMAYDI

Darbe girişimini nasıl haber aldığını ve neler yaptığını da anlatan Yılmaz “Ben o akşam Antalya’daydım. Saat 11,25’e kadar yanımda radyo, TV de yoktu, kalabalık bir yerde olduğum için telefona da bakamadım. Gece telefona baktığımda çağrıları gördüm, bir saat kadar birlikte olduğumuz bir arkadaşımız aradı. Ankara’da askeri hareketlilik olduğunu, darbe girişiminde bulunulduğunu söyledi. Olacak iş mi bu dedim, ciddi olduğunu söyledi. Hemen radyoyu açtım ve radyoda TRT haber bölümünden bir şeyler söyleniyordu ama tam net değildi yine de. Yarım saat sonra ailemle birlikte kaldığım yere ulaştım. Televizyonu açtım, o manzaraları gördüm. Ben haberi alıR almaz önce Emniyet müdürünü ve Jandarma Komutanı’nı aradım. Bir sıkıntı mı var, Aliağa’da bir hareketlilik var mı diye sordum. Emniyet Müdürümüz Aliağa’da herhangi bir hareketlilik olmadığını, her türlü önlemi alıp beklediklerini söyledi. Jandarma Komutanını aradım, o da aynı şekilde yanıt verdi. Askeriyenin içinden bir grubun kalkışmaya giriştiğini ancak emir komuta zincirinde olmadığını söyledi. Hasan müdürümle irtibatlı olduğunu belirtti. Sonra Garnizon komutanımızı aradım, birliğinin başında olduğunu, görev başında olduğunu söyledi. Bundan sonra da saat başı haberleştik kendileriyle. Birimlerin birbirine yardımcı olması konusunda tam bir mutabakatımız vardı. İlçemizde herhangi bir yanlış olmayacağını anladığımda ben biraz rahatladım. Sonrasında sosyal medya üzerinden vatandaşlarımıza yönelik mesajlar yazmaya başladım. Aliağa’da olağanüstü bir durum olmadığını, askerin de polisin de emrimiz altında bulunduğunu, korkulacak bir şey olmadığını aktardım. O ana kadar çok rahattım. Darbe girişimcilerinin başarılı olamayacağına neredeyse emindim. Ama TRT’de o bildiriyi okudukları an, moralim çok bozuldu; o da kısa sürdü. O anda şahsım adına değil ama ülkem ve milletim için endişelendim. Böyle bir dönemde Türkiye’de darbe girişimi demek Türkiye’yi çökertme girişimi demekti çünkü. Türkiye’yi Suriyeleştirme, kardeş kavgasına sürükleme ve Türkiye’yi dışardan işgaline yönelik bir planlamaydı. Ben bu travmanın altından önümüzdeki dönemde daha vahim şeyler çıkacağını düşünüyorum. Ne kadar büyük bir tehlike atlattığımızı önümüzdeki günlerde daha iyi anlayacağız. Planlar, görüşmeler, projeler çıkacaktır. Bu basit bir kalkışma olayı değil. Ben bu olayın, birilerinin kullandığı maşalar eliyle, Amerika, Almanya, Siyonizm mi dersiniz, Vatikan mı dersiniz, oraya kadar varacağına inanıyorum. Bunların Türkiye’yi, Anadolu’yu kasıp kavurmaya niyetlendikleri bir projenin uygulamaya geçirildiği bir geceydi o gece.” dedi. (BÜLENT PINARBAŞI)