15 Ağustos 2018, Çarşamba

PROF. DR. FUNDA OBUZ: ‘BÜYÜK HASTANE SÖYLEMİ İLE SAĞLIK RANTA TESLİM EDİLİYOR!’

22 Ocak 2018, Pazartesi 06:24

     


Gün geçtikçe artan iş kazaları ile tekrar gündeme gelen Aliağa Devlet Hastanesi’nin fiziki yetersizliği ile iş sağlığı ve güvenliğinde alınması gereken önlemlerle ilgili Aliağa Ekspres’e açıklamalarda bulunan Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Üyesi Prof. Dr. Funda Obuz büyük hastane binaları inşa etmenin sorunu çözmeyeceğini söyledi.

Aliağa’nın artan nüfusu ve gelişen sanayisine rağmen yeterliliği tartışılan Aliağa Devlet Hastanesi ve Aliağa’da yaşanan iş kazalarının nedenleri üzerine konuştuğumuz Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Üyesi Prof. Dr. Funda Obuz sorunu sonuçları bakımından değil nedenleriyle ele almanın çözüme ulaştıracağını belirtti.

Obuz, “Geniş bir sanayi bölgesi olan Aliağa’da önemli olan iş kazalarını önleyebilmek. Tabii ki hastanenin bütün donanımlarının olması önemlidir ama yaşanan iş cinayetlerinin çözüm odağını yalnızca gelişmiş donanımlı bir hastaneye bağlayamayız. Aliağa’da öncelikle bütün iş sağlığı birimleri ile ortak bir çalışma yapılması gerekiyor.” dedi. Yeni bir hastanenin inşa edilmesinin tartışıldığı Aliağa’da esas problemin başta alınması gereken önlemlerin alınmaması olduğunu vurgulayan Obuz, “İstediğiniz kadar büyük, çok yatak kapasiteli hastaneler inşa edin. Eğer başta koruma önlemi almazsanız, sorumluluğu iş yerinden çıkarıp işçinin sırtına atarsanız hem yanlış hareket ediyor olursunuz hem de yaşanacak kazaların da önünü açmış olursunuz.” şeklinde konuştu.

‘İş kazalarının nedenleri güvencesiz, kuralsız ve taşeron çalışma sistemidir’

Ülkede yaşanan tüm kazalarda, TTB’nin yaptığı açıklamalarda da değinildiği gibi, iş cinayetlerinin esas nedenlerinin güvencesiz, kuralsız, esnek ve taşeron çalışma sistemi olduğunu belirten Funda Obuz, bu çalışma koşullarını değiştirmeden dünyada en yüksek sayıda iş cinayetlerinin ve kazalarının olduğu ülke konumunda olmaktan kurtulamayacağımızın altını çizdi. Çok hızlı ve aşırı üretimin olduğu fabrikalarda iş yerlerinde kazaların nedenlerini saptamanın ve iş yerlerinde denetimlerin arttırılmasının gereğine dikkat çeken Obuz, “Kazalar patronların kar hırsı, yetkililerin patronları denetlememesinden kaynaklanıyor. Bu konuda caydırıcı cezalar verilmediği, gerekli önlemler alınmadığı sürece biz maalesef bu kazalarda daha çok insan hayatının son bulduğunu göreceğiz.” dedi.

‘6331 Sayılı Yasa ile iş yeri hekimleri patrona bağımlı hale geldi’

2012 yılında çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’na bir takım beklentilere karşılık olması atfedildiğini söyleyen Prof. Dr. Funda Obuz, “6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 5 yılını doldurdu. SGK ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre çalışma yaşamında iş kazaları ve meslek hastalıkları oranlarında iyileşmenin aksine kötüye gidişin olduğunu görüyoruz. Bu kötü gidişin nedeni ise 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasasının “işçi sağlığı” odaklı olması ve İSİG hizmetlerinin tamamıyla piyasalaştırılmasıdır. Biz TTB olarak 1987 yılından beri iş sağlığı ve güvenliği konusuna müdahiliz. Bu alanda çalışma yürüten bir kolumuz ve kolun içerisinde deneyimli arkadaşlarımız var. İş yeri hekimlerinin eğitimlerini ve sertifikalarını TTB verirken, çıkarılan yasa ile hekimler eğitimlerini özel kurumlardan almaya başladılar. Bunun sonucunda da hekimlerin iş yeri sahiplerine bağımlı olarak çalışması gündeme gelmiş oldu. En son yaşanan TÜPRAŞ faciasında bile TTB olarak iş yeri hekimlerine ulaşmaya çalıştığımızda bilgi alamamamız bu bağımlılığa örnektir. Ücretini, denetlemek ve önlemek için bulunduğu bir şirketten alan hekimin bağımsızlığı söz konusu değildir. Bazı iş yerlerinde sadece imza yetkisi olan iş yeri hekimleri olduğunu biliyoruz. 6331 sayılı yasa ile hedeflerinin kazaları önlemek olduğu ifade edilse de sonuç patronların işini kolaylaştırmak ve artan iş cinayetleri oldu.” şeklinde konuştu.

‘Büyük hastaneler yapmak yerine mevcut hastanelerin kapasitesi arttırılmalı’

Hükümetin son dönemde büyük şehir hastaneleri kurma girişimini değerlendiren Obuz, “Şehir hastaneleri, bedelsiz olarak şirketlere tahsis edilen Hazine arazileri üzerine şirketler tarafından yapılır. Bu hastanelerde Sağlık Bakanlığı kiracıdır. Mülkün sahibi olan şirketlere Sağlık Bakanlığı en az 25 yıl boyunca kira ve bina bakım parası öder. Şehir hastanelerinin masrafları ise bizlerin cebinden çıkar. Beş yıldızlı otel konforunda olacağı söylenen bu hastanelerde, SGK sadece “tek yıldız” oda bedelini ödediği için yüksek katkı/katılım payları ve ek ücretler yine vatandaşa fatura edilir. Şehir hastanelerinin yapılmasına ‘yapılacak hastanedeki yatak sayısı kadar mevcut hastanelerden azaltılması ya da mevcut hastanelerin kapatılması kaydıyla’ izin verilmektedir. Yani şehir hastanesi kurulan illerde bir adet yeni bina yapılırken mevcut hastaneler kapatılmakta, böylece yeni hasta yatağı oluşmamaktadır. Vatandaşta yaratılan geniş yatak kapasiteli büyük binalar yapıyoruz algısı maalesef yanıltıcıdır. Aliağa özeli ve İzmir geneli içinde yapılmak istenen inşaata ve ranta dayalı bir sağlık sistemidir. Mevcut hastanelerin koşullarını iyileştirmek, halka ücretsiz sağlık hizmeti vermek gibi planları olmayan AKP hükümeti sağlığı da rant alanına çevirmiş bulunuyor.” dedi.

“Büyük binalar ve odalar yaparak sağlık olmaz, içinde nitelikli bir hizmet vermedikten sonra 17 dakikayı bulan sürelerle acil duruma müdahale etme şansımızın azaltıldığı hastanelerde insan hayatını merkeze alıyorsunuz demek değildir.” diyen Prof. Dr. Funda Obuz vatandaşların da büyük hastane modasına kanmamaları gerektiğini, gerek iş sağlığı ve güvenliği anlamında gerekse sağlık hizmetlerinden faydalanmak anlamında önemli olanın koruyucu hekimlik ve nitelikli sağlık hizmeti olduğunu vurguladı.

(EREN SARAN) 







 
Son Eklenen Haberler