17 Ağustos 2018, Cuma

BURAK AKSAK: "MUTSUZ BİTEN HİKAYELER TAMAMLANMAYA MUHTAÇTIR"

4 Haziran 2018, Pazartesi 06:13

     


O’ndan bahsederken aslında on parmağında on marifet diye bahsetmek lazım. Dünyada en iyi 50 dizi arasına giren 'Leyla ile Mecnun'un senaristi, bazen yazdığı senaryoların oyuncusu, Bana Masal Anlatma, Kara Bela ve Sen Kiminle Dans Ediyorsun gibi ses getiren filmlerin başarılı yönetmeni ve ‘Dizi için düşündüğüm finali kitapta yaptım’ diyerek Leyla ile Mecnun kitabını yazan Burak Aksak ile keyifli bir röpörtaj gerçekleştirdik.

1-Dizi biteli yıllar oldu ama dost sohbetlerinde ya da sosyal medya da her an Leyla ile Mecnun repliğine videolarına rastlamak mümkün. Leyla ile Mecnun dizisini bu kadar sevdiren neydi.

İnsanların televizyonda gördüğü diğer dizilerden farklı ve kendilerine yakın buldukları bir dili vardı Leyla ile Mecnun’un. Yazanı, yöneteni, oynayanı aynı dili konuşabiliyor, benzer şeylere gülüyordu. Bu farklılığı seven ve sahiplenen de bir izleyici kitlesi oluştu zamanla. Televizyondan çok internet aleminde ilgi gördü dizi. Ve hala da devam ediyor bu ilgi. En büyük etki ekibin ve izleyicinin aynı dili konuşabilmesi sanırım.

2-Belki de hayatta istediklerimiz tam anlamıyla gerçekleşmediği için mutlu sonları seven bir toplumuz. İzlediğimiz, bir filmde dizi de ya da okuduğumuz kitapta mutlu son olsun istiyoruz. Siz ne dersiniz. Hayatın gerçekleri mi yoksa masalsı sonlar mı ?

Hayat yeterince acı verici ve gerçekler çok sıkıcı. O yüzden masalsı sonları tercih ederim. Gerçi dizide sezon finalleri dahil olmak üzere hiç mutlu bir son olmadı. Belki de bu bilinçli bir tercih olmasa da hikayenin devam etme umuduyla alakalıdır. Mutlu ve masalsı bir son, benim için gerçek bir sondur. Tamam işte mutlular yani. Bitti artık hikaye. Mutsuz biten finallerde bir yarım kalmışlık, tamamlanmaya muhtaç bir hikaye vardır.

3-Bizimkiler, Mahallenin Muhtarları, Süper Baba, İkinci Bahar ve sizin diziniz olan Leyla ile Mecnun gibi hafızalara yer eden oldukça çok izlenen dizilerde izleyiciye yön veren, örnek olan sahneler muhakkak olurdu. Dizi kahramanının kitap okuması, insanlar arasında dayanışmanın önemi ve şiddete başvurmadan ince göndermelerle ders verilmesi gibi.. Son dönem dizilerini izlediğimiz de genelde lüks yaşamlar, mafyavari diziler ve şiddet dolu sahneler ön planda. Siz ne dersiniz?

Leyla ile Mecnun’un saydığınız dizilerin yanında anılması bile bir onurdur benim için. Çok güzel bir iltifat açıkçası. Hesaplı kitaplı yaptığım bir şey değil, sonuçta biz de bu dizilerle büyüdük. Ve ben yazdığım gibi yaşayan, yaşadığı gibi yazan biriyim. Son dönemdeki bu dizilerin başka versiyonları geçmişte de vardı. Her dönem farklı bir akım çıkıyor ve birbirine benzeyen diziler oluyor ekranda. Buna mevcut reyting sistemi ve dizi süreleri de etki ediyor. “Yerli dizi, yersiz uzun” dediğimiz zamanlar diziler 90 dakikaydı. Bugünse 150 dakikalar zorlanır oldu. Üzerine aylarca çalıştığımız sinema filmlerim 110 dakikayken, her hafta 150 dakika dizi yapmak pek de akıl karı değil gibi.

4-Sahibi olduğunuz yayın evinin adı ise Küsurat ve logosunda at var. Leyla ile Mecnun dizisinde sık sık at esprisi vardı. Hatta bazı sahnelerde direkt at vardı.Bu at sevgisinin sebebi?

Atlar asil hayvanlardır. Belki adımın anlamından, belki de genlerden gelen bir at sevdası var elbet. Ama bu durum benden ziyade izleyenin takıldığı ve üzerinde durduğu bir nokta. İnsanlar bana hediye olarak at figürleri getiriyor, yayınevinin isim babası Yılmaz Erdoğan mesela. O yüzden “ben iyiyim de çevrem at” sanırım.

5-Senaristliğinizin yanı sıra oyuncu olarak da ekranda göründünüz. Ekran da olmak mı yoksa ekrandakini yaratmak mı?

Oyunculuk bambaşka bir alan. Selçuk Aydemir ile beraber kısa filmler çektiğimiz dönem en zorlandığımız şey oyuncu bulmaktı. Öyle bir çevremiz yoktu her şeyden önce. Hiçbir oyuncuyu tanımıyorduk. O yüzden eş dost arkadaş çevremizden insanları oynatıyorduk zorla. Kimseyi bulamayınca da ben geçiyordum kamera önüne. Sonra Ayla Algan ile 3-4 seneyi bulan bir çalışma sürecimiz oldu. Ama oyuncu olduğumu söyleyemem. Bu sebeptendir ki ekrandakini yaratmak, daha doğrusu insanlara bir hikaye atlamak her zaman daha cazip gelmiştir bana.

6-Yarattığınız karakterlere kendi kişiliğinizden bir şeyler katıyor musunuz?

İlla ki. Her yazdığım karakterde benim hayatımda yeri olan bir şeyler oluyor mutlaka.

7- Onaylanma kaygısı taşıyor musunuz ve tüm işler ters gittiğinde bir B planınız var mı?

Leyla ile Mecnun yayınlandığı sırada vardı bu tür kaygılarım. Ancak 104 bölüm boyunca gelen tepkilerden sonra bu durumu pek de umursamamaya başlıyorsunuz. Çünkü her hafta bir bölüm üretip insanların beğenisine sunuyorsunuz. Ve o hafta yayınlanan bölümü birileri “en iyi bölüm bu” şeklinde değerlendirirken, başka birileriyse “en kötü bölüm” olduğunu söyleyebiliyordu. Yani herkesin beğenisini kazanmak mümkün değil. O yüzden yaptığım tek şey, anlatmaya çalıştığım hikayeyi kendime göre en doğru şekilde aktarmaya çalışmak. Tüm işler ters giderse yine de yazmaya devam ederim. Film çeker miyim, dizi yapar mıyım, kitap çıkarır mıyım bilemiyorum ama yazmaya kesinlikle devam ederim. Şu an başka bir işle uğraşıyor olsaydım da bir yandan yazmaya devam ederdim kesinlikle.

8-Senaristlik, oyunculuk, film yönetmek ve kitap yazmak. Her parmakta bir marifet derler ya onun gibi. Sırada ne var? Ya da hangisi ön planda olacak?

Tüm bu bahsi geçen şeylerin ortak noktası “hikaye anlatmak”. O yüzden hikaye anlatmaya devam edeceğim. En uygun mecra hangisi olursa artık. Fark etmez. Ama şu an için en yakını kitap yazmak diyebilirim.

(SERKAN SELİNGİL) 







 
Son Eklenen Haberler