19 Ocak 2018, Cuma

Kalanlar… Asine, Azra ve Alara

9 Ocak 2018, Salı

     


Eren SARAN

Aliağa, büyük sanayi havzası… Yatırımların ardı arkası kesilmeyen ilçemizde patronlar, ticaret odaları, yetkililer bu büyümeyi öve öve bitiremiyorlar. Peki; limanlar, demir-çelik firmaları, TÜPRAŞ, PETKİM ve daha nicesi nasıl büyüyor? Sermaye sahiplerinin, devletin kurumlarının çabaları ile… Peki kimin sırtından? O büyüme kendine kaç işçiyi kurban etti?

Haftada en az üç kere iş kazası duyumu alıyoruz… Kimisi basit yaralanmalar olurken, kimisinde hayatını kaybeden işçiler oluyor. Sizin diliniz varıyor mu bilemem ama ben bu kazalara CİNAYET diyorum. Neden mi?

Çünkü kuralsız, daha fazla kar hırsı ile çalışan fabrikalarda göz göre göre geliyor ölümler… Aliağa’da çalışıyor olmak, bir gün ‘ölebiliriz’i baştan bilmek, uzun saatler, sağlıksız koşullarda en tehlikeli iş kollarında güvencesiz, çoğu yerde sendikasız düşük ücretlerle çalışmak demek. Üstelik canımızın hiç kıymetinin olmadığı ilçede ölümümüz iki satırdan fazla yer almayacak demek. Dev bir çukur gibi bu büyük havza… Bir çoğunun çocukları babasız bir çoğunun annesi oğulsuz kaldı. En yakın zamanda en olmaz denilen yerde yaşanan kazayı unuttunuz değil mi? Benim hala kulağımda Kemal’in annesinin hastane önünde yakarışı, “Oğlum Kemal, kalk annecim… Ben geldim…” Kimler vardı hastane önünde? Yalnızca ölen dört işçinin yakınları… Peki, ya yatırımlar hızla sürüyor, Aliağa gelişiyor naraları atan yetkililer, siyasi parti temsilcileri, genel müdürleri neredeydi? YOKTULAR! Cenazeye geldiler, öyle samimiyetsizce, tekrarının yaşanacağını, bu ölümlerin son olmayacağını bile bile… “Aman basında çok duyulmasın” diyerek geldiler o cenazelere… Kazanın ertesi günü iş bırakma eylemi yapan TÜPRAŞ işçilerinden taşeron olanlar isyan ettiler, “Biz güvencesiz, basit malzemelerle çalıştırılıyoruz. Uzun mesailer yapıyoruz. En tehlikeli alanlarda göz göre göre ölüme gönderiliyoruz.” dediler. Sonra?

Sonra aynı yerde, aynı koşullarda çalışmaya devam ettiler. İşçiler bu sözleri söylerken, bu ülkenin milletvekili, bakanı hep bir ağızdan Tüpraş’ın kapısının önünde “Üretim devam ediyor!” dedi. ÜRETİM DEVAM EDİYOR… Hiçbir cümle bu kadar acıtmaz insanın canını ve hiçbir cümle onların samimiyetsizliğini böylesine gözler önüne seremez!

Şimdi bu iş cinayetini hatırlatmanın ne alemi vardı değil mi?

O üretim hiçbir önlem alınmaksızın devam ettiğinde ölen biz oluyoruz çünkü… Projelerinizde anlata anlata bitiremediğiniz Devlet Hastanesi’ni hayata geçirmediğiniz için ilk müdahaleler doğru yapılamadığından ölüyor işçiler; denetlemediğiniz, denetlemeye cesaret edemediğiniz firmalar yüzünden ölüyor. Birkaç insaflı, vicdanlı kurum müdürünün gayretlerini Ankara’dan baskıladığınız için ölüyor işçiler çünkü…

Geçtiğimiz haftalarda bir işçi daha öldü. Bu sefer Aliağa’nın gittikçe büyüyen haddecilik firmalarından birinde… Ölen işçi 31 yaşında, Serhat Çetin… Biri bir buçuk biri altı yaşında iki kızı var Serhat’ın. Ve eşi Asine… Doğançay’da oturuyorlar. Aileye ulaşabilmek için çok çaba sarf ettik. Evlerine ulaştığımızda Asine, küçük kızları Azra’nın karnını doyuruyordu. Evde bir sessizlik, kayınbiraderi Hüseyin konuşmaya başladı. “Eniştem üç aydır bu firmada çalışıyor. Aynı makinede yine bacağından yaralandı. Bir buçuk ay raporlu yattıktan sonra kalıcı hasar ile işe tekrar başladı. Bir hafta olmuştu ki bu kaza oldu. Acil stop butonu yokmuş makinede, parça sıkışmış almak isterken arkadan gelen 6 metrelik diğer demir çubuk fırlayıp bacağına saplanmış. Orada kaynak makinesi ile kesmişler, sonra Aliağa Devlet Hastanesi’ne getirmişler. Orada müdahale eden doktorun parçayı çıkarmak istediğini söylüyorlar. Çiğli’ye sevk etmişler. Orada ameliyata alan doktorlar dedi; ‘demir parçası hareket ettirilmeseydi kurtarabilirdik’ diye. Bize ulaşan bir firma yetkilisi, olayı doğru düzgün anlatan kimse yok. Elimizde hastane raporları var, bir de Serhat’ın babasına ‘Size cenaze masrafları için 13 bin lira ayırdık’ demişler. İş yerinden arkadaşlarına ulaşamıyoruz. “ diyor Hüseyin…

Kalanlar, sessizlikle sınanıyor!

Asine çok sessiz, “Kırık dökük, küçük kızı Azra yerinde durmuyor, o da yalnızca onunla ilgilenip ‘Nasılsın?’ dediğimizde ‘Nasıl olayım’ diyor. Bir de ‘Ben eşimin hakkını arayacağım!’

Asine Çetin’e ailesinden başka sahip çıkan yok. Arayıp soran da yok. Düşünün, bir işçi ölüyor, iki çocuğu ve bir de eşi var arkasında kalan. Bir tane firma yetkilisi, bir sorumlu kadına bilgi vermemiş. Bizim ulaşabildiğimiz evin kapısından girmemiş. ‘13 bin lira ayırdık’ demişler. Hepsi bu, ha bir de firmanın patronu yurtdışındaymış, dönünce bilgilendirme yapacaklarmış.

Asine’nin onunla ilgilenen bir ailesi, kendilerine ait bir ev olmasaydı ne olurdu? Bütün iş cinayetlerinden sonra olduğu gibi ateş düştüğü yeri yakıyor, çocuklar babasız büyüyecek, Asine yedi yıldır güvenle sırtını yasladığı yol arkadaşını bir daha göremeyecek, hakkından hukukundan bihaber olan Asine acısını içine gömecek, çocuklarını büyütme telaşında hayatına devam edecek. Kimse ‘maddi manevi desteğe ihtiyacın var mı? Alara’nın okul masrafları, ufaklığın bezi var mı? Aç mısınız? Akşam çorbanız kaynadı mı?’ demeyecek.

İşçiler, patronların kar hırsına kurban gidiyor. Devlet zaten zorunlu olduğu şeyleri yapmaktan yana umursamaz davranıyor. Peki ya kalanlar? Şimdi soralım kendimize Kemal’in annesi ne yapıyor? Unutmayın diye yazıyorum, Asine’yi de unutmayın diye… Asine bu süreci ona el uzatan ailesi, belki bir kaçımızın gayreti ile atlatmaya çalışacak, ama asıl sorumlular bir işçinin canına biçtikleri 13 bin lirayı ödeyip, aileden fiş istemenin ötesinde bir şey yapmayacaklar ve büyüyen sanayimiz, İzmir’in gözbebeği Aliağa daha çok işçinin mezarı olacak! UNUTMAYIN!

 



Yazarın Tüm Yazıları
Kalanlar… Asine, Azra ve Alara 9 Ocak 2018, Salı
Aramızı bulmak istiyorlar… 18 Aralık 2017, Pazartesi
“Bu yasalar böyle geçmez!” 7 Ekim 2017, Cumartesi
Kadına yönelik artan kamusal şiddet ve çıkarılan yasalar üzerine… 25 Ağustos 2017, Cuma