19 Ocak 2018, Cuma

Aramızı bulmak istiyorlar…

18 Aralık 2017, Pazartesi

     


Eren SARAN

Ülkede uygulanmak istenen tüm politik hamleler önce kadınlar üzerinden şekillendirilmek isteniyor. Şimdi çok iddialı gibi duran bu cümleyi bir örnek üzerinden tartışmaya başlayalım. Daha önce kadınlar müftülere resmi nikah yetkisinin verilmesine yönelik çıkarılmak istenen yasalara karşı durmuş, tüm illerde ve Aliağa’da da tepkilerini göstermişlerdi. Ancak bu tehlikenin hepimizin geleceği için sorun teşkil ettiğinin farkına varmakta geciktiğimiz için Müftülük Yasası meclisten geçti.

Amaçlanan, toplumun tüm değerlerinin ve medeni hukukun yarım yamalak da olsa kadınlara sağladığı, tersinden söyleyecek olursak kadınların yıllar süren mücadeleleri ile kazanmış olduğu en temel haklarından birinin gasp edilmesiydi. Yetiştirmek istedikleri dindar ve kindar neslin temellerini atmak için yeni bir toplumsal düzen yaratmak istiyorlar. Her yeni gün buna yönelik adımlar atmaya da devam ediyorlar. Peki, bir toplumun genetiği üzerinde, sosyal hayatı üzerinde değişiklik yaratmak istiyorsanız yapacağınız en önemli hamlelerden biri ne olacaktır? Hangi kesim üzerinde yaratacağınız baskı size kazanç sağlayacaktır? -Baskı ile diyorum çünkü AKP hükümetinin Türkiye’de yaşayan insanları ikna etme şansı kalmamıştır. Bu yüzden tüm hamlelerini sırtını yasladığı OHAL üzerinden baskı ile gerçekleştirmektedir- Toplumun iki dinamik kesimi, gençler ve kadınlar...

Gençleri işsizlik ve eğitim sisteminde yaptığı değişikliklerle umutsuzluğun kollarına atan AKP hükümeti, kadınları ise çalışma hayatından geri çekmek isterken bir yandan da muhafazakar toplum yapısını oluşturmak adına kadınların sosyal ve temel haklarına saldırılarda bulunuyor. Bu yüzden kadınlar çocuklarını ve kendilerini ilgilendiren bu saldırılara karşı mücadele etmek gerektiğini vurguluyor. Şimdi düşünelim, eğitim müfredatında yapılmak istenen değişikliğe ülkenin demokratlarını aydın ve sanatçılarını eğitimcilerini bir kenara bırakacak olursak en çok kim hayır dedi; Kadınlar! Çünkü çocukların bakımından ve eğitiminden genel olarak kadınlar sorumlu tutuluyor ve devlet okullarına göndermekten başka çareleri de yoksa alacakları eğitimden en çok kadınlar endişe duyuyorlar. Kadınlar hem çocuklarının hem de kendi geleceklerinin çalınmaması, toplumda yaratılmak istenen gericileşmenin önüne geçmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Müftülük yasasına geri dönecek olursak, kadınlar uyarmıştı; “Bu yasa toplumda bölünmeye yol açar, ileride nikahını belediye memuruna mı kıydırdın, müftüye mi? sorusunu duymak zorunda kalırız, bu yasa geçerse ardından boşanmamızı da zorlaştıracak bir uygulama daha getirmek isteyeceklerdir, müftülerin resmi nikah kıymaları çocuk yaşta evliliklerin önünü açacaktır. Bu değişiklik medeni hukukun içinin boşaltılması demektir.”  Sonra ne oldu, yasa meclisten geçti ve ilk müftü nikahında çiftlere dini vaazlar verilip, beş çocuk yapmaları salavat getirildi. Yasanın hemen ardından hükümet bu sefer de boşanma işine el attı ve ‘Aile Arabuluculuğu’ hamlesini getirip önümüze koydu.

Nedir bu ‘Aile Arabuluculuğu’? Nasıl Planlanıyor?

Hazırlıkları süren düzenlemeye göre; boşanma, nafaka, mal paylaşımı, tazminat, velâyet, çocukla kişisel ilişki kurma gibi konularda vatandaşlar aile mahkemesi hâkimi tarafından arabulucuya yönlendirilecek.  ‘Aile Arabuluculuğu Merkezleri’ kurulacak. Bu merkezlerde hukukçu arabulucuların yanı sıra değişik alanlardan uzmanlar istihdam edilecek.  Hedef; öncelikle tarafları barıştırmak! Arabuluculara, boşanmak için gelen çiftlerin barıştırılmasını sağlamak amacıyla “çatışmadan işbirliğine geçmede ebeveynlere yardımcı olmak” başlığı altında eğitim verilecek. İlk etapta 2 bin arabulucu istihdam edilecek. Bu arabulucular 300 saat eğitimden geçirilecek. Arabulucu huzurunda sağlanan uzlaşı, aile hâkiminin onayından geçecek.

Uygulama boşanma davalarında aile sırları gözler önüne serildiği için mahremiyeti korumak adına çıkarılmak istenen, boşanmaları önleme, aile kurumunun devamlılığını sağlamak için çıkarılmak isteniyor gibi lanse ediliyor.

Sizin aile mahremiyeti dediğiniz, ‘Kol kırılsın, yen içinde kalsın’ demekten başka bir şey değildir?

‘Aile mahremiyeti’ olarak ifade edilen şey, gerçekte şiddeti kamusal alanın bir sorunu olmaktan çıkarıp aile içine hapsetmek, şiddet ve istismarın gizli kalmasının önünü açmaktır. Aile içerisinde yaşanan sıkıntıların mahremiyet ile adlandırılması, sanki bu meseleler toplumsal eşitsizlikten değil de bireysel bir meseleden kaynaklanıyor demektir. Kadınların ve çocukların yaşayabileceği şiddet ve istismarın önlemini almak, engellemek ve cezalandırmak devletin sorumluluğudur. Şiddet ve istismar kişilerin talihsizliklerinden kaynaklı başlarına gelebilecek birkaç muhtelif olay değildir. Çözümü de özel bir alana hapsedilemez.

Henüz netleşmeyen planınıza karşılık kadınlar olarak hem itiraz ediyor hem de soruyoruz:

Hem arabuluculuğu zorunlu kılacak hem de ücrete tabi tutacak olduğunuzda, çoğu zaman avukat masrafından endişe ettiğimiz, ekonomik olarak geliri olmayan biz kadınlar nasıl boşanacağız?

Arabuluculuk süreçleri ve aile içinde uzlaşmazlığa neden olan sorunların “gizli” kalacağını söylüyorsunuz, mahkeme heyetlerinin dahi bu süreci bilmeyeceğini ifade ediyorsunuz. Kadınların hangi koşullarda o masaya oturduğunu, ne pahasına uzlaştığını nasıl bileceğiz?

Bir yerde uzlaşı olabilmesi için tarafların eşit olması gerekir, kadın ve erkeğin eşit olmadığı toplumumuzda bu gerçek bir uzlaşı olabilecek midir?

Bu ve benzeri sorularımızın gerçek bir yanıtının hükümet tarafından verilmeyeceğini defalarca yaşadığımız örnekleri ile gördük. O halde kendi cevabımızı kendimiz vermeli ve bir an evvel biz kadınlar ve çocuklarımızın geleceği üzerinde uygulanmak istenen tüm gerici uygulamalara, haklarımıza yönelik saldırılara karşı her zaman yaptığımız gibi mücadele etmeliyiz…

 

 



Yazarın Tüm Yazıları
Kalanlar… Asine, Azra ve Alara 9 Ocak 2018, Salı
Aramızı bulmak istiyorlar… 18 Aralık 2017, Pazartesi
“Bu yasalar böyle geçmez!” 7 Ekim 2017, Cumartesi
Kadına yönelik artan kamusal şiddet ve çıkarılan yasalar üzerine… 25 Ağustos 2017, Cuma