16 Aralık 2017, Cumartesi

Kadına yönelik artan kamusal şiddet ve çıkarılan yasalar üzerine…

25 Ağustos 2017, Cuma

     


Eren SARAN

Aylardır ülkemizde yaşanan kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz haberlerini duyuyoruz. Haberlerin çoğu kamusal alanda yaşanan sıkıntıları içeriyor. Bizler ise lanetliyor ve kınıyoruz. Peki, sizce lanet etmek yeterli mi?

Muhafazakarlığın hükümet tarafından yıllardır pohpohlandığı ülkede daha nice şiddet haberi okumayacak mıyız? Neredeyse her hükümet yetkilisi kadınların nasıl davranması gerektiği üzerine çeşitli açıklamalarda bulundu. Yasalar hazırlandı. Kürtaj yasağı tartışması ile başlayan süreçte, hamileliğin gizlenmesi gerektiğinden, kaç çocuk doğuracağımıza, kahkaha atmamamız gerektiğinden, ne giyeceğimize kadar egemen zihniyet sürekli açıklamalar yapıyor.

Kadına yönelik çıkarılan yasalar tehlikeyi gösteriyor

En son müftülere verilen resmi nikah yetkisi ile gündeme gelen hükümet, aynı zamanlarda otobüste şort giydiği için saldırıya uğrayan Melisa, laikliğin kalesi olarak lanse edilen İzmir’de cinsel saldırıya uğrayan iki genç kadına şikayetçi olduklarında ‘siz de böyle giyinirseniz’ diyerek tepki veren polisin kadınları darp etmesi, Maçka Parkı’nda şort giydiği için güvenlik görevlisi tarafından sözlü tacizle ‘burada böyle dolaşamazsın’ denilen genç kadının yaşadıkları sizce birer tesadüf mü?

Son iki yılda çıkarılan yasalara ve sonuçlarına hızlıca bir göz gezdirecek olursak,

2015’in mayıs ayında Anayasa Mahkemesi, resmi nikah kıymadan dini nikah kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesini ortadan kaldırdı. Bu hamle, “Çocuk yaşta evliliklerin ve çok eşliliğin önünü açacak bir karar” olarak eleştirilmişti.

Yine 2015’te resmi nikâh kıymadan dini nikâh kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesi ortadan kaldırıldı. 2016’da bir yasa iptaliyle “çocukların cinsel ilişkiye rıza yaşı 15’ten 12’ye indirildi. Bu tasarıyla çocuk yaşta evliliklerin ve erkeklerin çokeşliliğinin önü açıldı.

En son Meclis’e sunulan Nüfus Hizmetleri Kanun Tasarısı ile müftülere resmi nikâh kıyma yetkisinin verilmesi ise kadınların medeni haklarının tırpanlanmasının önünü açacak pek çok madde içeriyor. Bu tasarı Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından “Laiklik ilkesine aykırı değil; aksine tam da laiklik ilkesinin gereğidir” şeklinde savunuldu.

Oysa yasa tasarısına kadınların “çocuk evliliklerin önünü açar”, “kademeli olarak dini nikah resmi nikahın yerini alır ve kadınların Medeni Kanun’dan doğan haklarında ciddi sıkıntılar yaşanır” ve “laikliğe uygun değil” şeklindeki eleştiri ve kaygıları var. Bu kaygılar diğer sorunlar ve yasalar ile birleştirilince geçerli oluyor.

Bozdağ ise kadınları suçlayarak müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesinin “laikliğin gereği” olduğunu iddia ederek “bu değişikliği, ideolojik saplantılarımıza, körlüklerimize ve önyargılarımıza kurban etmeyelim”  şeklinde açıkladı.

Müftülere nikah yetkisini kadınlar ‘Hayır’ diyor. Neden?

Tasarı yasalaşırsa nikâhı hangi memurun kıyacağı aile içinde kadınlar üzerinde yeni bir baskı ve şiddete dönüşebilir, bu baskı altında kadınlar istemeseler de din görevlisinin nikâhına zorlanabilir. Kimin ne tür nikâh kıydığı tartışması toplumda yeni kutuplaşmalara neden olabilir.

Medeni hakların din görevlilerine devredilmesi laikliğe aykırıdır! Laikliğin olmadığı yerde en çok kadınların hakları tırpalanır.

Tasarı din görevlilerine nikâh yetkisinin yanı sıra evde yapılan doğumlarda, çocukların doğum bildiriminin sözlü beyanının da yeterli sayılmasını getiriyor. Bu maddeyle, kadınların tepkisiyle geri çekilen ‘çocuk istismarını meşrulaştırma yasası’ arka kapıdan geçirilmeye çalışılıyor.

Meclisteki tasarıyla kız çocuklarının yaptıkları doğumların bildirimine ilişkin zorunluluk ortadan kalkıyor. Böylece kız çocuklarını hamile bırakan istismarcılar tespit edilemeyecek ve dava açılamayacak. Çocuk istismarı aklanıp, istismarcılar devlet eliyle ödüllendirilmiş oluyor.

Şiddet artarken, hükümet kadınların yaşamını daraltıyor!

Bir yandan hükümet kadınların yaşamını daraltıp, zorlaştıracak yasalar çıkarıp, açıklamalarda bulunurken, öte yandan her gün bir taciz ve tecavüz haberleri geliyor. Kadınlar ise geleceklerine, yaşamlarına sahip çıkmak için birleşiyor. En yakın tarihte ‘kıyafetime karışma’ eylemleri yapan kadınlar, birleşmenin ve birlikte ses çıkarmanın öneminin de farkında. Ancak bu sesin, kent merkezlerinde toplanmaktan öteye gitmesi için başka bir yönteminde izlenmesi gerekiyor. Çünkü kadınlar üzerinde dönen bu tartışmalar, hepimizi etkilediği gibi ortak mücadele hattı oluşturmak için de tartışmaların kadınlar tarafından nasıl algılandığını, özellikle hükümet tarafından mahalledeki kadınlara nasıl iletildiğini iyi inceleyip buna göre bir dil kurmak gerekiyor.

Örneğin; bütün bu tartışmalarda; sadece müftülere nikah yetkisini değil, farklı alanlarda uygulanan politikaların kadınlara ve çocuklara yaşattığı somut mağduriyetler üzerinden konuşulması da dikkat çekiyor. Çünkü bizler hem kendi yaşamımızın sorumluluğunu taşıyoruz, hem de çocuklarımızın geleceğinden yana kaygılanıyoruz. Bu anlamda eğitim alanının giderek gerici uygulamalarla yeniden düzenlenmek istenmesi sorunu, kadınlar üzerinde artan baskı tartışmaları ile birlikte ilerliyor. Eğitimde dindarlaşma hamlelerini “Ne var canım, ne güzel işte, çocuklar dinini bilsin” diyerek olumlu karşılayanlar arasında büyük oranda bu eğitim sisteminin çocukların geleceğini inşa etmediği, zenginin ve yoksulun çocuğu arasında uçurumlar yarattığı, eşitsizliğin derinleştiği yönünde tartışmalar var.

Bu tartışmayı ayrıca ele almak gerekiyor ancak sunduğumuz çözüm önerilerinin ve yaptığımız her eylemin yoksul kadınlara da ulaşabilmesi adına birleşme çağrımızın gerçekten hayat bulması için, tartışma zeminimizi ve çağrı dilimizi de buna göre belirlemek sanırım biz kadınların bir diğer hedefi olmak durumunda kalıyor.

 

 

 

 

 

 



Yazarın Tüm Yazıları
“Bu yasalar böyle geçmez!” 7 Ekim 2017, Cumartesi
Kadına yönelik artan kamusal şiddet ve çıkarılan yasalar üzerine… 25 Ağustos 2017, Cuma