18 Ekim 2017, Çarşamba

REFERANDUM ÜZERİNE- 2 (BEKİR TAŞKÖPRÜ)

23 Mart 2017, Perşembe

     


KONUK YAZAR

15 yıldır iktidarda olanlar, 17 Nisan sabahı sihirli bir değneğe mi kavuşacak? Bugüne kadar kendileri tarafından yaratılan, biriktirilen sorunları bir çırpıda halledecek. Recep Tayyip Erdoğan’ı sevenler ve inananlar dışında buna inanan var mıdır acaba? Bunu bilmem ama inanmayan büyük bir kitle var. Hatta yıllarca oy veren ve destekleyen vatandaşlarımız içinde ciddi bir çoğunluk, bu zamansız ve gereksiz olarak dayatılmaya çalışılan anayasa değişiklik paketine mesafeli duruyor. Geçmişte Sayın Erdoğan’ın danışmanlığını yapmış bazı medya temsilcileri dahi “Hayır” diyeceklerini belirtiyorlar.

Biliyorlar ki, 17 Nisan sabahı bu üstte sıraladığım sorunlar bıçak gibi kesilmeyecek. Muhafazakar ve mütedeyyin kitledeki bu tedirginlik giderilmiş değil. Adalet ve Kalkınma Partisi içinde evet diyecekler de, hayır diyecekler de olduğu bilinmekte. Bunu söylemek için araştırma şirketlerine sormaya gerek yok. Herkesin yakın çevresinde tanıdığı Adalet ve Kalkınma Partili tanıdıklarına sorsalar, Sayın Erdoğan’ı sevdiklerini, güvendiklerini, aday olsun ilelebet O’na oy vereceklerini rahatça söyleyen hayranları, evet konusunda aynı düşünmüyorlar.

Zaten oylama da Erdoğan oylaması değil. Sayın erdoğan’a güvenleri tam.  Onların kaygısı böylesi anayasal yetkilerin  yarın bir gün haris, Fetullah gibi, kötü niyetli ya da yeteneksiz kimselerin eline geçtiğinde, ülkenin nasıl bir felaketle karşılaşılacağı. Bu bakımdan “Ülkenin Bakası” için “hayır” demenin daha hayırlı olacağını düşünenler azımsanmayacak miktarda.

Zaten” evet”’çilerin, değişiklik paketini savunmak yerine,  karşısında olanları karalamaya yönelik sert ve karalayıcı üslubu benimsemiş olmalarının altında, kendilerinin dahi bu anayasayı vatandaşların kabul edeceğine inanmamaları yatıyor.

Üstüne üstlük meclis desteği veren Bahçeli’nin dahi, bu en son Barzani ziyaretinde asılan Kürdistan Bayrağı krizi ile pişman olduğu da açık bir gerçek. Kendisi tükürdüğünü yalamamak adına açıkça bunu itiraf edemese de, etkin bir kampanya yapması  beklenmiyor.  Zira tabanının büyük bir çoğunluğu değişikliği benimseyememiş, iki parça olmuş iken, bir de bayrak krizi yaraya tuz bastı gibi görünüyor.

En rahat ve huzurlu kesim “Hayır”cılar. Zira onların neden hayır dedikleri  konusunda kafaları net. Bu kadar yetkilendirilmiş bir başkanlık sisteminin yeryüzünde bir örneği yok. Bir iki Afrika ya da uzak doğu ülkesinde varsa da o ülkelerin gelişmişlik düzeylerine ve uygulamalarına bakmak yeterli. En son Azerbaycan Devlet Başkanının bir sabah kalktığında eşini başyardımcı tayin etmesi, kafaları iyice bulandırdı.

                                                                                                                                                                                      Hayır’cıların kaygısı demokrasi, insan hakları, denetimsiz gücü, freni kopmuş arabaya benzeterek,  nereye çarpacağı kaygısı. Çünkü getirilen değişiklik paketinde bir madde var ki pek dillendirilmiyor. Bu madde, Kamu yararı gerekçesi ile Başkana, tek bir kararname ile eyalet dahi kurma yetkisi veren bir madde. Erdoğan hayranlarınını, muhafazakarları ve milliyetçileri en çok tedirgin eden de bu madde.

“Hayır”cılar devlet bütçesini yapma ve Sayıştay denetimini ortadan kaldırma yetkilerini veren, yolsuzluk, hırsızlık ve cinayet gibi görev dışı işlenen suçlar da dahil olmak üzere, kişi suçlarından dolayı görevi bittikten sonra dahi yargılanamayan, yalnızca vatana ihanetten, o da 2/3 meclis çoğunluğu istenen zorlaştırılmış yargılanma yetkileri ile ülkenin maceraya sürüklenmesini istemiyorlar. 

Bir de şu var ki Anayasalar toplumun tüm kesimleri tarafından benimsenen ve tüm kesimlerini kavrayan ortak mütabakatı  gerektiren yasalardır. Ve Milletin iradesinin yansıdığı TBMM tarafından  uzlaşmayla yapılması çok önemlidir. Aksi halde -Bu benim anayasam!- diyerek sunulan ve dayatılan hiçbir anayasanın sürekliliği olmaz Tıpkı %91.37 ile geçen 1982 anayasası ve öncesindekiler gibi. Birde bugünlerde dillendirilen ve dayatılmaya çalışılan, %50 +1 Kişi ile çıkacak anayasalar, toplumun diğer %50 sini yok sayan anayasalar olur ki; hiç kalıcı olamaz. Daha o günden itibaren tartışılmaya başlar.. Bu zaten “anayasa” olmaz,- Üveyana- yasası olur.

Bekir Taşköprü