19 Ekim 2017, Perşembe

“İşçinin onuru, halkın namusudur!” (AYKUT CİYHAN)

24 Şubat 2017, Cuma

     


KONUK YAZAR

Sermayenin besleyip büyüttüğü taşeronlaşma, kapitalizmin doğurduğu ölümcül salgınlarından biri haline gelmiştir. Çalışanların örgütlenmesine büyük ölçüde engel olan bu hastalık, senelerce kölelerden farkı olmayan işçilerin sayısızca ölümlerine, sakat kalmalarına ve yaralanmalarına neden olmuştur.

Oysa çark, önüne katanı ezerek dönmeye devam ediyordu hala... Proleterlerin makineleri aratmayan çalışmaları, zincirlerini kaybetmeye hiç de niyetlerinin olmadığını göstermekteydi. Vatansız olduklarını barizce gösteren proleterler, yeni vatanlarının kapitalizm olduğunu unutabilecekler miydi?

“Çalışmayı kazanmak kadar sevmeli insan!” Bence “kazanmak” sözü; senenin altı ayını devlete, kalan altı ayını ise kendisine çalışan bir işçi için ne kadar haksız bir durumsa, yine çıkıp hakkını arayan bir işçi için de o kadar haklı bir durum olması gerekiyordu.

Dünyanın en güçlü legal örgütü hiç şüphesiz işçilerdir. Nitekim birlikte hareket ettikleri sürece, onları hiçbir kuvvetin yenemeyeceği aşikârdır.  Ne var ki, bu sadece örgütlü oldukları müddetçe geçerli olacaktır.

Tek başına bir hiç olduğunu düşünen işçiler, birleşince büyük bir güç olacaklarını bilmelidirler. Nitekim ezilen sınıf topyekûn birleştirici olmadığı müddetçe, sömürücü saltanat asla durmayacaktır.

Sözgelimi, 301 madencinin cinayet gibi ölümleri, başka bir deyimle, katledildikleri günü gözlerinizin önüne getirin ve bu hilafsız olaya kader diyebilen vicdan yoksunlarını hatırlayın.

Keza Ermenek’te 16 madencinin günlerce yerin altında olmasına rağmen, hükümet yetkililerinin alışık olduğumuz lakayt tavırlarını ve yine geçenlerde Siirt’te maden ocağında çalışan 16 işçinin toprak altında kalan cansız bedenlerini hatırlayın.

Mesela Asansör Faciası… 32’nci kattaki asansörün yere çakılmasıyla 10 işçiye mezar olan Torun Center olayı… Okul harçlığını çıkarmak için babasının da çalıştığı inşaatta, beş gün önce işe başlayan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Hıdır Ali Genç’i hatırlayın.

Çok olmadı daha; yarıyıl tatilinde para kazanmak için inşaatta çalışmaya başlayan 22 yaşındaki tıp öğrencisi Remzi Ersu’yu hatırlayın. Üzerine beton blok düştüğü için hayatını kaybetmişti.

Yine çok uzağa gitmeye gerek yok; Mayıs 2016’da büyük bir ihmalkârlık sonucu iş kazası geçirerek aylardır ayağa kalkacağı günü umutla bekleyen 20 yaşındaki Hasan Ülker kardeşimizi hatırlayın! Ve hal böyleyken, yeniden ayağa kalkması vicdanlı insanların ellerindeydi artık.

Bünyamin Buyun, daha 14 yaşındaydı; çalıştığı inşaatın çay ocağında elektrik kaçağı nedeniyle akıma kapılarak Ankara'da hayatını kaybetti. Yine Burdur Bucak’ta tarlada çalışan çocuk tarım işçisi Hatice Dayanç da daha 11 yaşındaydı ve elini patos makinesine kaptırarak oda gencecik yaşında iş cinayetine kurban edildi.

Bu ülkede çocukların yaşı kaç olursa olsun, fiziksel ve zihinsel gelişimlerini engellemeyecek işlerde çalıştırılmaları ne yazık ki artık yasal bir hale gelmiştir. Suçlu çocuklar ya da aileleri değildi, suçlu onları üç kuruştan medet umar hale getiren bu düzenin ta kendisiydi.

Velhasıl; kıyafetleri kirli olduğu için iş elbiseleriyle AVM’ye alınmayan bir işçi ağabeyimizin üzerindekiler kadar temiz değildi artık insanlığımız. Şairin de dediği gibi; “İnsanlık çok ilerledi, artık görünmüyor!” Kim bilir, belki de kıyafeti içerideki tek tip gezinen robotlara uygun değildi.

Geçtiğimiz 2016 yılında, evine bir parça ekmek götürebilmek için gece gündüz emeğini satan 1970 işçi hayatını kaybetti. Aynı yıl en az 90 işçi intihar ederken, 217 işçi kalp krizi ve beyin kanaması sonucu yaşamını yitirecekti.

Daha 2017’nin ilk ayında Türkiye genelinde 161 işçi hayatını kaybederken, bizzat kendi doğup büyüdüğüm (Aliağa) ilçede ise 4 işçi iş cinayetine kurban edildi.

Soma, Torunlar, Ermenek, Yalvaç, Yığılca, Şırnak, Mersin, Siirt ve daha nice iş cinayetleri… Demir çelik fabrikaları, maden ocakları, inşaatlar, tersaneler ve gemi sökümleri, insan hayatının hiçe sayıldığı ölüm makineleri olmaya devam ediyordu.

Türkiye iş kazalarında Avrupa birincisi iken, bu takdir-i ilahi sadece Türkiye’ye özgü bir durum muydu acaba? Yoksa kader denilecek kadar basit bir olay mıydı?

Yedi milyar insanın yaşadığı şu dünyadan, bir kişinin eksilmesinin hiç de önemli bir hadise olmadığının gerçeğidir, insan hayatı… Bu hayat özellikle bir işçiye aitse…

Hayat işte, kimileri parasını nasıl harcayacağını düşünürken, kimileri de parayı nasıl kazanacağını düşünmekle meşguldü.

 

AYKUT CİYHAN