Karşıya onu düşündüğümüzü hissettirmektir, saygı. Ayrım yapmadan tüm farklılıklarını kabul etmek ve buna göre davranmaktır. Tabi ki saygı, öncelikle kişinin kendisinden başlar. Özsaygının varlığıyla çevreye saygı şekillenir. Çevrenin kişiye saygısı da ancak kendisinin çevreye gösterdiği saygı düzeyine eş değer olacaktır.
Prof. Dr. Üstün DÖKMEN ''Küçük Şeyler'' isimli kitabında saygı kavramı ile ilgili şu örneği veriyor: ''Bizde futbol seyircisi için davranış şekli şudur: Eğer tuttuğumuz takım maçı kazanmışsa seviniriz, alkışlarız; kaybetmişse sinirleniriz, alkışlamayız. Oysa Koreliler, 2002 Dünya Kupası maçında böyle davranmadılar. Üçüncülük maçında televizyonu maç biter bitmez açan bir Türk seyircisi herhalde şöyle derdi: ''Tüh maçı biz kaybetmişiz, Koreliler kazanmış!'' Niçin böyle derdi? Çünkü Koreliler alkışlıyorlardı. Yenilmişlerdi, üzgündüler. Buna rağmen alkışlıyorlardı. İşte bunu belirtmeye çalışıyorum. Keyfimiz var veya yok. Çevremizdekilere, karşımızdakilere saygılı davranabiliriz. Koreliler gibi!
Dünya Kupasında üçüncülük maçını anlatan TRT spikeri, o güzel Türkçe'si ve her zamanki nezaketiyle şöyle diyordu: ''Sevgili izleyiciler, inanmayacaksınız ama maçın bitimine bir dakika var ve bir tek Koreli stadyumu terk etmedi.'' Maç bitti, Koreliler yenildi, spikerin hayreti daha da arttı. Çünkü bir tek Koreli bile stadyumu terk etmemişti ve tüm izleyiciler her iki takımı birden alkışlıyorlardı. Ve dahası tribünlerde iki bayrak belirdi. Türk bayrağı daha büyük, Kore bayrağı daha ufaktı. Stadyuma gidip futbol maçı izlemem ama bildiğim kadarıyla bizde böyle şey olmaz. Evet keyfimiz var veya yok, çevremizdekilere saygılı davranabiliriz, davranmalıyız.''
Saygı değerini kazandırma noktasında bizler çocuklarımızı yetiştirirken neler yapabiliriz?
Unutulmamalıdır ki; aile içerisinde tüm bireylerin birbirlerine karşı saygılı davranmaları, kibar konuşmaları ne kadar fazla olursa, o aile içerisinde yetişen çocukların da saygılı davranışlar sergilemeleri o oranda artacaktır.
Tuncay TÜRKMEN
PSİKOLOJİK DANIŞMAN