
Aliağa Belediyesi Aralık ayı meclisine uzun bir aradan sonra katılan Başkan Serkan Acar, gündem maddelerinin görüşülmesine geçmeden önce, CHP ve AKP yöneticileri tarafından basında ve Meclis oturumlarında yapılan açıklamalara cevaben bir konuşma yaptı.
Geçen ayki meclis tutanağının oylanmasının ardından 2014 yılının son meclisinin hayırlı olması dileğiyle konuşmasına başlayan Acar, “Üç meclistir yoktum. Burada tartışmalar yapıldı, basına açıklamalar yapıldı. Bunlarla ilgili hem bilgilendirmek hem de basına açıklama yapmak istiyorum.” dedi.
Öncelikle köy tüzel kişiliğine ait arazilerin satışı ile ilgili açıklamalarda bulunan Acar, “Geçen meclislerde hem CHP hem AKP’nin ortak yaptığı bir takım açıklama ve beyanlarda taşınmazların satışıyla ilgili dediniz ki ‘belediye başkanı köy tüzel kişiliğine ait taşınmazları satmaya kalktı, biz buna engel olduk’. Ben şunu merak ediyorum. İr tane örnek var mı? Belediye başkanının görevi şudur: Bize herhangi bir satış talebi geldiğinde, biz bunu Belediye meclisi’ne sevk etmek zorundayız. Çünkü Belediye Kanunu’nun 18-e maddesine göre satış, trampa vb. yetkisi Belediye Meclisi’ndedir. Böyle bir talep geldiğinde Belediye Başkanı olarak evet ya da hayır deme şansım yok. Ben bunu Meclise gönderirim, bunun satılıp satılmayacağına Belediye Meclisi karar verir. Kaldı ki, geçen meclislerde satılmaması konusunda karar verildi. Ortada köy tüzel kişiliğine ait arazileri satmak isteyen kimse yok. Ortada köy tüzel kişiliği arazilerini satın almak isteyen kişiler var, bunları değerlendirme yetkisi de Belediye Meclisi’nde... Lakin, şu hususa özellikle dikkat çekmek isterim. Seçim çalışmaları sırasında tüm aday arkadaşlarımız aynı şeyleri söyledik. Dedik ki ‘köylünün malı köylüde kalmalıdır’. Şimdi bu satış talepleri arasında şu özellikte talepler var: Vatandaş, o dönemde köy tüzel kişiliğinden satın almış, parasını ödemiş, karar defterine işlenmiş lakin tapuya tescil edilmemiş. Büyükşehir Yasası’ndan sonra, bu satışların geçerli olması için Belediye Meclisi’nden de karar getirilmesi gerekiyor. Yani biz onay vermezsek tapuda tescilini yaptıramıyor. Şu an direkt reddederseniz, vatandaşın hakkını yemiş olursunuz. Bu konunun komisyonlara sevk edilip irdelenerek karar verilmesi gerekmekte. Tabii yasa açıkken, yarın köyde size şunu soracaklar belki de ‘ben satın aldım, parasını ödedim, meclis olarak siz niye karar almadınız?’ Ne diyeceksiniz o zaman? Başkan mı vermedi diyeceksiniz? Bu ithamlarınızı gördükten sonra bunu da yadırgamam.” şeklinde konuştu.
‘MECLİS DÜŞER, BANA BİR ŞEY OLMAZ’Hisseli arazi satışlarına yönelik eleştirilere de cevap veren Belediye başkanı Serkan Acar “Karıştırılan bir konu var. CHP İlçe Başkanı da aynı şeyi söylüyor ‘Gayrimenkulleri satmaya kalkıyorlar, biz buna engel olduk. Hatta Encümence satılmasını istiyorlar, buna da engel olduk ve vazgeçtiler’ diyor. Kazım Bey de Samurlu’nun, Güzelhisar’ın mallarının satılmasına engel olduklarını söylüyor. Satışla hisseli satış birbirinden farklı. Burası bir İlçe Belediye Meclisidir. İlçe belediye Meclisi’nin görevleri kanunla belirlenmiştir. Büyükşehir’in görev alanına giren bir konuda karar alamaz. TBMM’nin görev alanına giren bir konuda karar alamaz, yargının görev alanına giren bir konuda karar alamaz, bakanlığın görev alanına giren bir konuda karar alamaz. TBMM, yasama demiş ki, hisseli satışlar Encümence yapılabilir. İçişleri Bakanlığı 2010 yılında demiş ki, hisseli satışlar Encümence yapılır. Geçen mecliste bir karar alınmış. Denmiş ki ‘Belediye Meclisi’nden Encümene giden yetki geri alınsın. Birincisi, Belediye Meclisi’nden almadım ben bu yetkiyi. Yasadan ve İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nden aldım. Geçmişte de bir takım tecrübeler yaşadık. Bunları konuştuk da. Belediye meclisi, görevini aşan konularda bir karar alırsa, bunun neticesini biliyorsunuz. Yargı sürecinin nereye varacağını, İçişleri Bakanlığının ne karar alacağını sizler de biliyorsunuz. Hatta Kazım Bey basın açıklamasında ‘bütçeyi biz onaylamasak Belediye Meclisinde sıkıntı olacaktı’ demiş. Evet, bütçede olur, asli görevidir. Faaliyet raporunu onaylamazsa neler başına geleceğini bilir. Neden onaylandı? Neden onaylandığını siz biliyorsunuz. Faaliyet raporunun içeriği ile ilgili eğer bir hata varsa tabii ki bu hatayı reddederiz. Ama raporun içeriğinde bir hata yoksa reddettiğinizde neler başınıza geleceğini sizler de biliyorsunuz. Aynı şekilde, İçişleri bakanlığı ve yasaların ‘bu yetki encümendedir’ dediği bir konuda siz ‘biz vazgeçtik, bunu meclise alalım’ diyorsunuz. Peki o zaman burada karar alalım, Belediye başkanının yasayla belirlenmiş tüm yetkilerini de Meclis’e verelim... Böyle bir imkan var mı? Bunun neticesi nereye varır? Biz, bu almış olduğunuz kararı 5 gün içerisinde Meclise iade ettik. Tabii ki bugün evet ya da hayır deme hakkınız var. Ama, açıklama yapacağınız yer İçişleri Bakanlığı olur. Onlara diyeceksiniz ki ‘Sayın yasama, siz böyle demişsiniz ama biz Aliağa Meclisi olarak buna katılmıyoruz’ Bunu açıklayacaksınız. Sizin sorununuz, benim değil. Meclis düşer de başkana bir şey olmaz... Onun için, bugün yine takdir sizin. Böyle bir hayır çıktığında aynı şekilde yasal olarak 10 gün içerisinde konuyu yargıya taşımam gerekiyor. O noktada neticelerinin nereye varacağı sizin takdirinizde. Ama lütfen, evet ya da hayır dediğiniz noktada bir ön çalışma yapın. İnceleyip ona göre karar verin.” dedi.
BORÇLANMADAN NEDEN KORKUYORUZ?Her meclis toplantısında gündeme alınıp CHP ve AKP grupları tarafından reddedilen 30 milyon liralık borçlanma yetkisi hakkında da konuşan Acar “Şunu söyleyeyim, Ak Parti Ağustos ayındaki soru önergesine verdiğimiz cevap var. Buna göre, biz bir yandan har vurup harman savururken öte yandan da borç ödemişiz. Bu cevaptan yola çıkarak Belediye’nin borcunun 3 milyon olduğu söyleniyor. Bir muhasebeciye, hiçbir belediyeye sormadan ‘bizim borcumuz 3 milyon’ nasıl dersiniz? Hadi onlara sormadınız, belediye başkanlarınıza sorun. Şakrana sorsaydınız ‘bizim ne kadar borcumuz vardı? Bu adam mı bitirdi?’ diye. 26 milyon 299 bin lira 2014 yılı itibari ile, 2014 yılı sonuna kadar olan Belediyenin alacaklarıdır. Siz alacak sorduğunuzda yıllık verilir. Ağustos ayında 26 milyon alacağımız var, doğru. Kasımda da alacaklarımız var, bu rakam daha da düştü. Peki benim aylık sabit giderim 4 milyon 576 bin lira. Hiçbir şey yapmazsam. Peki bu süreçte bu paraları nereden ödeyeceğim? Topladığınızda yaklaşık 17 milyon lira civarında bir rakam çıkıyor. İşin özü, borcumuz 3 milyon değil. Borcumuzun rakamları bellidir. Yıl sonu itibariyle hesapladığınızda toplam 49 milyon lira civarını bulur, ama sabit olmadığı için beyan edilmez, yıl sonu itibariyle netleşir. Alacağımız da 26 milyon civarını bulur. Öyle 3 milyon borç olsaydı o şekilde beyan ederdik. Bu güne kadar da ‘ya benim borcum var, onun için hiçbir şey yapamıyorum’ demedim. Veya ‘enkaz devraldım’ diye tek bir laf etmedim. Ben hizmet etmeye geldim. Bundan sonra da ‘borcumuz var, şöyle var, böyle var’ diye herhangi bir şekilde bir şikayetim olmaz. Neyin ne olduğunu biliyoruz. Şakran’ın da Aliağa’nın da ne kadar borcu vardı biliyoruz, bunları da ödeyeceğiz.
Borçlanmayla ilgili Özcan Bey demiş ki ‘belediyenin böyle bir yetkisi yok. Belediye Meclisi yüzde10’a kadar borç verebilir’. 7 aydır ben ne anlatıyorum? Sizin böyle bir yetkiniz yok diyorum. Siz borçlanma veremezsiniz bana diyorum. Sizin verebileceğiniz borç yüzde 10’a kadardır diyorum. Sonra yasa maddesini okumuşsunuz, demişsiniz ki ‘bakın, yasada da öyle yazıyor.’ Yasanın devamında diyor ki, yüzde onun üzerindeki borçlanmalar İçişleri Bakanlığı’nın onayıyla verilir. Ben 7 aydır ne anlatıyorum? Siz bana borçlanma yetkisi vermiyorsunuz. Bu bir bürokratik prosedürdür. Gelin, bunun çalışmasını ben yapayım, İçişleri Bakanımıza ben gideyim, ‘böyle bir ihtiyaç var, Aliağa gelişiyor, sorunlarımız var, bizim çözemeyeceğimiz sıkıntılar çıkabilir’ diyeyim, bunun mücadelesini vereyim sizin adınıza. Akabinde ne olacak? Tekrar söylüyorum. Ben o yetkiyi aldığımda sayın meclisinize sunacağım. Diyeceğim ki ‘böyle bir garanti aldık, bu parayı nerede harcayalım?’ Proje diye tutturdunuz. Aliağa’nın hangi projelere ihtiyacı olduğunu zaten biliyoruz. O gün karar verelim. Böyle bir kredi imkanı çıkarsa ek bütçe hazırlayıp Meclise sunacağız. Diyeceğiz ki ‘bu paranın şu kadarını şurada harcayacağız, şuradaharcamayacağız’ Paranın bir lirasını dahi harcama yetkisi belediye meclisi’ndedir, bende değil. O zaman tartışalım. Çok ilginç; Kazım Bey’in beyanıdır ‘bu borcu alıp almayacağı belli olmadığı için bütçeye bununla ilgili herhangi bir bilgi koyması mümkün değil’. Doğru. Alıp almayacağım belli değil. Akabinde de ‘ama adı konmadan bana 30 milyonluk yetki ver’ yok böyle bir şey’ demiş. Alıp almayacağım belli olmayan bir şeyin adını nasıl koyayım? Burada cevabı da var. Ek bütçe Meclis onayıyla, Meclisin kararıyla harcanır. Bundan neden korkuyoruz? Ya da bunun böyle olduğunu biliyorsak neden anlamamazlığa geliyoruz? Projelere gelince, ben zaten seçimden önce söyledim neleri yapacağımı. Bu projeleri yaparım da. Diyeceksiniz ki ‘madem yapabiliyorsun, paraya ne ihtiyacın var?’ Peki... Öyle yaparız.” şeklinde konuştu.
“İNSANLARI KAZANMAYA ÇALIŞIYORUM”“Kadro ile ilgili bir talebimiz var. Norm kadro ile ilgili bildiğiniz gibi, Ulaştırma müdürlüğü talebimiz var, Yapı kontrol müdürlüğü talep ettik, ruhsat müdürlüğü talep ettik. Talep ettiğimiz konuların tamamı, memurlar da dahil teknik elemandır. Ben Aliağa Belediyesi’nin teknik elemana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Eksiklerimiz var, Aliağa hızla büyüyor ve teknik eleman gerekiyor. Takdir sizin. Ben ihtiyaç olduğunu söylüyorum, siz gerek olmadığını söylüyorsunuz. Bir konuyla ilgili “biz yetki verirsek dışarıdan bürokrat geliyor’ deniliyor. Şimdi şöyle düşünelim. Bürokrat bunlar. Kaymakam da, emniyet müdürü de dışarıdan geliyor. Ne yapalım? Almayalım mı? Yoldan imar müdürü bulunmuyor. Çok ilginç bir nokta da, CHP İlçe Başkanı demiş ki ‘personeller görevden neden alındı? Bir soruşturma mı var mı ki? Yok’ denilmiş. Samimi misizin siz gerçekten? Kazım bey de ‘ne oldu’ diye sormuş. Zülküf Bey’e sorsaydınız. Şunu söyleyeyim; ben hukuk adamıyım. Herhangi bir kimseyi yargı süreci tamamlanmadan suçlu ilan etmem. Bunu da deşifre etmem. Ama arzu ederseniz, bütün evrakları veririm, siz deşifre edersiniz. Yine sormak isterseniz, avukat arkadaşımız da burada, dosyalar hakkında da müdafi olarak görev almış; ondan bilgi alabilirsiniz. Yine Kazım Bey ‘Çalışıyorsa çalışıyor, çalışmıyorsa gereğini yapın’ demiş, biz gereğini yaptık. Ayrıca şunu da söyleyeyim, bana teknik eleman gerekli. Teknik eleman boyutunda arkadaşlar değil bunlar. İnsanları kazanmak lazım diyor kazım Bey. Evet, hakikaten ben insanları kazanmak için çok çaba harcıyorum. Belediye’de 324 promil alkollü bir kişiyi, alkol alırken tespit ettiğimiz halde, o insanları kazanmaya çalıştık. Ama benim bu kişilerin isimlerini açıklamak gibi bir durumum yok. Açıklamak isteyene verebilirim. Ben kazanmaya çalışırım insanları. Bir buçuk aydır konuşmadığım için, benim konuşma hakkım biraz fazla oldu. Kamuoyunun da bu konularda bilgi sahibi olmasını arzu ettik. Gündemimize geçebiliriz. Ama şunu söyleyeceğim: Bir iktidarın başarılı olması için mutlak surette güçlü muhalefete ihtiyaç vardır. Ben bunun bilincindeyim. Burada yapılacak her muhalefete Aliağa ile ilgili olduktan sonra, burada tartışacağız. Muhalefet önemli. Ama muhalefet yaparken de lütfen doğru bilgilerle yapalım. Bu maddelere evet ya da hayır demek sizin takdirinizdir. Sizlerin vicdanına kalmış bir olaydır. Ama ben hizmet etmeye devam edeceğim.” dedi.
ULAŞ: ‘ŞERİATIN KESTİĞİ PARMAK ACIMAZ.’Gündem maddelerinin görüşülmesi sırasında geçtiğimiz oturumda alınan ‘hisseli satışların belediye Encümeni tarafından yapılması kararının iptali’ maddesi görüşülürken söz alan Ak Parti Meclis Grup Başkanı Kazım Ulaş “biz burada meclisi kanunlarla mı yöneteceğiz, yoksa Danıştay kararlarıyla mı yoksa İmar Kanunu ile mi? Bir yanda İmar Kanunu var, öte yanda Belediye Meclisi ve Encümenin görev tanımları var. Sizin yetkiniz var. Kararı tekrar Meclise getirirsiniz, meclis kararında direnirse 10 gün içerisinde yargıya gitme hakkı var. Bu sizin hakkınız. Ama buradan ‘ben mahkemeye gittiğimde sizin meclis üyeliğiniz fesholur’ diyorsanız; olursa olur. Anamızdan Meclis üyesi doğmadık. Bize vatandaş bu görevi verdi, biz de kanunlar çerçevesinde görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Ama, biz kanuna karşı gelecek değiliz. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Biz yetkimizi kanunlardan alıyoruz, görevimizi kanunlara göre yapıyoruz. Dolayısıyla, bunun sonucunde ne olur, hep birlikte görürüz. Kararımızda ısrarcıyız” şeklinde konuştu.
“BAŞKAN POLEMİK YAPIYOR”Dilek ve temenniler bölümünde tekrar söz alan Kazım Ulaş, Serkan Acar’ın oturumun başında yaptığı konuşmalara cevap verdi. Ulaş “başkanımız formunda. Polemiği de çok seviyor. Polemik hoş bir şey değil ama, sayın başkan bizim açıklamalarımızdan bölümler okudu. Tamamını okusa daha farklı olurdu. İlçe başkanlarını suçladınız ‘beni mal satmakla itham ediyorlar’ diye. Siz meclise mal satışı olarak getirmişsiniz, meclis de bunu reddetmiş. Meclis reddetmeseydi satacağnız anlamına gelir bu. İkinci konu, borçlarla ilgili yine polemik var. Benim elimde Belediye kanunu var. Onu okuyorum, yorumluyorum, ona göre meclis üyeliği görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Biz borçları ‘belediye başkanlığını devraldığınızda ne kadardı’ diye sormuşuz. 26 milyon alacak hemen alınır mı alınmaz mı, o sizin maharetinize kalmış. Bununla ilgili size avukat da tahsis ettik. Orada 29 milyon borç var, 26 milyon alacak var diyorsunuz. Benim bin lira alacağım, bin beşyüz de borcum olsa derim ki benim borcum 500 liradır. Ama bunun içine polemik girerse, farklı yönlere çekilebilir tabii. Kadro meselesine gelince, ben diyorum ki ‘bizden kadro istiyorsunuz ama Pazar yerinde bir odaya iki müdür iki de başkan yardımcısını koymuşsunuz, bunları niçin değerlendirmiyorsunuz? Eğer bunlar görevini yapamıyorsa, gereğini yapın’. Gereğini yapın derken biz size kılıcı alın da kafasını kesin demiyoruz. Türkiye hukuk devleti. Hukuk çerçevesinde, insanların işlediği bir suç varsa cezası ne ise o verilir. Kanunda olmayan bir şeyi siz de yapamazsınız, biz de yapamayız. Ben olsam o insanları orada oturtmam. Gönderirim köylerin ihtiyacını belirletirim, park bahçelerde değerlendiririm, orada boş oturtmam. Çünkü boş oturdukça orada sizin aleyhinizde strateji geliştirecekter. Arkasından da şunu söyledim: ‘Bu insanlar Aliağa Belediyesi’nden maaş alıyor. Bu insanların da bir suçu yoksa kazanmak gerekir. Yazıktır günahtır’ dedim. Siz bunu da farklı alana çektiniz. Oradaki bildiğiniz her ne ise de açıklayabilirsiniz. Problem yok. Borçlanma hala muamma. Arkadaşlar devamında söylüyorlar ‘yüzde 10’a kadar meclisin yetkisinde, fazlası için İçişleri bakanlığı yetkilidir’ diye. Ama siz 30 milyon istiyor musunuz bizden? Belediye gündemine getirdiniz mi? Bunun adı ne? ‘belediye Başkanı benden 30 milyon borç istiyor’ diyeceğim. 10 milyon diyemem ki, yüzde on istiyor diyemem ki... Az çok biz de mürekkep yaladık. ‘Hukuk bilmiyorsunuz, muhasebe bilmiyorsunuz’ gibi küçük düşürücü sözlere gerek yok. Bu konularla ilgili biz grup olarak konuşmama kararı almıştık. Borçlanma ve kadro ile ilgili bu güne kadar biz söyleyeceğimizi söyledik. Bundan sonrası kamuoyunun takdiridir. Siz istediğiniz kadar konuşabilirsiniz, mikrofon sizde. Ama siz polemik yapınca, ben de bir kaç cümle açıklama yapma ihtiyacı duydum.” dedi.
“DURAKLAR MEYDANI KÜÇÜLTTÜ”CHP Meclis Grup Başkanı Erol Güngör’ün 3 Aralık dünya Engelliler Günü ile ilgili mesaının ardından söz alan Ulviye Öztürk ise yeni yapılan duraklarla ilgili görüşlerini bildirdi. Öztürk Demokrasi Meydanı’nın dokusuyla ilgili bilgiler vererek “Meydanlar kentin simgeleridir. Demokrasi Meydanı’nın hemen yanı başında Merkez Camii gibi bir tarihi yapı ile hemen yanı başında eski askerlik şubesi bulunuyor. Ve yine meydanda doğal kaynak suyuyla Aliağa’nın simgesi çeşmemiz var. 18-19 yıl önce yapılan sahne ve etrafındaki yapılar, hatta eskiden Atatürk heykelimiz de oradaydı, sonra taşındı. Şimdi oraya iki büyük durak yapılıyor. Biz duraklara karşı değiliz. Ancak, o cepheden Demokrasi Meydanı’na yaya girişi ne yazık ki engellendi. Bir kaç tali yoldan başka Meydana giriş kalmadı. O durakların yapılmasıyla Meydan bir kez daha küçültülmüştür. O durakların yapılmasıyla arkadaki tarihi dokunun görünümü bozulmuştur. Meydanlar az önce söylediğim gibi kentin simgeleridir. Aslolan yeni meydanlar yapılmasıdır. Orada yapılaşma yüzde 100 tamamlanmış. Bir yerde yapılaşma, kent dokusu tamamlanmışsa, o kentin dokusu trafiğe göre dizayn edilmez, trafik dokuya göre dizayn edilir. Demokrasi Meydanı’nın bir tek imara açılmadığı kaldı. Özellikle meydanların, parkların korunmasını rica ediyorum. Duraklara karşı değilim ama keşke başka bir alan bulunsaydı da oraya konulsaydı.” şeklinde konuştu.
HABER: Bülent PINARBAŞI