12 Nisan 2026, Pazar

DÜŞÜNÜN, ÇÜNKÜ HENÜZ YASAKLANMADI

05 Mart 2026, Perşembe Paylaş Gönderiyi Yayınla
Nazike YAŞIR

George Orwell’in 1984 adlı ünlü eserinden bir cümleyi başlık olarak seçtim. Günümüzde duygu ve düşüncelerimizi sözlü veya yazılı aktarırken hep bir süzgeçten ve kontrolden geçirme gereği duyuyorsak akla yukarıdaki başlık geliyor. DÜŞÜNÜN, cumhuriyetimizi çağdaş dünya ile yarışa hazırlayan Türk Devrimi’nin en güçlü üç adımı olan Hilafetin Kaldırılması, Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin Kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile laikliğin temeli atılmıştır.3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen bu üç yasa laik cumhuriyetin ve kadınlarımızın güvencesidir.

DÜŞÜNÜN, son halife Abdülmecit Efendi’nin padişah gibi davranması, bazı meclis üyelerinin saltanatın kaldırılmasından sonra halifeyi TBMM’den üstün görmeleri ve bu durumun ulusal egemenlik anlayışına aykırı olması, halifenin çağdaş ve laik bir devlet kurma önünde engel olması nedeniyle hilafet kaldırılarak çağdaş ve laik bir ülke olmanın önü açılmıştır.

DÜŞÜNÜN, Şer’iye yani din işleri ve evkaf yani vakıflarla ilgili bakanlıkların kaldırılarak onun yerine din kuruluşlarını yönetmek amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Böylelikle devlet yönetiminde fetva vererek yönetime dahil olma unsuru ortadan kalktı. Böylelikle meclis dini hükümleri uygular maddesi geçersiz kılındı.

DÜŞÜNÜN, öğretim birliği kanunuyla mektep-medrese ayrımı ortadan kaldırıldı. Ülkemizdeki yabancı okulların kontrol edilmesi de bu kanunla güç kazandı.

DÜŞÜNÜN,100 yıl önce 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen Türk Medeni Kanunu’yla kadınlarımız devlet nezdinde eşit yurttaş hakkına kavuştu.

DÜŞÜNÜN; bütün bu çağdaş ve laik ülke olma hedefini tarumar eden günümüz yönetim anlayışını, Milli Eğitim Bakanı’nın okullarda Ramazan etkinliklerine yer vermesiyle görüyoruz. Laiklik; dini, kendi hayatında istediğin gibi yorumla ve yaşa sana karışmam ama bu kişisel yorumu kamusal alana taşıma demektir.

DÜŞÜNÜN, laik ve çağdaş ülke olma hedefini içine sindiremeyenler, belgeli tarihi gerçekleri kendi dünya görüşlerine uygun olacak şekilde değiştirerek doğrusu budur diye aktarmaya çalışırlar. Örneğin yeni atanan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Duyun-u Umumiye’yi Osmanlı’nın borç yükünü hafiflettiğini savunur. Tarihi gerçek ise Duyun-u Umumiye’nin Sultan Abdülhamit’in 1881’de Osmanlı’nın neredeyse tüm gelir kaynaklarını teslim etmek zorunda kaldığı Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapan Osmanlı’nın sömürüldüğü devlet içinde devlet olan bir yapıydı. Yine aynı bakan İskilipli Atıf’ı da vatan hainliğinden değil Şapka Kanunu’na uymadığı için idam edildiğini söyleyerek mezar ziyaretini de sahiplenir. Hâlbuki belgeli tarihi gerçek, İskilipli Atıf’ın yöneticisi olduğu Teali İslam Cemiyeti’nin Kurtuluş Savaşı’nda milli mücadele karşıtı bir yol izleyerek Mustafa Kemal ve arkadaşlarının katledilmesini istediği için vatana ihanet suçundan asılmış olmasıdır.

Bir devlet adamına sorarlar: Demokrasimiz yaşayacak mı? Verdiği cevap: Ancak onun için mücadele edersek yaşar. DÜŞÜNÜN!

Yazarın Tüm Yazıları