Lafın sonunu baştan söyleyeyim, siz de bunu gözönünde bulundurarak okuyun yazının devamını:
Evet, ben de pek çoğunuz gibi “Bu zamana kadar aklınız neredeydi? İşin ucu size dokununca mı aklınız başınıza geldi?” diyenlerdendim.
Ancak sonra düşündüm ki, bugün onların haksızlığa karşı isyan çığlıklarında yanlarında olmazsam, ben de onlar gibi, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ demiş olacağım. İşte bu nedenle, ‘geçmişe yönelik her türlü eleştiri hakkım saklı kalmak üzere’ Adalet Yürüyüşü’ne katılmanın bir lütuf değil, ‘bilinçli vatandaş’ sorumluluğu olduğu düşüncesiyle yola çıktım.
***
Çıktım değil, çıktık demem gerekir. Aliağa’nın 2014 yılı yerel seçimlerindeki Belediye Başkan Adayı Barış Eroğlu ve CHP Balçova’nın geleceği parlak siyasetçilerinden Muharrem Dayanç ile birlikte yola koyulduk.
İki siyasetçi ve bir gazeteci aynı araçta ise yol boyunca ne konuşulur?
Yanıldınız işte... Siyasetten çok nerede ne yenir, en güzel nerede yapılır, hangi yöresel lezzet için nereye gitmek gerekir gibi önemli ülke meselelerine el attık bol bol. Sohbet o kadar derindi ki, hepimizin telefonunda navigasyon açık olmasına rağmen kaç kez yanlış yola saptığımızı sayamadım.
Bu arada, o kadar yeme içme sohbeti ve girişilen gurmelik yarışına rağmen bizleri tek mola ile ve sadece Susurluk ayranına fit çıkarıp kamp yerine ulaştıran kaptan şoförümüz sevgili Barış Eroğlu’na teşekkürü borç bilirim.
***
Gece 1,30 sularında Sakarya 1. Organize Sanayi bölgesinde kurulan kamp yerine ulaştık. Etrafı polis bariyerleriyle çevrilen alan içinde yürüyüşe katılan vatandaşların bir kısmı çoktan uykuya dalmış, geri kalanı öbek öbek toplanıp siyasetin dibine vuran konuşmalar yapıyorlardı. Oldukça derli toplu görünen kamp alanında seyyar duş ve tuvaletlerden çay servisine kadar yok yok. Çevre belediyelerden gelen kumanyalar, içecek ve meyveler ile burada geceleyenlerin her türlü ihtiyacı karşılanıyor. En çok sevindiren ve şaşırtan detay ise, kamp alanında kurulan ‘ücretsiz şarj’ standı oldu. Özellikle gençler, telefonlarını şarja bırakıp stand önünde şakalaşarak vakit geçiriyordu. Gecenin ilerleyen saati ve günün yorgunluğuna rağmen, telefonlarının pili bitse de kendi enerjilerinin hala tükenmemiş olduğunu görmek güzeldi.
Yürüyüşe hazırlıklı gelenler şişme yatakları, battaniyeleri, çadırları ile son derece konforlu(!) bir gece geçirirken, imkanı olmayan ve hazırlıksız gelenler ise alandaki plastik iskemleleri birleştirerek kendilerine yatak yapmış, üzerlerine yağan çiğin serinliğinde uyuyarak yeni güne hazırlanmaya çalışıyordu.
Bizler de kamptaki herkes gibi temel ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra soluğu şarj cihazlarının başında aldık ve telefonlarımızın pili dolarken, civardaki yürüyüşçülerden hem bu uzun maraton hakkında bilgi aldık hem de gündeme dair sohbet ederek görüş alış verişinde bulunduk.
Bu arada Genel Başkan ve milletvekilleri nerede derseniz; kampın bir kıyısında park etmiş karavanların içinde, bir kısmı da yakındaki bir otelde konaklıyormuş.
***
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kamp sakinleri yavaş yavaş uyanmaya, yeni gün için hazırlanmaya başladı. Biz de bu arada raconu ve işleyişi öğrendik. Çay servisi saat 7.00’de başlıyormuş. Servisten 15 dakika kadar önce çay makinalarının önünde kuyruklar oluşup uzamaya başladı. Aynı saatlerde, civar belediyelerden temin edilen kumanyalar da kampa ulaşıyormuş. Bu nedenle ekip halinde çalışmak önemli. Bir kişi çay kuyruğunda beklerken, diğeri kumanyayı gözleyecek. Bu arada bizim şansımıza o sabah verilmedi ama her sabah üzerinde ‘ADALET’ yazan tişörtler de aynı zamanda geldiği için, bir kişinin de bunun için görevlendirilmesi lazım.
Kamptakiler sabah hazırlığını tamamlayıp kahvaltısını yaparken, bir yandan da o günkü yürüyüşe katılmak üzere diğer il ve ilçelerden gelen otobüslerle topluluk giderek kalabalıklaşıyor.
Tam bu esnada, kamp alanının diğer ucundaki hareketlilikten ve basın mensuplarının ellerindeki ağır makina ve teçhizatlarla koşturmasından, CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun da uyandığını anlıyorsunuz.
Yoğun güvenlik önlemleri altında, bariyerlerin arkasında korunan Kılıçdaroğlu’na ulaşmak hayli zor olsa da, zoru başarmak için yola çıkmış bir ekip olarak Kılıçdaroğlu’nun basın açklaması yapacağı bölgeye firesiz girmeyi başardık.
***
Açıklamasını zaten haber ajansları geçtiği için, tekrar değinmeye gerek duymuyorum. Ancak günlerdir yollarda olan Kılıçdaroğlu’nun oldukça dinç göründüğünü söylemek istiyorum. Günün anlam ve önemine binaen yaptığı konuşmanın ardından, kendisine çiçek sunmak ve toplu resim çektirmek isteyen grupların isteğini yerine getirdikten sonra, oldukça hızlı ve enerjik şekilde yürüyüşün 18’inci gününü başlattı.
Yürüyen CHP Genel Başkanı, koordinasyonu sağlayan CHP milletvekilleri, kumanya tedarikçisi CHP’li belediyeler ama yürüyüş başlayınca görüyoruz ki bu artık CHP’nin yürüyüşü değil. İçinde ‘Antikapitalist Müslümanlar’dan depremzedelere, ‘Emeklilikte YAŞa Takılanlar’dan çeşitli derneklere kadar pek çok grup, kurum ve kuruluş temsilcisi var kortejde. Hatta saat 10,00’da verilen ilk molada Fenerbahçe taraftar grubu bile dahil oldu kalabalığa...
***
Biz mola yerine vardığımızda, sabahki kamp alanında ne var ne yoksa hepsinin toplanıp buraya getirildiğini ve kaşla göz arasında yeniden kurulduğunu gördük. TIR ve kamyon kasalarından dağıtılan sular, karpuz ve diğer meyveler o kadar fazlaydı ki, zaman zaman aralarda dolaşıp parayla su ve erzak satanlardan bir şey alınmaması, arzu edenlerin istedikleri kadar kumanyalardan alabileceği anons ediliyordu.
***
Mola ile birlikte görüntü daha net ortaya çıkmaya başladı. Kılıçdaroğlu ve yakın çevresinin konakladığı alan güvenlik çemberine alınmış; içeride bir kaç milletvekili, parti meclisi üyeleri, dışarıda ise onlara ulaşmaya ve kendini göstermeye çalışan grup hemen diğerlerinden ayrılıyordu. Öyle bir görüntü vardı ki, katılımcılardan bir kısmı sadece kendini göstermek ve/veya Kılıçdaroğlu’na yakın milletvekilleriyle görüşebilmek için katılmış gibiydi yürüyüşe. Önümüzdeki kongre süreci ve olası erken seçim gözönüne alındığında, bunu da biraz normal karşılamak gerek sanırım.
***
Yol arkadaşlarım Barış Eroğlu ve Muharrem Dayanç’ı Genel Başkan ve A Takımı ile yapacakları görüşmeler için orada bırakıp diğerlerinin ne yaptığını gözlemlemek üzere çalışmalara başladım.
Bütün gölge alanlar üzerinde ‘Adalet’ yazılı tişört bulunan insanlarla dolmuştu. Dağıtılan kumanyalardan fazla fazla alanlar, yanlarında dinlenenlere aldıklarından ikram ediyor, yemek alan su veriyor, su verene meyve sunuluyor.
Ağaçların altında, öbek öbek toplanan gruplar şarkılar, marşlar söylüyor, etraflarında toplanan ikinci halka ise onlara alkışlarla eşlik edenler ve sosyal medyadan canlı yayın yapmak üzere telefonla çekim yapanlardan oluşuyor.
Aynı anda o kadar çok şey oluyor ki, birini takip ederken bir diğerini kaçırıyorsunuz ister istemez. Mesela mola yerinde bizlere katılan Fenerbahçe Taraftar Grubu’nun attığı sloganlara kulak kabartırken, öte yanda sergilenen canlı müzik performansını kaçırıyorsunuz. (Bu arada benim de ağaç gölgesinde uykuya daldığım külliyen iftiradır. Ben sadece ağaç altında konaklayanların tam olarak neler hissettiğini anlamaya çalışıyordum.)
***
Saat 14,00’e kadar planlanan öğle arası, hava sıcaklığı da dikkate alınarak 17,00’ye uzatılınca, parti kurmaylarının peşinde dolaşanlara gün doğdu. Siyasi kulis için gelenlerin büyük çoğunluğu istediği görüşmeyi yapma fırsatı buldu, mutlu ve mesut bir şekilde Adalet Yürüyüşü’nün ikinci kısmına devam etti.
Konvoy ne kadar uzundu derseniz, kortejin başı ikinci mola yerine vardığında sonu daha yolu yarılamamıştı diyerek anlatabilirim. Tabii yol boyunda uzanan insan ve araç kalabalığı trafiği felç ettiği için o güzergahta seyir halinde olanlar biraz rahatsız oldu ama kortejin yanından geçerken çalınan kornalar ve araç pencerelerinden sarkarak verilen destekler, bu duruma o kadar da kızgın olmadıklarını belli ediyordu.
Yol boyunca belli aralıklarla yerleştirilmiş araçlardan vatandaşlara dağıtılan sular, korteji en başından sonuna kadar takip eden sağlık ekipleri ve güvenlik önlemleri, organizasyonun giderek profesyonelleştiğini de gösteriyordu.
İkinci moladan sonra ulaşılan konaklama yerine varıldığında, herkeste mutlu bir yorgunluk vardı. Yorgunluk dediğime bakmayın, bıraksalar daha bu kadar yürüyeceklerine eminim.
HER ŞEY DÖRT DÖRTLÜK MÜYDÜ?
Değildi elbette. Ama kimsenin kusur aradığı yoktu. Gelme amaçları belliydi, bunun için her sıkıntı ve aksaklığa katlanma azimleri gözlerinden okunuyordu.
Mesela, 18 gündür yürüyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun halkla arasına bariyer çekmesi bir aksaklık bana göre. Oysa mola verildiğinde yorgunluk atarken vatandaşların arasına karışsa, ayaklarıyla toprağa basarken kalabalıkla birlikte kumanya yiyip marşlara eşlik etse, daha samimi olur muydu, olurdu... Mesela, gün sonunda karavanlarına ve otellerine çekilen milletvekilleri kamp yerinde halkla birlikte yatıp kalksa, onlarla daha yakın ilişki kurar mıydı, kurardı... Mesela, yürüyüşe günübirlik katılanlara özel araçla gelme yasağı konsaydı, kortej yanında ilerleyen makam(?) araçlarının sayısı azalsa ve trafik daha rahat aksa eleştirenlerin sayısı azalır mıydı, azalırdı...
YÜRÜYÜŞE KATILACAKLARA ÖĞÜTLER
Mutlaka rahat bir spor ayakkabıyla gelin. Kampta kösele ayakkabıyla dolaşan, tabanı ince pabuçlarla gelen çok sayıda dar gelirli ama gönlü zengin insan vardı. (Görevliler aralarda dolaşırken tespit edecekleri bu vatandaşlara uygun spor ayakkabı tedarik etse, bu yürüyüşün maliyetini ne kadar etkiler?) Üzerinizde teri emecek, hafif pamutlu kıyafetler olmasına dikkat edin. En az iki adet de yol boyunca mola yerlerinde değiştirmek üzere yanınızda bulunsun. Bir küçük havlu da yol boyunca çok işinize yarayacaktır. Şapka veya şemsiye güneş altında yürümenin olmazsa olmazı. Mümkün olduğu kadar az eşya taşıyın yanınızda ama sıvı ihtiyacını gidermek üzere, yolda suyun içine sıkıp içeceğiniz limon gibi şeyleri ihmal etmeyin.
(BÜLENT PINARBAŞI)