Aliağa Belediyesi’nin ilk ve tek kadın bağımsız meclis üyeliği adayı Nazan Ülkü, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yayınladı. Ülkü, açıklamasında hükümetin eksik ve zayıf politikalarını eleştirirken, isim vermeden bazı siyasilerin söylemlerine de gönderme yaparak tepki gösterdi. 8 Mart’ın gerçek anlamından saptırılarak siyasi gövde gösterisi haline getirilmesine de karşı çıkan Ülkü, bu nedenle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliklerine katılmayacağını, o günü özellikle çalışan hemcinsleriyle birlikte geçirmek istediğini belirtti.
Nazan Ülkü’nün basın açıklaması şöyle:
“Ve Kadınlar, bizim kadınlarımız.
Korkunç ve mübarek elleri,
İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız,
Avradımız, yârimiz.
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak,
ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar.
Bizim kadınlarımız.”
Sevgili Nazım’ın bu güzel dizeleri yazdığı zamandan günümüze kadar, kadın için değişen hiçbir şey yok maalesef... Aksine, iktidarın gizli politikaları ve üstü örtülü söylemlerine bakarak gerileme olduğunu dahi söylemek mümkün.
Hayatın her alanında en ağır koşullar altında yaşama tutunma ve kendini var etme mücadelesi veren kadın “vajina” basitliğine indirgenmiş, yok sayılma ve yok edilme uğraşı karşısında kendi hakkını savunamayacak kadar aciz duruma getirilmiştir.
Evdeki aile baskısı yerini evlenince koca şiddetine, işyerinde mobbing ve tacize bırakırken; sayın Başbakan’ın “en az üç, hatta en az beş çocuk” söylemi kadın emeğinin kendileri için “çocuk üretme ve büyütme fabrikası”ndan öte bir değer taşımadığını ortaya koymuştur.
Kadının çalışma alanında yeri ve istihdamının artırılması için “sözde” çözüm olarak getirilen ve teşvik edilen esnek istihdam biçimleri ise (kısmi zamanlı çalışma, geçici istihdam vb.) amacının aksine kadın emeğini ucuzlatmaktan başka işe yaramamaktadır. Çünkü ülkemizde kadın istihdamı zaten büyük ölçüde kayıt dışı ve esnek çalışma prensibine dayanmaktadır.
Sözüm ona koruma
Yapılan her türlü düzenleme ve “sözüm ona” kadını korumaya yönelik üretilen her proje, iş yaşamında ayrımcılığı körüklemektedir. Bunun nedeni ise, sürdürülen çalışmaların kadını “insan” bütününden ayrı gören bakış açısıdır.
Oysa,öncelikle farkına varılması gereken nokta, kadının korunmaya muhtaç bir varlık olmadığının kabul edilmesidir. Kurtuluş savaşında erkeğiyle birlikte cephede boy gösteren Türk kadını, bugün de eşiyle omuz omuza yaşam mücadelesinin her alanında emeğini ortaya koymaktadır.
Ancak bu farkındalığı topluma kabul ettirdikten sonra çalışan kadının emeğinin yok sayılmasının önüne geçilebilir.
Bu görünmezlik sorununun aşılabilmesi için özellikle kamu kuruluşları ve yerel yönetimler ile üniversitelerin araştırma ve duyarlılığının artırılması, işçi sendikalarının bu konuya ait çalışmalarda daha aktif rol alarak kadın kuruluşlarıyla işbirliğine gitmesi, devlet politikalarında kadının sosyal taraf olarak daha fazla muhatap alınıp işbirliğine gidilmesi gerekmektedir.
Çalışabilir yaşta toplam 27 milyon kadın nüfus varken, bunun sadece 8 milyonunun istihdamda görünmesi, bu ülkenin ayıbıdır. Bu ayıbın kadın temsilinin % 5’i bile bulmadığı bir meclisle halledilmesini beklemek ise, sadece bir hayaldir.
Hele ki, Aliağa gibi ‘emek yoğun’ bir kentte kadınlarımızın iş hayatına katılımı yüzdelere vurulmayacak kadar düşük rakamlarda seyrederken, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü anlamından saptırıp bir kutlamaya çevirmek, meydanlarda siyasi gövde gösterileri düzenlemek ise kabul edilemez bir yanlıştır.
Dolayısıyla, bu günle ilgili düzenlenecek herhangi bir organizasyonda yer almak yerine, bizzat emekçi hemcinslerimle yan yana olmayı tercih edeceğim.