Hem İstanbul’da hem İzmir’de evi olan yani iki büyük şehirde yaşayan bir gazeteciyim. İzmir çağırırsa İzmir’e, İstanbul çağırırsa oraya gider, gelirim. Yaklaşık bir aydan bu yana ise Aliağa’dayım. Aliağa Ekspres Gazetesi’nin sahibi arkadaşım Şahap Avcı’nın çağrısı üzerine buraya geldim. Balık tutmaya değil tabii ki… Seçim öncesinde röportajlar yapmaya ve bir yerel gazetenin halka nasıl yansıdığını görmek için geldim. Gördüm ki, Aliağa Ekspres bu sanayi-ticaret-liman kenti olan Aliağa’da hayli etkin. Bir “Beygir Ali” röportajı yayınladık. Aliağa sallandı. Emniyet şoka girdi. Aliağa’da trafik “Beygir Ali”den sorulur’ diye manşet attık, ertesi gün adamı görevden aldılar. O da kızdı, trafik polisi şapkasını ve ceketini çıkarıp, zabıta oldu. Şimdi esnafı denetliyor! Demek ki, Aliağa Ekspres etkin bir gazete.
Kaymakam Bey’e çağrı
Bizim ofisin yanında bir tantunici açıldı, onu yazdık. Mersin tantunisi Aliağa’da patlama yaptı. Dün bir adam geldi gazeteye. Derdi büyüktü. Ameliyat olması gerekiyordu ama Yeşil Kartı ona yetmiyordu. Bu adamın adı İsmail Erkan… Şimdi İsmail’in ameliyat olması için Aliağa Kaymakamı Bayram Yılmaz’ın kendisine sahip çıkması gerekiyor. Biz de kendisine sesleniyoruz: “Kaymakam Bey. Bizim İsmail zor durumda, lütfen yardımcı olun…” Kaymakam Yılmaz’ın İlçe Sağlık Müdrülğü’ne vereceği bir talimat onun sorunun çözecektir. İçimizden biri olan İsmail Erkan sağlığına kavuşup aramıza döndüğü zaman bundan herkes mutlu olacaktır. Atla deve bir iş değil bu. İsmail’in sağlığına kavuşması küçük bir operasyona bağlı…
Önce muhabir sonra gazeteci
Hep Türkiye’nin büyük gazeteleri ve medya kuruluşlarında muhabirlikten genel yayın yönetmenliğine kadar görev yaptım. Kırk yıllık gazeteciyim ama her sabah “muhabir” olarak, yeniden doğarım. Bence gazeteci önce muhabirdir. Gazeteci, halkın içinde olmalı ve muhabir olarak çıkan sesleri duymalıdır. Maalesef son dönemde “tüccar ve siyasetçi gazeteciler” türedi. Dayamışlar sırtlarını patronlarına, evlerinde işlerine özel şoförlü makam otomobilleriyle gidip gelmekteler. Patronları da dayamış sırtını hükümete, onlar da özel uçaklarından inmez olmuşlar. Ben Aliağa’ya İzmir’den İzban ile gidip geliyorum. İzban’a kadar da belediye otobüsüyle… Halkla birlikte seyahat ediyorum. Sürekli basın kartı sahibi olmam nedeniyle belediyenin ulaşım imkanlarından İstanbul’da olduğu gibi İzmir’de de ücretsiz yararlanıyorum. Yanımda, karşımda oturan yaşlı amca, genç kız-erkek, yeni evli çift ya da nişanlı veya sevgililer, öğrenciler, işçiler, memurlar, esnaf neler konuşuyor, kulak kabartıp dinliyorum. Halkın sesini beynime kaydediyor sonra da Türkiye’nin o günkü siyasi ve toplumsal tablosunu gözümde canlandırıyorum.
Aliağa’yı turladım
Yerel seçimler yaklaşıyor. Aliağa’da siyaset karmakarışık. Seçmenin nabzını tutmak için Aliağa’yı turladım. Şu izlenimleri edindim. Eskiden seçimlere böyle bir buçuk ay kadar falan kaldığı zaman “Şu kazanır”, “Bu kazanır” diye tahminde bulunanlar, şimdi yüzde 10 bile bir tahmin yapamıyorlar. Bir tek Aliağa’da MHP’nin tabanının isteği doğrultusunda aday gösterilen belirgin bir aday var. O da Serkan Acar. Bu genç avukat arkadaşımız, daha bazı partiler aday karmaşası yaşarken, çalışmaya başlamış bile ve çok yol kat etmiş. Hele Tansu Kaya ve Hakkı Ülkü bağımsız aday olursa ve AK Parti ile CHP’nin oylarını bölerlerse, aradan sıyrılır gider. Benden söylemesi… Efendi ve çok saygılı bir genç ama… Bunu da söylemeden edemeyeceğim.