TÜPRAŞ- Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş’nin Kamu Aydınlatma Platformu’na yaptığı özel durum açıklamasında, Şirket ile Petrol-İş Sendikası arasında 1 Ocak 2011-31 Aralık 2012 dönemini kapsayan, Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri neticesinde Toplu İş Sözleşmesinin 4 Temmuz 2011 tarihinde imzalandığı bildirildi. Açıklamada, “Toplam 3 bin 443 çalışanı ilgilendiren bu sözleşme ile ücretlere ilk 6 ay için yüzde 7, ikinci 6 ay için yüzde 4 oranında zam yapılmıştır. Birinci yılı takip eden her altı ayda da ücretler enflasyon oranında artırılacaktır. Ayrıca sosyal haklarda da çeşitli iyileştirmeler yapılmıştır” denildi.
Toplu sözleşme, taşeron konusunda Petkim'deki gibi protokol imzalanamaması ve ücret artışının istenen seviyede olmaması burukluk yaşanmasına sebep olurken, işvereni taşeron çalışma hakkında yönetmelik hazırlamak zorunda bırakmaları ve kimi kısmi kazanımlar olması yine de bir sevinç yaşatıyor.
Tüpraş'ta uyuşmazlıkla sonuçlanarak "grev hakkı olmaması" nedeniyle doğrudan Yüksek Hakem Kurulu'na gönderilen Tüpraş Toplu İş Sözleşmesi anlaşamaya varılarak karara bağlandığını belirten Petrol-İş Sendikası Aliağa Şubesi yöneticileri, Kazanımların başında Taşeron çalışma konusunda, tartışılarak mevcut uygulamanın kısıtlanması ve kural ve prensiplerinin yönetmelikle belirlenmesi kararı alınırken, mevcut vardiya sisteminin devamı, güvenlik personeline uygulanan işe ilk giriş ücretindeki farklılığın azaltılması, proje kısmında çalışan teknik eleman ve ressamların kademe artışının sağlanması, duruş primlerinin eçk personeline de verilmesi, birleştirilmiş sosyal yardımın %30 oranında artırılması ve ilk altı ayda % 7, ikinci altı ayda % 4 ve diğer 6. aylarda enflasyon farkı oranında ücret zammı konusunda anlaşma sağlandığını belirttiler.
Sendikanın Altını Boşaltmak İstiyorlar
Ancak Aliağa Şube'nin hassasiyeti hâlâ bitmiş değil. Bu süreci geçiş süreci olarak değerlendiren sendika Aliağa Tüpraş'ta şube ve temsilciliğin sıkı işbirliği ve bunun etrafında işçilerin kenetlenmesini, daha sonrada da 4 rafinerinin söz ve eylem birliği yapmasını en önemli kazanımları olarak görüyorlar. Kırıkkale ve Batman rafinerilerinde taşeron sorunu olmamasına rağmen Aliağa etrafında birleşilmesi onlar için çok önemli görünüyor. Sendikacılar, özelleştirme eylemleri dışında 97 yılından bu yana ilk kez hareketli, canlı, mücadelede her şeye hazır ve birleşmiş bir Tüpraş işçisi ile her türlü sorunu aşabileceklerine inanmış görünüyor. Bu çerçevede taşeron konusunda yapılacak yönetmelik konusuna müdahil olup istediklerini çıkartmayı planlıyorlar.
Ayrıca işverenin sendikal yapı olarak Arçelik, Beko, Tofaş'ta bulunan Türk Metal'in yapısını bildiğini, bu süreçte kendi sendikal anlayışlarından taviz vermeyerek sendikalarının değiştirilmesine ve güçsüzleştirilmesine, onların deyimiyle "sendikanın altının oyulmasına" izin vermeyeceklerini söylüyorlar.
Taşeron ve Toplam Kalite Yönetimi başta olmak üzere, yapılmak istenilen her türlü uygulamayı da sendikanın içini boşaltmaya yönelik hamleler olarak değerlendiren sendikacılar bu süreçte gençlerin katılımının yüksek, coşkulu, istekli ve kararlı olmasından da büyük güç alıyorlar.
‘4 ŞUBENİN BİRLİĞİ EN ÖNEMLİ KAZINIM’
Petrol-İş Aliağa Şubesi İdari Sekreteri ve yaklaşık 20 yıllık Tüpraş işçisi olan Cengiz Tereci, Toplu İş Sözleşmesi sürecini gazetemize değerlendirdi.
Cengiz Tereci; TİS imzalanmadan önce 4 şubenin bir araya gelmesini önemsediklerini ifade ederek, vardiyası olmayan işçilerin de eylem ve etkinliklere katıldığını, şube, temsilcilik ve işçiler arasında bütünlüğün sağlandığını, kayıpsız ve az da olsa kazanımlı bir TİS süreci geçirdiklerini dile getirdi. Dört şube arasında birliği sağlamış olmanın gelecek açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Tereci, "TİS bitti ama mücadele yeni başlıyor" diyor.
1997 yılındaki toplu sözleşmeden sonra, özelleştirme süreci dışarıda tutulduğunda ilk kez eylemsellik sürecinin yaşandığını belirten Tereci, "Böyle bir çoşku ve kararlılık ile sendikaya ve alınan kararlara sahip çıkma ile ilk defa karşılaştık. Bunda genç arkadaşlarımızın etkisi ve katkısı büyük oldu. Heyecanlı ve istekliydiler ve eylem çıtasını yükselttiler" diyor.
Bu TİS sürecini ücretten ziyade sendikal gücü ve örgütlülüğü korumak için çok önemli bulduklarını belirten Tereci, "Vazgeçilmez gördüğümüz maddeler üzerinden mücadele ettik. Bu çerçevede taşeronlaşmanın durdurulması ve kaldırılmasına yönelik müzakere ettik.
‘AYGAZ GİBİ OLMAYACAIZ’
Tereci, “Bu sözleşmede buna dur demeseydik örgütlülüğümüzü ve kazanılmış haklarımızı kaybedecektik. Burada işverenin istediği gibi yönetebildiği, fazla söz hakkı olmayan, itibarını ve gücünü yitirmiş bir sendika olmakla işçilerin yönettiği, gücü ve etkisi olan bir sendika olmak arasında bir tercih sözkonusu. Böyle sorsanız kimse birinci anlayışı seçmez ama taşeron ve vardiya değişikliği direkt bunu yaratacak bir uygulama" diyor.
İşverenin sürekli psikolojik baskı uyguladığını, "Etrafınıza bakın, bunu bulamayanlar var" diyerek baskılamaya çalıştığını belirten Tereci, açıklamasını şöyle sürdürdü;
"Bizi şükürcülüğe ve taviz vermeye yönlendirmeye çalıştı. Ama bizim kazanılmış haklarımız duruyorsa, onun deyimiyle etrafımızdan iyi durumdaysak bu onların verdiği bir lütuf değil, tamamen işkolumuzdan kaynaklı özgün durumumuzdan ve teslimci bir anlayıştan uzak bir sendikaya sahip olmamızdan kaynaklanıyor. Etrafa bakmak gerekirse biz dibimizdeki Aygaz'a bakarız. Örgütlü bir işyerini taşeron çalışma ve sendika düşmanlığı ile yok ettiler ve şimdi orada çalışan arkadaşlarımızın durumu hiç de iyi değil".
‘YÖNETMELİK HAZIRLANIRKEN MÜDAHİL OLMAYACAIZ’
Tüpraş işçisinin sürekli canlı ve dikkatli olmak zorunda olduğunu ve böyle olacağını bu sürecin gösterdiğini belirten Tereci, "İşveren taşeron konusunda yönetmelik hazırlama sözü verdi. Şimdi bu sözün takipçisi olacak ve yönetmelik hazırlanması sürecinde müdahil olacağız" diyor.
Ücret artışının biraz daha yüksek olabileceğini belirten Tereci, "Geçmişte sosyal haklardaki artışlar ücret zammı artışı oranında oluyordu. Bu da bu hakların güdükleşmesini ve giderek yok olmasını getiriyordu. Giyim, eşya, aile, yakacak gibi küçülen bu sosyal hakları "birleştirilmiş sosyal haklar" yapmışlar. Önceleri bunlar tek tek görüşülürdü. Bu dönemde de ikramiye ve bakım primlerimizi keserek ücretlere eklemek istediler. İlk başta ücretler yükselmiş gibi görünecek fakat bu tamamen işçiyi aldatmaya yönelik bir artış olacaktı. Gerçek anlamda ise ücrette bir daralma anlamı taşıyan bu uygulama ile aslında ikramiye ve bakım primlerini kaldıralım demek istediler. Biz buna izin vermedik. Bölgemiz dahil pek çok yerde yaşanmış örnekler var, bu uygulama ile ikramiye ve primler kaldırılmış, yüksekmiş gibi görünen ücretlerde düşürülmüştür. Bu yüzden bunların kaldırılmasına şiddetle karşı çıktık. Bu dönem bu sosyal haklar %30-50 oranında arttı. İçimizde ukte olarak kalan bir başka sorunumuzsa yıllık ücretli izinler konusu. 2007 yılındaki özelleştirmede 22 gün olan izinler 18’e düşürüldü. Giden haklar çok çabuk gidiyor ama bir daha kazanmak çok zor oluyor. İşveren yetkilileri şunu çok iyi bilmelidirki özellikle kaybettiğimiz yıllık izinler ve diğer haklarımızın geri kazanımı konusunda sonuna kadar mücadele edeceğiz” diye sözlerini tamamladı.