
Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde insanlar, sandığa gidene kadar hangi partiye oy vereceklerini söylemezler. Yerel seçimlerde seçilecek olan belediye başkan adayını da bu insanlar belirler ve partiye değil adaya oy verirler. Bu seçmenlerin Türkiye’deki oy oranı da yüzde 30 civarındadır. Aliağa’da da seçmen, partiye değil adaya oy verecektir. Dolayısıyla kimse parti üyelerine güvenmesin. Partili olup da başka adayı seçen kentlerin sayısı oldukça fazladır. Aliağa’da da buna benzer bir seçim tablosu ortaya çıkacaktır. Kısacası sandık belirleyicidir, oy pusulası sandığa girene kadar
Geçmişe yönelik olarak yapılan bir incelemede bu durum siyasi partileri de zaman zaman zora düşürmekte ve ihraçla ilgili olarak, kararlar alamamaktadırlar. Partiler, bunun takipçisi olmak yerine hem üyelerini hem de sempatizanlarını, sandığa götürme çarelerini aramalıdırlar. Özetle, “Sen bizim partimizdensin, başka bir partiden adayı nasıl desteklersin, seni partiden ihraç ederiz” mantığı yanlıştır. Hele sol partilerde bu “faşist” ve “partizan” yaklaşım çok tehlikelidir. İşte bu durum Aliağa’da da ortaya çıkmıştır. Bazı aday adayları, kendileri aday olamayınca, sade bir vatandaş gibi oy verecekleri adayı destekleyeceklerdir. Çünkü onların da bir oyu vardır. İlle de partiliyim diye tepeden inme getirilen partisinin adayına oy verecek değildirler. Dediğim gibi; bu partizanca bir davranış olur ve seçmenin üzerinde Aliağa Körfezi’nde demirli bir tankerin infilak etmesi gibi durum yaratır.
Özellikle CHP buna çok dikkat etmelidir. Etmezse eğer, AK Parti’de görülen “Tek Adam” örneğinden ne farkı kalır.
***
İlkeli politika
“Yetenek, sükunet içinde ortaya çıkar.. Karakter ise dünyanın fırtınaları içinde…” Goethe…
Yener Orkunoğlu isimli bir yazar arkadaşım şöyle diyor: “Ilkesiz politika, gözlerini kapatarak yürümeye benzer. En gerçekçi pratik politikalar, ilkeli politikalardır. En esaslı ilke, siyaset yapma tarzının demokratik olması gerektiğidir. Bir takım temel ilkelere dayanmadan uzun vadede politika yapmak mümkün değildir.”
Neden mi? Şu basit nedenden dolayı: Önce genel sorunları halletmeden, kısmi sorunlara dalan herkes veya her parti, her adımda genel sorunlarla ‘karşı karşıya’ kalacaktır. Adım atmaya karar vermek için, hangi yönde gideceğinizi bilmeniz gerekir. Belirli pusulaya sahip olmazsanız, her olayda yalpalamanız kaçınılmaz olur. İlkesizliğe mahkum olmaktan kurtulamazsınız. Temel ilkelerden yoksunluk, el yordamıyla yolu bulmaya ve gereksiz enerji tüketimine neden olur. İlke demek, ikili yorumlara meydan vermemek demektir. Yani belirli bir anda adım atarken yönü kesin olarak belirlemek demektir. Ama adımın yönünü belirlememişseniz, tereddüt edersiniz: Sağa mı, yoksa sola mı? Öne mi, yoksa arkaya mı? sorularıyla enerjinizi tüketirsiniz. Teorik şüphecilik veya hedeften emin olmamak, eylemde tereddüt etmeye götürür. Eğer bir insan veya bir parti ilerleyemiyorsa, bilin ki, tereddütlerinden henüz kurtulamamıştır.
Sağlam ilkeler olmadan, hiçbir parti kendi hedefini izleyen bütünlüklü bir siyasal mekanizme haline gelemez. Karakter ve ideolojik olarak sağlam olmayan kişiliklerin tökezlemesi kaçınılmazdır. Bunlar sık sık, tereddüt, şüphe, isteksizlik ve korku yaşarlar. Keskin virajlarla dolu olan yolda fire verme olasılığı her zaman vardır.
Önemli olan saptanan stratejinin doğru olduğuna güvenmektir. Bu güven, insan enerjisini ve gayretini muazzam ölçüde artırır. Bir stratejiye inanan ve tüm gayretini bu stratejinin başarısı için harcayan her parti mucizeler yaratabilir.
Her devrim, inişli, çıkışlı, uzun bir yoldur; sosyal ve ulusal sorunları çözmenin en en keskin en acımasız yöntemidir. Bu nedenle esaslı ilkelere dayanmadan devrim ilerleyemez. Parti, ideolojik sağlamlığını dayandığı programından alır. Program, temel ilkeleri içeren bir metindir. Ama iyi belirlenmiş strateji ve taktikler yoksa, en güzel programlar bile ise yaramazlar. Programı belirleyen toplumun nesnel koşullarıdır. Strateji ve taktikler ise, hareket noktası olarak nesnel koşulları değil, emekçilerin öznel kosullarini (bilinç seviyesi, örgütlenme düzeyini) temel alır.
***
Bence esas tartışma üç alanda yürütülmelidir:
1- Nasıl bir program? Toplumsal bilinç nasıl yükseltilebilir? Kültürel birikim nasıl sağlanabilir?
2- Eski tür siyaset yapma tarzı nasıl değiştirilecektir?
3- Demokratik yeniden yapılanmada halkın söz sahibi olması nasıl sağlanacaktır?
Elbette polemikler kaçınılmaz ve gereklidir. Polemiklerin netleşmis bir programatik ve strratejik çerçevede yapılması ilerletici olabilir. Bugün için acil olan, yeni mücadele biçimlerini icat ederek, siyasal mücadeleyi daha yaygınlaştırmak ve derinleştirmektir.
***
Serkan Reis
Aliağa’da MHP Belediye Başkan Adayı Serkan Acar, ilkeli bir politika izlemektedir. Örneğin; Serkan Acar, dün sosyal paylaşım sitesinde şöyle bir mesaj yayınladı. Ben de kendisine, “Sen doğru yoldasın kardeşim. Bu çizgini hiç bozma. Yolun açık olsun...” diye yorum yaptım. İşte Serkan Reis’in mesajı:
- Değerli Dost ve Arkadaşlarım; Demokratik Sol Parti Aliağa Belediye Başkan Adayı olan Sayın Hakkı Ülkü’yü tebrik ediyorum. Aliağa’da bu düzeyli seçim atmosferinin devamı için, hiçbir partinin veya adayının değerlerine ve kişiliğine söylem geliştirilmemesi adına hepinizin katkı koymasını rica ediyorum. Hepimizin amacı; daha iyi bir Aliağa ve Aliağa’nın DEĞİŞİM’i. Son kararın Aliağa seçmeninde olduğunu hatırlatmak ve daha çok çalışmamız gerektiğini söylemek istiyorum.
Aliağa’nın değişimi yolunda vermiş olduğunuz katkılardan dolayı teşekkür ediyorum.Bu düşüncelerimizi paylaşmanız rica ederim. Selam ve Dua ile.
Aliağa DSP Adayı Hakkı Ülkü’nün de dün sabah facebook’ta yayınladığı şu mesajı dikkatimi çekti:
- Günaydın arkadaşlar, Aliağa sizlerin omuzlarında yükselecek ve hak ettiği yere gelecektir. Partili-partisiz herkesi candan kucaklıyorum. Emeğin kenti Aliağa’yı karanlık güçlerden kurtaralım.
Mehmet Sarışın.