13 Ocak 2026, Salı

''Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz''

19 Ağustos 2014, Salı Paylaş Gönderiyi Yayınla
''Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz'' CHP Aliağa İlçe Başkanı Özcan Durmaz, Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden sonra CHP içerisinde oluşan muhalif grubu ve AK Parti'nin seçim sonrası politikasını değerlendirdi. Türkiye'nin içinde bulunduğu bu tabloda CHP'de yeni bir iç yarışı sağlıklı bulmadığının altını çizen Durmaz, "Ankara'da dile getirilen görüşlerin küçük modeline ilçemizde de rastlıyoruz. Bir talepte bulunabilmek için gerçekten partili olmak, partiye inanmış olmak ve partinin gösterdiği hedefler için çaba göstermiş olmak lazım. Eskiler derdi ki, tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz" diye konuştu.

CHP'nin içerisinde yer alan muhalif grup CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve bir takım isimleri istifaya davet ediyor. Bu yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'nin içinde bulunduğu bu tabloda CHP'de yeni bir iç yarışı sağlıklı bulmuyorum. Elbette bu durumu kavga süreci haline getirmeden ve enerjimizi parti içinde harcayacak bir yarış süreci olmadan Türkiye'nin getirdiği seçim sürecini eksikleriyle, yanlışlarıyla, doğruları ve artılarıyla değerlendirmeli ve gereken sonuçlar çıkarılmalı. Ortaya çıkan bazı sonuçlardan dolayı sadece Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun sorumlu tutulmasını doğru bulmuyorum. Sonucun bir çok sebebi var, bunlar konuşuluyor. Bence bu sonuca neden olan faktörler konuşulmalı, bunlar partinin hafızasına yazılmalı, partinin ortak aklı olarak gelecek seçimlerde kullanılmalı. Yoksa Ahmet istifa etsin, Mehmet istifa etsin gibi ortaya çıkan sonucun bir tek kişiye ve de sebebe dayandırılmaya çalışması mantıklı değil. Daha keskin şeyler söylemek istemiyorum ama şunu da üzülerek söylemem gerekiyor ki, ben bu adayı beğenmedim, çalışmıyorum ve boykot hakkımı kullanıyorum diyenler, Genel Başkan istifa etsin, il ve ilçe başkanları istifa etsin diyor. Ankara'da dile getirilen görüşlerin küçük modeline ilçemizde de rastlıyoruz. Bir talepte bulunabilmek için gerçekten partili olmak, partiye inanmış olmak ve partinin gösterdiği hedefler için çaba göstermiş olmak lazım. Eskiler derdi ki, tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.

Genel Başkan'a istifa çağrısına Aliağa'dan da mı katılan Cumhuriyet Halk Partililer var?

Ben Aliağa'da Genel Başkanı istifaya çağıran gördüm ama kendisi partili olmayan, partisini beğenmediği için partiden istifa edip gitmiş. Bu konu hakkında sosyal medyadan bazı açıklamalar gördüm. Bazı yerlerde sonuçlardan memnun olmadığı için ilçe başkanlarını istifaya çağıranları gördüm. Bu Aliağa'da geçerli değil. İstekli, arzulu olanlar varsa partinin kongreye nasıl gideceği belli, giderler imza toplarlar. Demokratik mekanizmanın her zaman işlediğini söylemek isterim.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşanların diğer partilere, CHP'ye ve Türkiye'ye yansımaları nasıl oldu?

Bir Cumhurbaşkanının partisi olmaz, bir Cumhurbaşkanı adayının da partisi olmaz. Ekmeleddin İhsanoğlu, partisiz bir aday olarak doğru bir seçimdi. İhsanoğlu değil de partisiz başka bir aday olsaydı diyenler vardı bu mümkündür ama İhsanoğlu birinci prensip olarak, partili olmama özelliğine sahip bir insandır. Onun sahip olduğu diğer nitelikler de onun Cumhurbaşkanı olarak, vasıflı  ve aday gösterilebilecek birisi olduğunu doğruluyor. Partili kimliği olan bir aday çıkarmış olsaydı, taraflı olacaktı ve bizim Cumhurbaşkanın toplumun her kesimine eşit mesafede olması gerektiği iddiamızla uyuşmayacaktı. Partili kimliği öne çıkmış bir Cumhurbaşkanın devletin kurumlarına ve siyasi partilere karşı  tarafsızlığı meselesi tartışılacaktı. Partili kimliği öne çıkmamış bir adayın farklı siyasi partiler tarafından desteklenmiş olması bence Türkiye siyaseti için iyi bir model oluşturmuştur. Çünkü Türkiye, içinde bulunduğu siyasi çıkmazdan, ancak siyasi bir işbirliği ile siyasi dayanışma içerisinde, ülkenin geleceği ile ilgili temel konularda anlayış birliği, güç birliğiyle yürüyerek çıkacağını düşünüyorum. Oluşturulabilecek yol için bir model olduğunu düşünüyorum. Sonuç alınmadı ama siyasal iş birliği kültürünü başarmış olma açısından önem taşıyor.

Muharrem İnce Genel Başkan adayı olacağını açıkladı. Bu durum CHP açısından nasıl bir sonuç yaratır?

CHP mevcut parti tüzüğü ile yönetilmektedir. İşleyiş buna bağlıdır. Burada tüzüğün çerçevesinin dışına çıkılmamıştır. Sayın İnce'nin görüşleri kendisine aittir. Ne kadar karşılık göreceğini bilmiyorum. Sık sık parti içi yarışlarla enerjimizi harcamayı doğru bulmuyorum. Parti içi yarışa gerek yok. Kurultay Genel Başkan çağrısıyla, MYK'nın çağrısıyla ya da delege imzalarıyla toplanırsa Kurultay yapılıyorsa, Sayın İnce dahil olmak üzere orada yarışmak, orada aday olma hakkına sahip tüm partililerin hakkıdır. Saygıyla karşılıyoruz. Partimizde demokratik mekanizmalar her zaman işlevini yerine getirmektedir. Bunların konuşuluyor olması bile CHP'nin içinde sıkıntı var gibi algılanıyor olmasına rağmen, CHP'nin işleyen bir demokrasinin göstergesidir. Biz, CHP'nin demokratik işleyiş konusunda tüm Türkiye'ye örnek olacak nitelikte olduğunu düşünüyoruz.

AK Parti bir iki sene içerisinde oy çoğunluğunu yakalayıp Anayasa'yı değiştirme hedefinden söz ediliyor. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Başbakan artık Cumhurbaşkanı seçildi ve Tayyip Erdoğan'ın geçmiş yıllardan itibaren Başkanlık sistemine olan özlemini biliyoruz. Biz ısrarla şunu söylüyoruz, Başkanlık sistemi Türkiye gibi demokrasinin yeterince kurumsallaşamadığı, kuvvet olarak yasama, yürütme, yargı hatta sivil kuvvet olan basın gibi sivil yapılanmanın yerine oturmadığı ve demokrasinin çok içselleşmediği toplumlarda çok kolaylıkla diktatörlüğe yol açabileceğini düşünüyoruz. Dünyada bunun örnekleri çoktur. Türkiye açısından Başkanlık sistemi tehlikeli bir sistemdir. Bugün ki anayasal sistemin, kuvvetler ayrılığı sisteminin sürmesinin bu ülkede demokrasi kültürünün yerleşmesi açısında da önemli olduğunu hep söyledik. Umarım Türkiye, umarım Türkiye AKP'nin arzu ettiği Başkanlık sistemine geçmez. Bunu bir kıskançlık, birisinin arzusuna engel olma olarak görmüyoruz. Türkiye'nin geleceği açısından olacakları samimi olarak böyle gördüğümüz için söylüyoruz. Siyaset bilimcilerin gördüğü ve işaret ettiği bir gerçek ve son derece tehlikelidir. Başkanlık sistemi sadece Cumhurbaşkanlığını ve Başbakanı birbirine bağlamak değildir. Bu sistem ancak eyalet sistemi ile yürür, eyalet sistemi ise Türkiye'de görüyoruz ki, kaşındığında kolayca ayrılmaya müsait etnik, mezhepsel köken dediğimiz kökenlerin çok hızlı bir şekilde birbirinden ayırıyor. Bu Türkiye'yi bugün Ortadoğu'da gördüğümüz dağılmış, parçalanmış ve kendi içinde sık sık savaşan ülkelerdeki tabloya taşır ki bundan çok endişe ederiz, umarız böyle bir şey gerçekleşmez.

CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın TBMM Genel Kurulu'nda kadınların mağduriyeti üzerine yaptığı konuşmada kendisine laf atan AK Partililere,"Valla şeytan diyor ki, çıkar şu ayakkabını fırlat, ama bir ayakkabıma bakıyorum, bir de sizlere. Değmez diyorum açıkçası" sözleri AK Partililer tarafından büyük tepki topladı. Bu kapsamda AK Parti ve kadın politikasını değerlendirir misiniz?

CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nınsözleri ironik bir yaklaşım. Siyasetin ve AKP'nin kadına bakışı, kadın kahkaha atmayacak gibi yaklaşımlar, kadını toplum hayatına itmeye çalışan yaklaşımlar AKP'nin genel siyaset yaklaşımın hep bir parçası oldu. "Bembeyaz Demokrasi, Yemyeşil Şeriat" adında bir kitap çıkmıştı. Bu kitap, Erdoğan'ın hayatını anlatıyor. 1990 yıllarının başına kadar kadın eli sıkmazmış. Kadınların siyasete girmesine asla sıcak bakmazmış. Yalvar yakar ikna etmişler, evet kadınlar da siyasete girsin demiş. Desteğine ihtiyacımız var üye olsun ama parti içinde oy kullanmasın demiş. Bunu konuşuyor olmak utanç verici. Kadının olmadığı bir dünya çağdaş bir dünya olarak adlandırılabilir mi? Ülkeyi şöyle kalkındırdık, böyle ileri taşıyoruz diyorsunuz, yani duble yol yapacaksınız, kadını evine kapatıp sosyal yaşam dışına iteceksiniz. Suudi Arabistan'dan ya da Ortadoğu'daki diktatörlüklerden ne farkınız kalacak. Suudi Arabistan'la ilgili muhteşem bir fotoğraf gördüm, her yer pırıl pırıl, muazzam bir kent, son derece planlı gözüküyor ama o kadınlar toplum dışına itiliyor. Kadının toplum dışına itildiği hiçbir toplum ilerleme gösteremez. Önce kadın özgürleşecek, kadın aydınlanacak ki ülke çağdaşlaşsın. Türkiye'de Cumhuriyet ile elde ettiği hakların birer birer kadınlardan geriye alınıyor olması, demokrasinin nasıl ortan kalktığı, muhalefete ve muhalif basına tahammülsüzlüğün yanında kadın haklarının da ortadan kaldırılıyor olması ülkenin demokrasiden uzaklaşarak geriye gittiğini gösterir. Bu Ortaçağ bağnazlığı ve Ortaçağ karanlığıdır. Dinin toplum hayatında belirleyici ve tayin edici olduğu yapılar kadını baskılanmaktadır. CHP'de kadın  önde. Aliağa'da CHP'nin beş tane belediye meclis üyesi var, üçü kadın. AKP'nin on iki meclis üyesinden sadece biri kadın, aynı şekilde MHP'nin de tek kadın belediye meclis üyesi var. Aliağa'da kadın mudur ? Endüstri kentleri, çağın ekonomik hayatına en iyi entegre olmuş kentlerdir. Sosyal açıdan da zengin kentlerdir. Genelinde eğitimli insanlar yaşıyor. 25 kişilik belediye meclisinde neden sadece beş tane kadın üye var?