
Zamk kokuları arasında, yere dökülmüş boyalar ve eski aletler içinden, buram buram işçilik kokan dükkana adımımı atıyorum. Selam verip oturacak bir yer seçiyorum kendime ve başlıyoruz sohbete.
Erdoğan Zorlupehlivan, 51 yaşında. 40 yıldır ayakkabı tamir ediyor. Bu işe 10 yaşında eniştesinin yanında başlamış. Çocukluğundan bu yana bu işi yapmış. Seviyor işini ve toz kondurmuyor mesleğine. ‘Yorucu mu?’ diyorum, ‘Yok’ diyor ‘ne yorucusu. Bu dünyaya gelsem yine ayakkabı tamircisi olurum. Tamir edemeyeceğim ayakkabı yok. Ayakkabı ile ilgili her şeyden anlarım. Takımım taklavatım tam. Burada insanlara hizmet etmekten çok memnunum.’
Erdoğan Usta söylediklerinde haksız sayılmaz. Araç, gereç ve ekipmanlarını etkin bir şekilde kullanarak, iş güvenliği ve çevre koruma düzenlemelerine, mesleğin verimlilik ve kalite gereklerine uygun olarak yapıyor işini. ‘Nasıl tamir edilir bir ayakkabı?’ diyorum, hemen alıyor eline bir ayakkabıyı önce zımparalıyor. Sonra yapıştırıcıyla sökük olan ayakkabının sağ ön ucunu yapıştırıyor. ‘Bitti mi?’ diyorum, ‘Yok daha dikiş var’ diyor. Sonra bir güzel dikiyor yapıştırdığı yeri, kenara koyuyor ayakkabıyı.
‘Günde ne kadar iş olur usta?’ diyorum, ‘Nasıl işler?’. Derin bir ah çekiyor önce. Sonra tam gözümün içine bakıyor ve başlıyor konuşmasına. ‘Oğlum’ diyor, ‘Eskiden iş olurdu. İş dediğime bakma iyi iş olurdu. Ben eskiden bayramın son haftası 10 gün kala filan iş alamazdım. O kadar yoğun olurdum ki, yetiştiremeyeceğimi bildiğimden almazdım işi. İnsanlar önceden ayakkabılarını hep bizlere getirirdi. Şimdi herkes yeni ayakkabı alıyor. Senin anlayacağın eskisi gibi iş yok. Dükkanım kira olsa batarım. Allah'a şükür evim var, dükkan kendimin. Onun için idare ediyoruz. Kimseye muhtaç değiliz.’
Erdoğan Usta her gün sabah 8'de açıyor dükkanını. Akşam 8 gibi de kapıyor. Dükkanın önüne telefon numarasını koymuş saat kaç olursa olsun arayanın işini hallediyor. 24 saat açık yani. ‘Usta’ diyorum ‘ne kadar daha devam edeceksin? Yarım asır yaşındasın.’ ‘Geçenlerde birinden duydum Çandarlı'da 71 yaşında bir ayakkabı tamircisi varmış. Allah bana da ömür verirse 20 sene daha bu işi yapacağım. Kahve, meyhane alışkanlığım yok. Benim tek alışkanlığım dükkanım’ diyor.
‘Bu işin riski var mı usta’ diyorum. ‘Olmaz mı, var’ diyor. ‘Ama işi bilmeyene var. İşi bilmeyen zımparaya elini kaptırabilir, elini dikebilir. Ben 40 yıldır ayakkabı tamir ederim bir tarafı kesmedim. Dikkatli olursan, işi bilirsen bir şeycik olmaz.’
Gelişen teknoloji ve değişen alışkanlıklarla birlikte bazı meslekler giderek tarihe karışıyor. Bunlardan birisi de ayakkabı tamirciliği. Aliağa'mızın bu güzide mekanının Erdoğan Kundura'nın da zamanla kapanacağını düşünüyorum. İçim cız ediyor, burkuluyorum. Etrafa bakıyorum, çırak da gözükmüyor çevrede. Bu düşüncemde haklı olma ihtimalimin yüksek olduğunu kafamda kurguluyorum. Sormak istiyorum, Erdoğan Usta'ya ama onu da incitmek istemiyorum. Bir yolunu bulup oldu bittiye getirip lafı tak diye gediğine koyuyorum. ‘Usta’ diyorum ‘çırak filan yok mu?’ ‘Yok’ diyor. ‘E ne olacak bu dükkan?’ ‘Oğlum var’ diyor. İçime su serpilmiş gibi hissediyorum. ‘Nerede oğlun?’ diyorum. ‘Burada çalışmıyor. Burada benim yardımcıya ihtiyacım yok kendim her işimi hallediyorum’ diyor. ‘Oğlum başka bir işte çalışıyor şimdi. Ama her işi öğrettim ona. Ayakkabı ile ilgili bildiğim her işi. Benden sonra devralacak dükkanı.’ İçimde bir sevinç, gözlerimin içi parlıyor. ‘Oh be’ diyorum. Vahşi kapitalizm yıkamadı işte Erdoğan Kundura'yı. Kapı gibi oğlu var Erdoğan Usta'nın...
Yunus AKDENİZ