13 Ocak 2026, Salı

‘ALİAĞALILARIN GÖZÜ UFAK TEFEK İCRAATLARLA KAPATILIYOR’

24 Haziran 2013, Pazartesi Paylaş Gönderiyi Yayınla
‘ALİAĞALILARIN GÖZÜ UFAK TEFEK İCRAATLARLA KAPATILIYOR’ CHP, AKP, MHP’den kimlerin aday adayı oldukları yavaş yavaş telaffuz edilmesine karşın, kimin aday olacağı henüz kesin olarak belli değil.

Gerek aday adayı olsun, gerek se kesinleşmiş aday olsun. Bu kişilerle sizleri bu sütunlarda zaman zaman tanıştıracağız.

Sizlerle bugün kendisini yakından tanıdığınız, ama siyasi arenada hiç isini duymadığınız birisiyle, Gürca Alkan ile tanıştıracağız.

1993-2000 yılları arasında Aliağa Tapu Mürtlüğü ve Kadastro Müdürlüklerinde çalışan Gürca Alkan, Aliağa’nın yanı sıra Foça, Menemen, Bergama, Çiğli ve Kınık Tapu Müdürlüğü görevlerinde bulunduktan sora  2 ay önce Bergama Tapu Müdürlüğü görevinden emekli oldu.

Gürcan bey, devlet memurluğundan 2 ay önce emekli oldunuz.  Bu tempolu yaşama hiç ara vermeden hareketli bir iş yaşamına başladınız. Bu güne kadar nerelerde çalıştınız ve hangi kurumdan emekli oldunuz?

-Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünden 33 yıl hizmetimden sonra kendi isteğim ile emekli oldum.

Ben memuriyet hayatım boyunca fazla gezmedim. 1980 yılında yani 12 Eylül İhtilalinden önce Temmuz ayında Muğla'nın Milas ilçesinde göreve başladım. 7 ay görev yaptıktan sonra rahmetli babama "Memuriyeti sevmediğimi ve okumak istediğimi" söyleyince ve onunda desteği ile istifa ederek Trakya Üniversitesinde yüksek öğrenimimi tamamlayıp Datça ya atandım. Datça'yı ve Datçalıları  çok sevmeme rağmen 1993 yılında Aliağa da yeni kurulan Kadastro Müdürlüğüne atandım. Daha sonra Evimi Aliağa’dan taşımadan sırası ile Foça, Menemen, Aliağa, Bergama, Çiğli ve Kınık Tapu Müdürlüğüne görev yaptım.

Gördüğüm kadarıyla yaşınız daha genç. Emekli olmaya nasıl karar verdiniz?

-Rotasyon sebebi ile. Devamlı bu ilçelere gidip geldiğim için çok yoruldum. Bir gün Aliağa dan tapu işi  için Bergama ya gelen iki arkadaşım (İrfan Güngör ve İsa Önal) ın işlerini gördükten sonra kahvelerimizi içerken bana yeni bir işe girdiklerini  ve beraber çalışıp çalışamayacağımızı sordular. Ben de neden olmasın dedim ve aslında emeklilik için değil Aliağa sevgim ağır bastığından devlet sektöründen  Eskidji Gayrimenkul'e transfer oldum.

Siyasette aktif rol alacak mısınız?

-Ben aslında devlet görevim sırasında siyasetin hep içinde oldum. Belki beni kimse fark etmedi ama ben oradaydım. Bütün siyasi gelişmelerin hep merkezinde oldum. Kimseye ayrımcılık yapmadım. Devlet hizmetinde herkese aynı şekilde güler yüzle davrandım. Hep vatandaşın iş ve işlemlerini tamamlama çabası içerisinde oldum. Sorunuza gelince buna yaşanmış bir olayla cevap vermek isterim. 2004 yılı yerel seçimlerinden önce  Kent Pastanesi’nde eski başkan Tansu Kaya,Terzi Ömer Sarı ile oturuyorduk. Tansu Kaya ya memuriyetten ayrılıp Ak Partiden belediye başkan aday adayı olacağımı kendisinin de aday adayı olduğunu söylediğimde. Tansu Başkan, bana aynen "Gürcan abi sen bize lazımsın. Bir dönem daha bekle ben aday olayım" dedi. Ben de kendisine hayırlı olmasını diledim ve kazanması içinde tüm gayretimi sarf ettim. İşte o andan sonra siyasetin acımasızlığını tüm çıplaklığıyla gördüm. Başkan olanın nasıl değiştiğini ve halkın içinde olması gerekirken kendisini nasıl halktan soyutladığını gördüm. Kendisini çok sevmeme ve onunda beni çok sevdiğini bilmeme rağmen 2009 seçimlerinde yine karşısında aday olmadım ama yanında da olmadım.

Anladığım kadarıyla önümüzdeki seçimlerde Aliağa’ya Belediye Başkan Adayı olmak isitiyorsunuz. Tabi bunun gerçekleşmesi için de projeler ortaya koymak gerektiğine inanıyorum. Aliağa’nın geleceğine yönelik projeleriniz nelerdir:

-Bey, siz beni daha şimdiden hem aday hem de başkan yaptınız. Ama samimiyetinize binaen bu sorunuza cevap vereceğim.  Belediye yöre halkına hizmette en yakın kurumdur. Halk ile adeta  iç içedir. Belediye başkanı hem oranın başkanı ve hem de oranın bir bireyidir. Yani hem hizmet eden hem de hizmet alandır. Evinin önünü temizlerse hem kendi evinin önünü hem de hizmet ettiği aynı apartmanda yaşadığı seçmeninin evinin önünü temizlemiş olur. Bu su için,yol için, kaldırım için ve imar içinde aynıdır.

Ancak yerel hizmetlerde şunu yapacağım, bunu yapacağımdan ziyade yöre halkı ile bütünleşerek ve onlara; neyi yapalım, nereye yapalım, nasıl yapalım, ne zaman yapalım gibi soruları sorarak ve insanları bu işlerin içine katarak çalışmaya başlarsanız daha başarılı olursunuz. Ama bu günkü gibi öyle yapmacık örgütlenmelerle (Kent Konseyi vs. gibi) bir yere varılacağı kanaatinde değilim.

Aliağa, hızlı gelişen ama bu gelişmelerden haberdar olmadan yaşayan, gözleri ufak tefek icraatlarla kapatılıp aldatılan insanlarla dolu. 3-5 kişinin İmar rantı, 3-5 kişinin sözde Sanayileşme ve 3-5 kişinin de sözde ticaret ile Aliağa’yı nasıl sömürdüğünü maalesef görmezden geliyoruz. Düğün salonu yapmak, Pazar yeri yapmak hizmet değildir. Ben servet düşmanı değilim ama TOKİ kılıfı arkasında bir araştırın bakalım Siteler Mahallesi’ndeki boş arsalar kimin? Kim veriyor 12 kat ruhsatı? Aliağa Viking yönüne neden gelişemiyor? Turizm neden yılladır ihmal edildi? Atatürk Caddesi’neden ihmal edildi? 2/b denilen orman çalışması her yerde yapıldığı halde neden Aliağa pas geçildi? Metro neden şehir içinde değil de şehir dışında? Aliağa esnafı ve onları idare eden (kendisini yönetmeye aklı olmayan) yöneticiler neden bu kadar vurdumduymaz? Aliağa'nın okumuş çocukları neden işsiz? Neden Aliağa pastasını 3-5 Aliağalı ve yabancılar yemekte? Herhalde bu söylediklerimden sonra projelerimin neler olduğu ve olacağı açığa kavuşmuştur.

 Görev bekliyorsunuz anladığım kadırıyla?

-Ben daha 15 yaşında Ankara Tapu Kadastro  Lisesine yazıldığımda kendimi siyasetin içinde buldum. O zamanlar bölünmüş mahalleler vardı. Bir mahalleden bir mahalleye gitmek öyle kolay değildi. 18 yaşında Mamak zindanını gördüm ben. Bu günkü açılımı daha o zaman yaşadım. Anadolu’nun her yanından gelen fakir köylü çocukları devlet tarafından 225.TL burs ile okutulur ve daha sonra kura çekilerek yine yurdun dört bir yanına memur olarak gönderilirlerdi. Ama maalesef siyasiler bu tür okulları zamanla kapatarak işte o çocukların bir kısmını dağa çıkmaya mecbur ettiler. Bu günlere gelmemizde maalesef onlarında çok payı var.

İşte bu bilgi birikimim ve aldığım 33 yıllık devlet terbiyesi ile Aliağa ve Aliağalıya hizmette bize de bir görev düşerse -ki bu konuda yoğun baskılar hissediyorum- bu görevden kaçmak bana yakışmaz. Ben Aliağa’ya borçlu bir insanım. Ekmeğini yedim suyunu içtim. Bu borcumu muhakkak ödemek isterim.

Son günlerde yaşanan olaylarla ilgili ne düşünüyorsunuz:

-Öncelikle bu olaylarda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Maalesef masum  isteklerle başlayan bu olaylar belli örgütler tarafından proveke edilmiş ve olayların buraya geleceği öngörülememiştir. İnsanlar şunu iyice anlamalı ki zaman değiştikçe insanlarda değişmek zorunda. Başbakanımızın çok doğru bir sözü var. ‘Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ demişti. Evet artık hiç bir şey eskisi gibi değil. Zamana uymayan artık oyun dışında kalmak zorunda. Bu yüzden bir an önce herkesin, ama herkesin aklı selimle hareket etmesi gerek. Ülkemiz insanlarının bu cennet vatanda huzur içinde yaşaması için asgari müştereklerimiz bize yeter. Bayrağımız, dinimiz, dilimiz, gelenek ve göreneklerimiz, örf ve adetlerimiz, bayramlarımız bize yeter.

-Size bu engebeli ve zor yolda başarılar dileriz. Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Öncelikle bu röportaj fırsatı için size teşekkür ederim. Demokrasimizin vazgeçilmez asli unsurlarından olan yerel basınımızın mevcut sorunlarının da bir an önce giderilmesi dileğiyle sizin ve tüm Aliağalı hemşerilerimin mübarek üç aylarını da tebrik eder saygı sevgi ve hürmetlerimi sunarım.