Aliağa Belediyesi’nin eski çalışanlarından, sendikacı ve sendika eğitmeni, gazetemiz yazarlarından Ali Rıza (Çetin) Kaptan, yakalandığı amansız hastalığa yenik düştü. Kaptan’ın cenazesi dün ikindi vakti Aliağa Merkez Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Aliağa Kabristanı’nda toprağa verildi.
Menemen’in köklü ailelerinden olan Muhittin Kaptan’ın oğlu olan, 10 Mayıs 1944 yılında Menemen’de doğan Ali Rıza Kaptan, 12 Eylül öncesi Diske bağlı bir çok sendikada eğitim sekreterliği yapmış birisiydi.1994-2000 yılları arasında Aliağa Belediyesi’nde sosyal ve kültürel birimde çalışan Ali Rıza Kaptan, emekli olduktan sonra belediyeden ayrılmıştı.Gazetemiz Aliağa Ekspres’te de bir süre köşe yazarlığı da yapan Ali Rıza Kaptan, yıllardır kendi deyimiyle "çok geç kalınmış, yaygın kemik metası olan prostat kanseri" tedavi görmekteydi. Aliağa’nın eski Belediye Başkanlarından Kazım İrfan Onaran’ın kızı Pervin ile evli olan Ekin ve Eren adlı iki çocuk babası olan Ali Rıza Kaptan, yakalandığı hastalığa yenik düşerek geçtiğimiz akşam yaşamını yitirdi. Kaptan’ın cenazesi dün ikindi vakti Aliağa Merkez Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrası Aliağa Kabristanı’nda sevenleri tarafından son yolculuğa uğurlandı.
...
Merhaba… Ben şanslı bir insanım. Yazı yazmayı seviyorum ve yazdıklarımı insanlarla paylaşabilecek bir imkan yakaladım… Gerçi yetmişe yaklaşan hayatımda da sevdiğim işleri yaptım… Bir yerde okumuştum mutluluk, insanın sevdiği işi yapabilmesiymiş…Lakin şans denilen şey insanın kapısını durup dururken çalmıyor. Hani derler ya "kader denilen şey aslında hak ettiğimizdir". 60’lı yıllarda bütün dünyayı özgürlük şarkıları sarmıştı… Çiçek çocukları, Hippy’ler, Hair, Beatles, Imagine… Yurtta da TİP’in kurulması, Varlık, Yeditepe dergileri-kitapları, Yön ve Nazım Hikmet şiirleri ve Çetin Altan babanın "taş"ları… Çetin Altan o yıllarda bir Milliyet, bir Akşam gazetelerinde "taş" adlı köşesinde yazılar yazardı... Sol'un çok güçlü bir kalemiydi. Bir yazısında "insanın kalitesi parayı nasıl kazandığı ve nerelere harcadığı ile belli olur" diye yazmaz mı? Yani bizim ilk gençliğimize böyle bir dönem damgasını vurdu. Ama hamurumuzu asıl mayalayan daha çocuk yaşlarda babamın bir bavul dolusu Hazreti Ali cenkleri, Zaloğlu Rüstem kitapları… Hele bir gün babam tuğla gibi 10 cilt "pardayyan"ları önüme koymaz mı? Şövalyelik ve haksızlıklara isyan etmek… Bizim neslin kumaşı böyle dokundu. İşte bu yüzden 1972 yılında çalıştığım fabrikada sendika kurdum ve o meş'um 1980’nin 12 Eylül'üne kadar Disk'e bağlı sendikalarda yönetici ve uzman olarak çalıştım.. Zaman zaman sizlerle tanık olduğum olayları, yeri geldikçe sendikacılık anılarımı paylaşmayı düşünüyorum... Hayat sürprizlerle dolu… 2003 yılında emekli olup, eleğimi duvara asmanın keyfini daha yaşamadan "çok geç kalınmış, yaygın kemik metası olan prostat kanseri" teşhisiyle Ege Üniversitesi’nde tedavime başlandı… Yani 5 yıldır kanserle savaşıyorum. Gerçi tıp artık prostat kanserini kanserden saymıyor ama olsun sizlerle bu kanserle savaşmanın "inceliklerini" de paylaşmayı düşünüyorum. Ben 33 aydır tekerlekli sandalyede yaşıyorum... Yani engelliyim… Engelli hakları ve karşılaştığımız sorunları da sizlere paylaşacağım. Efendim bence insan bir yönüyle arı gibi olmalı. Yani arılar nasıl ki çeşitli bitkilerden topladıkları o bitki özlerinin acısını bala çeviriyorsa, insanlar da yaşadıkları acıları bala çevirmelidir… Ben sizlerle acıları nasıl bala çevirdiğimizi de paylaşmayı düşünüyorum… Tekrar merhabalar…
Ali Rıza KAPTAN (izmirizmir.net -14.08.2012)