‘Her hikâye bir huzursuzluktan doğar’
02 Kasım 2026, Pazartesi Paylaş Gönderiyi YayınlaÇemen Tozbey’in edebiyatı, insanın eksik yanlarına, suskunluklarına ve bitmeyen arayışına dokunuyor. Öyküden şiire uzanan yazın yolculuğunda huzursuzluğu söze, mitleri insan ruhunun aynasına dönüştürüyor. Tozbey ile edebiyatın iyileştiren ve yüzleştiren gücünü, mitolojinin bugüne uzanan izlerini ve insanın bitmeyen tam olma arzusunu konuştuk.
İşletme eğitimi almış ve uzun yıllardır ticaretin, işletmeciliğin içinde aktif olarak yer alan bir isimsiniz. "Yazdığım her hikâye, bana huzursuzluk veren bir düşüncenin sonucudur" diyorsunuz. Edebiyat sizin için bir nevi zihinsel arınma alanı mı?
Yazmak; karmaşık duygu, düşünce ve fiilllerin toplamıdır; yalnızca zihinsel ya da ruhsal arınma olarak ele almak eylemin bütünlüğünü gözetmenin peşinde olan yazarın özgürlüğünü kısıtlayabilir. Edebiyat mutlak huzur ya da mutsuzluğun imkânsızlığını anlatırken bunu okura kanıtlamaya çalışmaz. Zaten her şeyden önce hikâye anlatabilmek bir sanattır. Hayatımızı meşgul eden huzursuzluk, kaygı ve mutsuzluk anlarından kendimizi adayarak yeni bir metin çıkarabilmek yaratıcı olduğu kadar alabildiğine öznel bir beceri. Eylemin güzelliği de sanırım burada.
Akaşa’nın Doğumu, birbirinden farklı insanların hayatlarını, umutlarını, hayal kırıklıklarını ve hayatta kalma mücadelelerini anlatan on altı öyküden oluşuyor. Bu çeşitlilik içinde kitabın bütünlüğünü sağlayan temel düşünceyi nasıl tanımlarsınız?
Akaşa’nın Doğumu’ndaki öyküler bana neyi yazmak istediğimi gösterdi diyebilirim. Yaratım sürecini üst kurmaca tekniğiyle okurla paylaşırken gerçeği olduğu gibi yansıtma fikri zihnimde adeta yıkıma uğrayarak kendi gerçekliğini yarattı. “Gerçeklik sadece görünen dış gerçeklik değildir, göremediğimiz birçok unsuru barındırır” fikri, benim bu öyküleri yazarken peşinde olduğum, kendimi adadığım yol oldu. Hikâyelerde geçen, gücü elinde bulunanın diğerine uyguladığı fiziksel ve psikolojik baskının yarattığı diğer tüm durumlar öykülerdeki “gerçeklik’ arayışımda kullandığım araçlardı. Elbette gerçek hayatta olduğu gibi edebiyatta da bir bütünlüğün arayışında olmanız ona ulaşabileceğiniz anlamına gelmiyor.
Kitaptaki “Begonvil Sürgünü” öykünüz, 2021 Temmuz ayında Türkiye'de yaşanan büyük orman yangınlarının acısını edebiyata taşıyor. Bir yazar olarak toplumsal ve ekolojik felaketlerin tanıklığını yapmak, bunu edebi bir hafızaya dönüştürmek sizin için nasıl bir sorumluluk?
Sadece bu öykümde değil kitaptaki birçok öyküde yaşadığım ülkenin halini duyumsamaya, kayıplarının yasını tutmaya çalıştım. Bazıları görünür, bazıları görünür değil. Yazmaya becerisi olan zihnimin bir dünya görüşü var. Bu görüşün yapı sökümünü yaparsak tanığı olduğum yüzyıl ve yaşadığım ülkenin tartışmasız etkisini yadsıyamayız. Kitapta İmroz vakası, göç, çocuk- kadın tacizleri, orman yangınları, 12 Eylül olayı, Kürt-Türk-Rum gibi etnik azınlıklar, Türkiye’de kadın, erkek ve birey olmak gibi sorunlara sıklıkla değiniyorum. İlişkilere ve bireye egemen olan kabullenişe tahammül edemediğim için yaşadığım çatışmalara yazı eylemi ile cevap veriyorum. Netice de bir yazarın görevi değil midir, çatışmalarda her iki tarafı da görerek yazma becerisi? Şikâyetçi olduğum şeylerin bir parçası olmamak için kendi hafızamı diri tutmaya çalışıyorum. Toplum ve dünya hafızasına da becerebildiğim kadar hizmet etmek benim yazıyla aramdaki ilişkinin esasıdır aslında. Tabii ki bunları anlamlı ve amaçlı kullanabilmek iyi edebiyatın sırrı ve edebiyatı öğrenmek ömür boyu sürecek bir yolculuk. Ama buna değer.
Öykü türündeki başarınızın ardından mitoloji ile insan psikolojisini buluşturan Ya Zeus Kazanırsa isimli bir şiir kitabıyla okur karşısına çıktınız. Ya Zeus Kazanırsa, Antik Yunan’dan Mısır’a ve Doğu mitolojisine uzanan geniş bir arketip yelpazesine sahip. Binlerce yıl öncesinin efsanelerini modern insanın iç dünyasındaki çatışmalarla birleştirme fikri nasıl ortaya çıktı?
Mitler insanlığın ortak hafızasıdır. Gündelik hayatta kullandığımız tüm kavramlar ve arketipler mitolojik kollektif hafızadan yola çıkar. Bunlar yaşamımızı yöneten ortak sembollerdir. Arketipler bilinçli ele alındığında kadim, nostaljik bir rehberlik hizmeti sunar modern insana. Evrenin nasıl yaratıldığını, insanın varoluşunu ve ölümden sonra bizi nasıl bir hayat beklediğini anlatır mitoloji. Ait olduğumuz dünyanın çatışmaları ve görüşünden ayrı bir havsalamız yoktur aslında. Bize karşımıza çıkan zorluklarla baş edebilme gücü verir. Modern dünyanın da kahramanları, tanrıları ve canavarları yok mudur? Mitoloji yeri geldiğinde hem bir teselli hem de derin bir yüzleşme sunar bize.
Kitapta, şiirlerinize Şaranur Yaşar’ın çizdiği 26 adet özel mitolojik figür illüstrasyonu eşlik ediyor. Kelimelerin çizgilere dönüştüğü bu disiplinlerarası serüven ve görsel sanatla kurulan iş birliği okuma deneyiminizi nasıl etkiledi?
Şiirlerimle okura kendimi, maskelerimden arınmış bir halde sunarken amacım esinlendiğim mitolojik hikâyeleri onların da öğrenmelerini sağlamaktı. Öğrenme tek bir duyuyla gerçekleşmeyebiliyor bazı bireylerde. Bu yüzden şiirden önce esinlendiğim mitolojik hikâyelerin özetini , miti anlatan simgelerle görsel ve zihinsel bir zemine oturttum. Ardından da esin sonucu ortaya çıkan şiirlerimi sıraladım. Görsellerle görme, anlatıyla işitme ve şiirlerle hissetme duyumuza bilinçli bir etki sunarak öğrenmeyi pekiştirmekti niyetim. İnsanın kollektif bilinçaltına ışık tutan bir dolu önemli mitolojik hikâyeyi kitabı bitirince kolaylıkla bilincinize taşıyabiliyorsunuz. Gelen okur yorumlarından bunu başardığımı görmek beni motive ediyor.
Hem öykülerinizde hem de şiirlerinizde insan psikolojisinin karanlık, yalnız ve mücadeleci yönleri öne çıkıyor. Çemen Tozbey’in edebiyatı okura bir teselli mi sunmak istiyor, yoksa yüzleşmekten kaçındığımız gerçeklerle bizi baş başa mı bırakmayı hedefliyor?
İnsan, daha doğarken eksilen bir varlık. Bir yaşam boyu tamamlanacağımızı umarak yaşıyoruz. Halbuki ancak öldüğümüzde tamamlanıyoruz. Bu, yaşam boyu sürecek bir serüven. Ne kadar çabalarsan çabala asla tam olamayacağının bilgisiyle yüzleşmeli insan. Bu bazen bir teselli bazen de sert bir yüzleşme. Daha doğarken bölündük, sonsuz bir eksiklik hissediyoruz bu eksikliği tamamlayacak şey içine fırlatıldığımız fani dünyanın işi değil bence. Olanaksız olduğunu bildiğimiz halde kusursuza ve sonsuza yaklaşmaya çalışıyoruz. Önemli olan yolculuk, önemli olan bu çaba. Öykülerim dil ve kurgu olarak bu arayışımın öznel bir ifadesi olsun istiyorum.
Çemen Tozbey kendini en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilir?
Şükran dolu, akışta yaşayan (geçmiş ve geleceğin iktidarından arınmış), öğrenmeye sonsuz açlık çeken.
Bir fikrin veya duygunun şiire mi yoksa öyküye mi dönüşeceğine nasıl karar veriyorsunuz?
Kendimden haber vermek istiyorsam şiir
Şifreli anlatmak istiyorsam öykü
Okura bir dünya sunmak istiyorsam roman
Ama hepsinde karar veren yazmak istediğim metin oluyor. Karar verici olmadığımı çok uzun zaman önce anladım. Metne bırakıyorum; dili de o kuruyor.
Masanızda şu an üzerinde çalıştığınız yeni bir öykü, şiir ya da roman projesi var mı?
Şu an bir roman ve bir öykü üzerinde çalışıyorum. Şiir daha kendiliğinden ortaya çıkıyor. Duygu yoğunluğuma göre sık sık kaleme aldığım bir tür şiir. Öykülerimin ve şiirlerimin hepsini paylaşmıyorum elbette. Metin paylaşılmaya hazırsa ona göre üzerinde çalışıyorum.
Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?
Herkesin aşkla kitap okumayı sevmesini sağlardım. Çünkü kitap okumak zihinsel ve ruhsal gelişimi sağlayan empati, sempati yeteneğini güçlendiren en etkili araç bence.
(SERKAN SELİNGİL)