‘Her hikâye insana dokunur’
09 Ekim 2026, Cuma Paylaş Gönderiyi YayınlaZeynep Kahraman Füzün’ün öykülerinde insan, alışıldık aynaların karşısına değil; yabancısı olduğu, kırık ve çoğul yansımalar sunan bir yüzeye geçer. Gerçekle kurmacanın ince sınırında dolaşan metinleri, tanıdık olanı yadırgatırken bilinmeyeni yakın kılar. Yazarla, insanı, iz bırakmayı ve yazının sınırlarını konuştuk.
Öykülerinizde insanı çoğu zaman alışık olmadığı bir aynanın karşısına geçiriyorsunuz. Sizce insan, kendisini doğrudan anlatan bir hikâyeden mi daha çok rahatsız olur, yoksa kendisini tanımadığı bir karakterin içinde bulduğunda mı?
Meraklı biri olduğum için farklı hayatlar, farklı karakterler ilgimi çeker. Okurları da kendim gibi sandığım için mümkün olduğunca ilginçlikler yazmaya çalışıyorum. Bence insan bilmediğini merak eder, onda tanıdık şeyler gördüğünde şaşırır. Aynı hayatlara bakmak aynaya bakmak gibi bir his verebilir, bu durum rahatsız etse de kişiyi güvende hissettirir. Ben böyle bir edebiyatı, okurken de yazarken de tercih etmiyorum.
Köz Yanılması ilk kitabınızdı ve gerçekle kurgunun o ince sınırında gezinen sürpriz finalleriyle hafızalarda yer etti. O dönemki zihin dünyanızla bugün yazdığınız metinler arasındaki en belirgin dönüşüm nedir?
O kitaptakileri ilk yazdığım öykülerin arasından seçmiştim. Herhangi bir eğitim almadım, tamamen içimden geldiği gibi yazıyorum. Elbette artık daha bilinçliyim ama eskilerle yenileri bir dosyada toplasam hangilerinin önce hangilerinin sonra yazıldığını tam olarak anlamayabilirler. Edebiyat anlayışım en başından itibaren pek değişmedi, o yüzden çalışmalarıma baktığımda belirgin bir dönüşüm görmüyorum.
Dünya Topraklarında özellikle pandemi süreciyle birlikte çok farklı bir anlam kazandı; çünkü 2019'da yazılmış olmasına rağmen küresel bir salgını ve sağlık devrimlerini adeta önceden gören klostrofobik bir distopya sunuyordu. Bilimsel makaleler ve fütüristtik programlar okuyarak hazırladığınız kurgunun gerçekle bu kadar ürkütücü biçimde kesişmesi nasıl bir duyguydu?
Distopya da yazsam fantastik de yazsam bir ayağının gerçekliğe basmasını önemsiyorum. Bu yüzden gerçek ilaçlar, ağrı kesiciler, antibiyotikler yasaklanıyor. Salgın yazmayı planlamıyordum ama pandemi sonrası değişen dünyayı yazarken farkında olmadan öyle yazmışım. Yıllar sonra salgın romanları konulu bir doktora tezine dahil edilince ben de bunun farkına vardım. Biz yazarlar sadece yazarız ancak akademisyenler çalışmalarımızı bir kategoriye sokarlar. Bu da yazdıklarımıza farklı bir gözle bakmamızı sağlar. Bir metnin gerçeklikle kesişmesi gerçekçi olmasından kaynaklanmıyor. Ne anlatırsak anlatalım insan hikayesi anlatıyoruz sonuçta. Bir hayvanın gözünden de yazsak hikayemiz insana dokunacak. Gelecek anlatılarının tanıdık gelmesinin sebebi de bu. Kitabım özelinde ise zaten ben muhtemel geleceği yazmıştım. İlaçların zararlarını yaşayarak görsek de kehanetim henüz tam gerçekleşmedi.
Son kitabınız Prova Mankeni, tarih öncesinden post-apokaliptik geleceğe uzanan geniş bir zaman dilimini, grotesk mekanları ve fantastik karakterleri barındırıyor. Bu kadar farklı katmanları ve yüksek tempolu alegorik dili tek bir öykü evreninde toplamak nasıl bir mutfak süreci gerektirdi? Çağdaş insanın sıkışmışlığını anlatırken neden bu denli fantastik ve grotesk araçlara ihtiyaç duydunuz?
Yazarlığı oyun alanı olarak görüyorum. Yazarken keyif almamın sebebi de bu. Çağdaş insanı anlama ve anlatma derdiyle yazmaya başlamıyorum. Heyecanlandığım bir fikir masanın başına oturtuyor beni. Bu bazen bir karakter, bazen hikaye, bazen final oluyor. Yani tamamen kurmaca yazmak niyetiyle harekete geçiyorum. Yazdıkça metnin kendi meselesi ortaya çıkıyor. Önceden üzerine düşündüğüm konularda yaptığım tespitleri kurguya yediriyorum. Öykülerimin çok katmanlı olması harcadığım mesaiyle ilgili. Yazdıkça, düşündükçe derinleşiyorum. Yazdığım eserin içinde kaybolmak epey eğlenceli.
Yayıncılık sektörünün mutfağında, editörlük ve genel yayın yönetmenliği gibi rollerde aktif olarak bulundunuz. Hem yazan hem de başka metinleri yayınevine hazırlayan bir "mutfak insanı" olmak, kendi metinlerinize dönüp baktığınızda dışarıdan bir göz edinmenizi kolaylaştırıyor mu? Kendi yazdıklarınıza kıyıcı bir editör kesilebiliyor musunuz?
Mükemmeliyetçi biriyim. Emek verdiğim her işi en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Bu da beni ister istemez eleştirel bir gözlükle bakmaya itiyor. Editörlük yaparken de eğitim verirken de o bakış işimi kolaylaştırıyor. Hataları kolaylıkla fark ediyorum. Bu bazen sadece kendiminkiler ve çalıştıklarım dışında okuduğum herhangi bir metne de editör tavrıyla yaklaşmama neden oluyor ki bu okuma eylemini keyifsiz hale getiriyor.
Amiyane tabirle, yıllardır yayın mutfağının tozunu yutmuş ve dijital ekranların hızına ayak uydurmuş biri olarak; bugün basılı edebiyatın düştüğü durumu ve dijitalleşmenin getirdiği hızı tarttığınızda, çağdaş Türk edebiyatının geleceğinde sizi en çok ürküten ve en çok umutlandıran şey nedir?"
Matbu metinlerin kıymeti hep bilinecek. O konuda endişelenmiyorum. Sadece yeni yazarların işlerinin geçmişe göre daha zor olduğunu düşünüyorum. Bizim kuşak kendi yazdığını kanıtladı, gelecek kuşaklar AI yardımıyla yazmadığını nasıl kanıtlayacak bilmiyorum. Belki de biz son mohikanız. Bu beni dijital edebiyattan daha çok ürkütüyor. Çünkü metnin nasıl sunulduğundan ziyade nasıl üretildiği önemli bence.
Zeynep Kahraman Füzün kendini en iyi hangi üç kelimeyle anlatabilir?
Kahve, uykusuzluk, edebiyat.
Edebiyatta “anlaşılmak” ile “iz bırakmak” arasında bir seçim yapmak zorunda kalsaydınız, hangisini tercih ederdiniz?
Ben edebiyatı iz bırakmak için yapıyorum ancak beni anlamayan birinde iz bırakamam zaten.
Şu an üzerinde çalıştığınız ya da hayal ettiğiniz yeni bir proje var mı?
Yeni dosya üzerine çalışıyorum. Taç Yapraklar adında bir roman. Anne kız çatışması. Günümüzde geçiyor ama içeriğinde henüz mümkün olmayan tıbbi bir buluş var. Her şeyin şimdide geçmesi ancak kurgunun üzerinde yükseldiği hadisenin gelecekte gerçekleşme ihtimali olayı ilginçleştiriyor. Yine hem olağandışı hem de bizi anlatan bir hikaye yazdım.
Klasikleşen bir sorum var, onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?
Hayatımdaki her şey olması gerektiği gibi. Çocukken bunu bilmiyordum fakat büyüdükçe keşke değil iyi ki demeye başladım. Dünyada değiştirmek istediğim çok şey var. Annem ben çocukken dünyayı değiştireceğime inanıyordu, ilkokul öğretmenim istediğim her şeyi başarabileceğime. Bana her zaman, sen yaparsın Zeynep, derdi. O ikisi olmasa şu söyleşiyi bile yapamazdım belki.
(SERKAN SELİNGİL)