Kendine ait bir sesin peşinde
31 Ağustos 2026, Pazartesi Paylaş Gönderiyi YayınlaHızla akan dünyaya "durarak" itiraz eden Murat Boğurcu, Kalabalık Yalnızlık’tan Durmanın Kiracısı’na varan şiir yolculuğunda kendi tonunu yakalayanlardan… Murat Boğurcu ile edebiyat, hafıza, hayat ve yeni projeleri üzerine konuştuk.
Şairin ilk kitabı genelde onun “şiirsel kimliğinin kartviziti” kabul edilir. Bugün geriye dönüp baktığınızda Kalabalık Yalnızlık’taki dille bugünkü diliniz arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz?
Kalabalık Yalnızlık, üniversite yıllarında yayımladığım amatör bir kitaptı. O dönemde yazar olma hevesim vardı. Yoğun bir okuma döneminin ürünüydü ve doğal olarak birçok yazar ve şairden etkilendim. Bu nedenle kendi çizgimi oluşturmak açısından oldukça erken bir döneme denk geliyordu. Yazma kabiliyetimi keşfettiğim o yılları, şiirdeki bocalama dönemim olarak tanımlayabilirim. Bugünden geriye baktığımda, ilk kitabımla bugünkü şiir çizgim arasında kapanması kolay olmayan bir mesafe görüyorum. İkisi arasında doğrudan bir bağ kurmak neredeyse imkânsız. Çünkü zaman içinde yazımın yönü bütünüyle değişti. İlk dönemimde daha çok arayan, deneyen ve etkilenen bir dil varken bugün kendime ait bir sesin peşinden gidiyorum. Belki de insanın yazarlık serüveni, biraz da kendi sesini bulana kadar başkalarının seslerinden geçmesidir.
Söyleşi çok ilerlemeden Murat Boğurcu’yu kısaca tanıyabilir miyiz? Olmazsa olmazları var mıdır?
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kızıltepe’de tamamladım. Mustafa Kemal Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nü bitirdim. Felsefe eğitimimi yarıda bıraktım. Okuyan ve okumayı seven insanı her zaman saygıyla karşıladım. Kuralcı bir insan değilim. Plan yaparak yaşamayı büyük ölçüde bıraktığımı söyleyebilirim. Hayatın götürdüklerinin peşine düşmeyi de getirecekleri konusunda fazladan endişelenmeyi de bıraktım. Biraz akışına bırakmayı, biraz da o akışın kendisine anlam vermeyi önemsiyorum. Çevremden büyük beklentilerim yok. İnsanları oldukları gibi kabullenmeyi öğrendim. Olduğum gibi kabul edilmem için fazladan bir çaba harcamıyorum. Bu, hayata ve hayatın getirdiği olumsuzluklara karşı bir teslimiyet değil. Aksine, bütün hayatım boyunca mücadele ettiğim ve kalan hayatım boyunca da mücadele etmeye devam edeceğim anlamına gelir.
İlk dört kitabınızın ardından uzun bir yayın aralığı geliyor ve “Durmanın Kiracısı” 2023’te yayımlanıyor. Bu sessizlik sizin için bir suskunluk muydu, yoksa şiirin içeride devam ettiği başka bir dönem mi?
İlk dört kitabımın ardından verdiğim uzun aranın elbette çeşitli sebepleri vardı. Fakat şuna inanıyorum: Bir yazar kendini beğenmeye başladığı anda kötü yazmaya da başlayabilir. Ben, istediğim noktaya gelebilmek için ara verdim. Ancak yalnızca kitap yayımlamaya ara verdim; yazmaya değil. 2011-2023 yılları arasında çeşitli dergi ve gazetelerde yazmayı sürdürdüm. Edebiyatın farklı alanlarında okuma ve yazma çalışmalarım devam etti. Yani sessizlik dediğimiz şey, aslında içeride süren bir hareketti. Bir akışın içinde hep ilerledim. Her kitabımda biraz daha geliştiğimi hissettim ve yazma inancım güçlendi.
Kendime ait bir üslup oluşturma çabam hep vardı. Her kitaptan sonra kendi çizgime daha da yaklaştığımı söyleyebilirim. Etkileyici, yalın, duyguları karşılayan cümlelerle yazmayı öğrenmek başlangıçta kolay olmadı. 2023’te yayımladığım Durmanın Kiracısı kitabımla bile içimdeki üslup arayışı sona ermiş değil. Son dönemde üç arkadaşımla kurduğumuz Edebî Üretim Atölyesi’nde şiirin yanı sıra deneme ve öykü alanında da çalışmalar yaptım. Bu üretim sürecindeki yaratıcı ve özgün çalışmalar şiirime yansıdı. Bugün gerçek anlamda kendime ait bir şiir çizgisi oluştuğunu görebiliyorum.
Durmanın Kiracısı kitabınızda, önceki kitaplarınıza kıyasla daha durağan, hız dünyasına bir itiraz niteliğinde ve “durmaktan anlam devşiren” bir izlek göze çarpıyor. Modern dünyanın bu denli ivme kazandığı bir çağda “durmanın kiracısı” olmak şair için ne anlama geliyor?
İnsan yol aldıkça yorulur. Yoruldukça da durulma ihtiyacı nükseder. Ara sıra kendimize duraklar yaratıp ruhumuzu dinlendirmeyi, yıpranan taraflarımızı onarmayı, durulmayı, dinginleşmeyi gerekli buluyorum. “Durmanın Kiracısı”, bize biçilen ömrü nasıl yaşadığımızın bir ifadesi aslında. Durarak nefes almak, durarak düşünmek, durarak sevmek… İnsan sürekli hareket hâlindeyse kendisini var eden birçok şeyi gözden kaçırıyor. Bir yere varmak için değil, vardığımız yerde neyi kaybettiğimizi görebilmek için durmak gerekir belki de. Çünkü vardığın yerde söylediklerin, seni özetleyen hayat sayfalarına dönüşür.
Çeşitli edebiyat dergilerinde ve gazetelerde öykü, deneme ve şiirleriniz yayımlanmaya devam ediyor. Günümüz edebiyat dergiciliğini ve şiirin dijitalleşen dünyadaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Edebiyat dergiciliğinde zaman zaman dostluk ve ahbaplık ilişkilerinin belirleyici olması, yeni ve özgün isimlerin keşfedilmesini zorlaştırıyor. Bugün dergiciliği birkaç farklı kategoride değerlendirmek mümkün. Üzülerek söylüyorum ki bu işi yalnızca çıkar amacıyla yapanlarla da karşılaşmak mümkün. Belli isimler etrafında dönen bir anlayış oluşmuş durumda. Öyle ki birçok yazarın ya da yazar adayının metinlerine dahi bakılmadığını üzülerek söylemek zorundayım. Deyim yerindeyse edebiyat kabileleri var. Niteliksiz metinleri ticari kaygılarla yayımlayan dergilerle de karşılaşıyoruz. Kitsch denilebilecek çok sayıda edebî ürünün eser adı altında sunulması beni güldürüyor. Öte yandan dijital dünya bize daha fazla görünürlük sağladı; fakat görünür olmakla kalıcı olmak aynı şey değil.
Babaannemin Sandığı adlı öykünüzde terk edilmiş bir ev, eski bir sandık ve çocukluğa dönüş üzerinden hafıza kuruluyor. Şiirinizdeki hafıza ile düzyazınızdaki hafıza arasında nasıl bir fark var?
Yazdıklarımın çoğunun yaşanmışlıklardan yola çıktığını söyleyebilirim. Fakat yaşanmışlık tek başına bir eserin ortaya çıkması için yeterli değildir. Onu hayal gücüyle harmanlamak, yaratıcılıkla yeniden kurmak gerekir. Zorlu geçen bir çocukluk dönemini olduğu gibi anlatmak, edebî bir eser ortaya koyma açısından çoğu zaman yetersiz kalır. Ancak yaratıcılığı devreye sokmak ve kurulan özgün üslubu doğru kullanmak, yaşanmışlıklara “eser” kimliği kazandırabilir. Her edebî türde yazmak benim için kendini iyileştirme biçimi. Şairliğin öykü yazarlığıma önemli katkılar sunduğunu düşünüyorum. Öykünün dilini sıradanlıktan kurtarıyor, kurgudaki yavan gerçekliğe estetik bir tat katıyor.
Beş kitabınızı birer kelimeyle tanımlamanızı istesem: Kalabalık Yalnızlık, Korsan Gözlerin Ezber Öyküleri, Hayal Vagonları, Sona ve Durmanın Kiracısı sizin için hangi beş kelime olurdu?
Kalabalık Yalnızlık: Sancı
Korsan Gözlerin Ezber Öyküleri: Telaş
Hayal Vagonları: İkilem
Sona: Doğum
Durmanın Kiracısı: Emekleme
Ufukta yeni bir şiir kitabı veya üzerinde çalıştığınız farklı bir edebî tür (öykü/roman/deneme) var mı?
İlerleyen dönemde deneme, öykü ve şiir alanlarında üç kitap çalışmam olacak. Roman konusunda ise şimdilik bir şey söylemek doğru olmaz. Bir kitabın ne zaman çıkacağını kesin olarak söylemek de benim için kolay değil. Çünkü çıkaracağım her kitabı yalnızca yayımlanmış bir eser olarak değil, bir yere varışın ilk fotoğrafı olarak görüyorum. Ben yazdıkça kendimi buluyor, yaş ilerledikçe kendimi yeniden keşfediyorum. Her ay çeşitli dergilerde en az dört farklı edebî türde eser üretmeye gayret ediyorum. Üretkenliğimin nerede duracağını kestirmek zor. Şu sıralar yeni bir matbu dergi hazırlığı içerisindeyiz. Dergimizin adı: Aksak Edebiyat Sanat Kültür Dergisi.
Klasikleşen bir sorum var, onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?
İnsan kendini değiştirirse dünya da değişmeye başlar. Fakat tek bir insanın değişmesiyle dünya, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder. Ben bir kişiyi değil, insanlığı değiştirmek isterdim ki dünya gerçekten değişsin. Dünya belki sihirli bir değnekle değil, birbirimizi gerçekten dinlemeye, anlamaya, hissetmeye başladığımız gün değişmeye başlayacak. Özetle utanmayı, duygudaşlığı, diğerkâmlığı uyguladığımız zaman…
(SERKAN SELİNGİL)