Suçun izinde, insanın peşinde
05 Ekim 2026, Pazartesi Paylaş Gönderiyi YayınlaPolisiye edebiyatın karanlık dünyasında suç, adalet ve insanın içindeki gölgelerin izini süren Orçun Yenilmez, ‘Dipsiz Kuyu’, ‘Derin Şüphe’ ve yeni çıkan ‘Bir Doz Ölüm’ kitapları ile kendine özgü bir polisiye evren kuruyor. İzmir’i de polisiyenin atmosferine taşıyan Yenilmez’le suçun karanlık yüzünü, insanı karanlığa sürükleyen nedenleri ve polisiye edebiyatındaki yolculuğunu konuştuk.
Türkiye’de polisiye edebiyata olan ilgi günden güne artıyor. Sizce yerli polisiye yazarı olmanın ve bu coğrafyanın kodlarını suç öykülerine yedirmenin en büyük avantajı ve zorluğu nedir?
Türkiye’de polisiye edebiyatının hâlâ yaygınlaştığını pek düşünmüyorum. Bu düşüncemin başlıca sebebi polisiye okur kitlesinin ülkemizde yeni isimlere şans tanımaması. Ülke coğrafyası olarak eşsiz bir kültüre sahibiz ve bu kültür kurgu üretimi açısından yazarlara geniş bir olanak sağlamakta. En büyük avantajlarımızdan biri bence bu. En büyük ve başlıca zorluklardan birisi de bir kitabın basım süreci, dağıtımı ve pazarlaması. Tanıdığım, kalemi çok kuvvetli, kurgularıyla okurlarını büyüleyen polisiye yazarlar var. Ne yazık ki bu isimlerin yazdığı eserlerin her türde olduğu gibi Türk Polisiye edebiyatında da popülizm kültürünün altında ezildiğini düşünüyorum.
İlaç mümessilliği, fotoğrafçılık ve yazarlık… Birbirinden oldukça farklı görünen bu üç alanın ortak noktasında aslında “gözlem” var. İnsanları, davranışları ve hayatı gözlemleme biçiminiz yazarlığınızı nasıl besliyor?
Geçimimi ilaç mümessiliğiyle sağlarken hayat koşuşturmacasının içinde biraz nefes alabilmek adına fotoğraf çekmek ve yazmak hem ruhsal hem de fiziksel bir rahatlama sağlıyor. Hayatta kalmanın her adımı gözleme dayalı. Bir fotoğraf çekerken bile belli bir bakış açısı gerekiyor. Herkes aynı noktaya bakar ama her kalp aynı şeyi görmez. Bu farklılık da edindiğimiz tecrübelerden kaynaklıdır. Bazen dışa vuramadığımız duygular, hayal kırıklıkları, mutluluklar, ilgimizi çeken olayları tecrübelerimle harmanlayarak kaleme alıyorum. Kurallarını kendi koyduğum, şekillendirdiğim bir dünyada yarattığım kahramanlara istediklerimi yaptırabiliyorum. Kısacası, bir kalem ve kağıtla yeni bir dünya yaratmanın verdiği heyecan beni besliyor.
Dipsiz Kuyu ilk romanınız. Romanın İzmir’de geçmesi de önemli bir tercih. Dipsiz Kuyu'nda suç yalnızca bireysel bir kötülük olarak değil, adeta çevresini de içine alan bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Sizce suçlu insanı mı dönüştürür, yoksa suçun işlendiği çevre mi insanı suçlu olmaya iter?
Suç unsurunu tek başına ele almak büyük hata olur. Çevre faktörü, insanın iç dünyası, genetik miras gibi çok farklı unsurlar söz konusu. Suçla ilgili bir yazı yazacaksanız bunun için sizi sınırlayan bir kuralın olmaması. Ama bana sorduğunuz soruya cevap olarak ikisine de evet ve hayır diyebilirim. Her insanın tepkileri farklıdır. Polisiye romanın en güzel tarafı da bu suç olgusunu işleme şeklidir.
Orçun Yenilmez kendini en iyi hangi üç cümleyle ile ifade eder?
Kendi dünyasında, hayallerini coşkuyla kovalayan biri.
İkinci kitabınız “Derin Şüphe”de artık tek bir cinayetten çok, birbirine bağlanan cinayetler, geçmişten gelen sırlar ve semboller söz konusu. İkinci kitapta polisiye evreninizi bilinçli olarak daha karmaşık bir noktaya mı taşımak istediniz?
Evet, Derin Şüphe romanım üçlemenin bir başlangıcı. Derin Şüphe romanından sonra ikincisinin çalışmasını tamamladım ama demlenmesi için beklediğimi söyleyebilirim. Küçük bir ipucu vereyim. Okurlar daha karmaşık bir devam kitabına hazırlıklı olsunlar.
Derin Şüphe’de okuyucular tarafında romanın finalinin şaşırtıcı olduğu özellikle vurgulanıyor. Bir polisiye yazarı için iyi final nedir: Okuru şaşırtan mı, yoksa geriye dönüp bakıldığında bütün ipuçlarının yerli yerine oturduğunu gösteren mi?
Final derken olayların bağlandığı son kısım mı yoksa kitabın kapağını kapattığımız an mı? Sadece son bölüm final olarak değerlendirilmemeli. Her okurun beklentisi farklı olabilir. Bende bir okur olarak polisiye türünde okuduğum kitaplardan beklentimi söyleyerek bu soruya cevap vermeye çalışayım. Bir kitap giriş kısmında okuru etkisi altına almalı. Gelişme kısmında heyecanı ve gerilimi zirveye taşımalıdır. Son bölümünde tüm soruların mantık çerçevesinde cevap bulmasını beklerim. Benim için final, kitabı kapattığım zamandır. Ve finalde etkisinde kalmalıyım. Aradan zaman geçse bile zihnimde iz bırakmış olması gerekir. İşte bu iyi bir finaldir.
Dipsiz Kuyu ve Derin Şüphe birlikte düşünüldüğünde, sizin asıl meseleniz “katil kim?” sorusu mu, yoksa “insan neden karanlığa yönelir?” sorusu mu?
Katil kim? Polisiye türünün temelini oluşturan bir sorudur. Ama ben sadece katil kim sorusunun cevabını aramayı değil, hayatımızın içinde yaşadığım olayların içindeki çatışmaları da yazdıklarımın içine katıyorum. Katil kim sorusunun yanı sıra yükselen bir gerilimde bir insanın neden karanlığa yöneldiğini çok iyi anlayabilirsiniz.
Adalet güçlü olandan mı, doğruluktan mı yana?” sorusu bugün yalnızca roman karakterlerinin değil, gerçek hayatın da sorusu. Siz polisiye yazarken gerçek hayattaki adalet duygusundan ne kadar etkileniyorsunuz?
Romanlarda kurulan adaletin kendi gerçekçiliğini göz ardı edemeyiz. Polisiye, toplumsal hayattan ve adalet duygusundan bağımsız yazılabilecek bir tür olmamasına rağmen her eser kendi kurallarını ve gerçekçiliğini yansıtır. Yarattığım karakterlerin özellikleri, davranış biçimleri gerçek hayattaki adalet olgusuna dayansa da yine kendi dünyamın kurallarına göre hareket ediyorlar. İleri zamanda bana ait ahlak kurallarının ve yasaların bulunduğu distopik bir çalışma yapmayı planlıyorum. Böylelikle şu anki adaletten oldukça uzaklaşan bir yapı olacak.
"Son, hiçbir zaman ‘Son’ yoktur, sadece yeni bir başlangıcın habercisidir" diyorsunuz. Başkomiser Cengiz ve ekibini gelecekteki maceralarında hangi yeni karanlıklar ve gizemler bekliyor; ufukta yeni bir kitap müjdesi var mı?
Polisiye öykü kitabım ‘Bir Doz Ölüm’, kısa bir süre önce Herdem Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Cengiz ve ekibinin maceraları devam ederken çok daha büyük sorunlarla mücadele edecekler. Ahlak ve adalet duygularının sonucunda okuru düşündürecek ikilemler olacak. Sorduğunuz sorulardan biri de insan suça mı yönelir? Suç mu insanı yöneltir bunun cevabını okurların kendisi de vermek zorunda kalacak. Okurlarıma yine araya fazla süre girmeden sürprizlerim olacak.
Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?
İnsanların birbiriyle olan iletişiminin tekrar kuvvetlendirmek için teknolojiyi sınırlandırmak isterdim. Hayatımda. Değiştirmek istediğim tek an, 17 yaşlarında ilk yazmaya başlayıp işin içinden çıkamadığım için yazdıklarımı çöpe atmıştım. O güne dönüp yazımı tamamlamak isterdim.
(SERKAN SELİNGİL)