Kanayan yaramız: HASTANE

28 Haziran 2016, Salı 06:35

     


Aliağa Gemi Söküm Tesisleri'nde geçtiğimiz günlerde söküm esnasında yangın çıkmış, geminin bir bölümünde başlayan yangın kısa sürede söndürülürken, yangın sırasında söküm işi yapan işçiler dumandan zehirlenmişti. Kazada dumandan etkilenen işçilerden Cemal Doymaz (48), kaldırıldığı Tepecik Devlet Hastanesi'nde verdiği yaşam mücadelesini kaybetmişti.

Bu olay, Aliağa’nın yıllardır konuşulan ve kangren haline gelmiş hastane sorununu yeniden gündeme getirdi. Pek çok ağır sanayi tesisinin yer aldığı ilçemizde, iş kazaları sonucu hastaneye kaldırılan işçilerin hayatını kaybetmesi ya da Aliağa Devlet Hastanesi’nde tedavisi mümkün olmadığı için civar hastanelere sevk edilmesi sürekli eleştiri konusu olsa da; bu konudaki girişimlerin sonuçsuz kalması ve yapılan açıklamalarda verilen sözlerin geciktirilmesi, bölge halkının tepkisini de giderek artırıyor.

ALİAĞA NEDEN B SINIFI DEĞİL?

Çevre ilçelerden çalışmak için gelenlerle birlikte gün içinde nüfusu 100 bine dayanan Aliağa’nın, “sanayi bölgesi” olmasına rağmen C sınıfı bir hastaneyle yetinmek zorunda kalması, çeşitli gerekçelerle açıklanmaya çalışılıyor. Öne sürülen gerekçelerden biri de Bergama ve Menemen’de B sınıfı hastane bulunması, dolayısıyla Aliağa’da böyle bir yatırımın gereksiz olduğu düşüncesine dayanıyor. Oysa ne Menemen ne de Bergama iş kazaları riski açısından Aliağa ile kıyas kabul etmez. Daha önce defalarca kez bu konuda açıklamalarda bulunan, bölge halkını umutlandıran yetkili kurum, kuruluş ve siyasi parti temsilcileri ne yazık ki söyledikleriyle sadece günü kurtarıyorlar.

GEÇEN YIL KİM, NE DEMİŞTİ?

Bundan önce çeşitli zamanlarda değişik ifadelerle konuya yaklaşan kurum yetkililerinden Aliağa Devlet Hastanesi Başhekim Salim İdris Keleşoğlu, iş kazaları ve trafik kazaları açısından Aliağa’daki hastanenin B sınıfına yükseltilmesinin pek bir avantajı olmadığını, ancak ciddi bir “eğitim ve araştırma hastanesi” olursa durumun düzelebileceğini belirtmişti. Keleşoğlu, “bizim hastanemizde hemen her türlü ameliyat yapılabiliyor. Organ nakli ya da çok önemli akciğer, göğüs ve kalp ameliyatları dışında hemen hemen tüm ameliyatlar yapılabiliyor. Ancak bu yeterli değil. Hastanın takibi en az ameliyat kadar önemli bir süreç. Bunun için yeterli bir yoğun bakım ünitesi desteğine ihtiyacımız var. 200 yataklı hastane olmak bize bir şey kazandırmaz, ama bu konu açıldığında hep yatak sayısı konuşuluyor” demişti. Ancak yeni bir yoğun bakım ünitesi için imar izni alınması gerektiğini söyleyen başhekim Keleşoğlu büyükşehir belediyesi’nin proje çizimlerini reddettiğini, ancak Sağlık Bakanlığı’nın burada kamu yararını gözeterek talebi olumlu yanıt vermesi gerektiğinin de altını çizmişti.

“CİDDİ BİR SORUN YOK”

Aliağa İlçe sağlık Müdürü Dr. Özkan Orhun da, bir yanlış algının söz konusu olduğunu, şu anda Aliağa Devlet Hastanesi’nde bu yönde çok ciddi bir sorun olmadığını iddia ederek “Bütün istatistikler Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği’nce değerlendiriliyor. Örneğin yanık birimi İzmir’de sadece bir adet var. Son derece geniş kapsamlı bir ünite yanık birimi. Ülke genelinde ise en çok 10 adet civarında vardır. Yanık birimine burada gerçekten ihtiyaç var mı, bunun çok iyi belirlenmesi lazım. Acil servis ile ilgili imar sıkıntısı var. Çevre bakanlığı’nın da girişimiyle bunlar aşılmak üzere. Parası geldi. Her şey son aşamada. Eğer olmazsa da üst düzeyde oluşan bir yeni hastane fikri var.” demişti ancak bu güne kadar ne acil servis ne de yeni hastane konusunda somut bir adım atılmış değil.

“KAPASİTE YETERLİ”

75 yataklı Aliağa Devlet Hastanesi’nin yüzde 40 doluluk oranıyla çalıştığını söyleyen Aliağa Kaymakamı Bayram Yılmaz ise Aliağa dışındaki bir hastaneye gitme ihtiyacı duymadığını söyleyerek Şakran Cezaevi’nden gelen hastaların yoğunluğu artırdığını, bunu çözmek için hastane yanındaki 13 dönümlük alanı hastane arsasına katarak ek bina yapılmasının bu sorunu çözeceğini belirtirken, “Kapasite talebe yetiyor ancak prefabrik poliklinikler hoş bir görüntü değil. Hastaneyi daha geniş ve kolay ulaşılabilir yere taşıma düşüncesi var. Bir sağlık kuruluşunun daracık yerlerde, sokak aralarında hizmet vermesi çok zor. Mevcut hastane 30-35 bin kişilik nüfus dikkate alınarak yapılmış zamanında. Oysa nüfusumuz her yıl yüzde 10 oranında artıyor. Önümüzdeki 50 yıllık nüfus artışı hesaplanıp buna göre 450-500 bin nüfusun ihtiyacına cevap verecek bir hastane planlaması yapılmalı.” şeklinde görüş belirtmişti.

“SAĞLIK OCAĞI GİBİ” HASTANE KADER Mİ?

Bu açıklamaların üzerinden bir yıldan uzun süre geçmesine karşın hastane konusunda somut bir adım atılmış değil. Ne yanık ünitesi, ne yeni acil servis, ne de yeni bir hastane için “çok yakında” benzeri açıklamalar dışında söylenen ve yapılan bir şey yok. Aliağa gibi ağır sanayi bölgelerinde iş kazaları kaçınılmaz gerçektir. Ne kadar önlem alınırsa alınsın, işçi hatası, teknik aksaklık ya da makina arızası nedeniyle ortaya çıkacak iş kazaları mutlaka olacaktır. Bu gerçek ortadayken; gemi söküm, rafineri, petrol dolum tesisleri, demir çelik ve diğer ağır sanayi tesisleri ile birlikte ‘işçi kenti’ Aliağa’nın C sınıfı, vatandaşların sık sık dile getirdiği tabirle ‘sağlık ocağı gibi hastane’ye mahkum edilmesi, bölgedeki idareci ve siyasetçilerin ortak ayıbıdır.

Aliağa Ekspres Gazetesi olarak bölgenin bütün kanaat önderlerine çağrı yapıyoruz:

Gelin, vakit kaybetmeden kentin bu en büyük yarasına merhem olalım...

Aliağa’nın hastane ayıbını temizleyelim!..

Bölgede yağ da var, un da var, şeker de...

Helvayı yapmak için sadece biraz iyi niyet ve biraz fedakarlık yeter.

Konserlere, yarışmalara, parklara sponsor olanlar böyle bir projeye seve seve, fazlasıyla katkı koyacaktır. Yeter ki bu ortak sorumluluk projesine ön ayak olacak birileri çıksın, ilk adım atılsın.

(BÜLENT PINARBAŞI)