22 Haziran 2024, Cumartesi

Ece Yazıcı: "Eski bir fotoğraf her şeyi değiştirdi"

27 Mayıs 2024, Pazartesi 08:06

     


Birbirine zıt karakterlere sahip iki insanın kaçış öyküsünü anlattığı  ‘1 Numaralı Peron’ adlı kitabıyla edebiyat dünyasına giriş yapan yazar Ece Yazıcı ile yazarlık öyküsünü, ekonomist yönünü, ve hedeflerini konuştuk. İyi okumalar.

Edebiyat dünyasına "1 Numaralı Peron" adlı kitabınızla adım attınız.  Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında, her şey Pandeminin başında katıldığım bir yaratıcı yazarlık atölyesi ile başladı. Ne ile karşı karşıya olduğumuzu tam olarak bilemediğimiz, kendimiz ve sevdiklerimiz için endişe ettiğimiz o günlerde benim dilimde tek bir cümle vardı: “üretken olmak istiyorum.” 

Ben yazmayı her zaman çok sevdim. Denemelerim ve küçük öykülerim bir kenarda birikmeye devam ediyor ve ben bir gün onları anlamlı biçimde birleştirmeyi düşünüyordum. Atölyeye katılmam ile birlikte hiç beklemediğim bir şey oldu. Hikayeleştireceğimiz bir fotoğraf her şeyi değiştirdi. Yazmaya 23 Nisan 2020 tarihinde başladım ve dört gün boyunca neredeyse başından hiç kalkmadan büyük bir zevkle devam ettim. Sonunda, bir esere sahip olmak ve dünyada bana ait bir iz bırakmak fikri beni öyle heyecanlandırmaya başladı ki, bu hikâyeyi bastırmak benim tek yaşam amacım haline geldi. Takip eden yıl hikâyenin büyümesi, gelişmesi, olay örgüleri ve karakterlerin derinleştirilmesine yönelik çalışmalar ile editörlük süreçleri yoğun biçimde devam etti. Sonuç olarak içimdeki yazma sevgisi en anlamlı haliyle ilk kez “1 Numaralı Peron” olarak gün yüzüne çıkmış oldu.

Kitabınızın konusu ve ana karakterler hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

O siyah-beyaz fotoğrafa bakarken, hikâyenin geçeceği döneme ve karakterlerinin kimler olacağına dair hayal gücümü çalıştırmaya başladım. İçimde bir ses bana kuvvetle; o karakterlerin en başta Elena ve Boris olacağını ve hikâyenin de 1910’lu yılların başında Rusya’da geçeceğini söylemişti. 

Elena ve Boris’in bakışlarından çok etkilendim. Birinin gözleri şüphe ile karışmış endişeyi ve tedirginliği yansıtırken, diğerinin gözlerinde ise kibir ve umursamazlık vardı. Bu bakışlar bana bir kaçış hikayesini çağrıştırdı. Kaçış hikayesine, yaşanmışlıklar üzerine ortaya çıkan olaylar eşlik etti. Birbirine zıt karakterlere sahip iki insanın bir araya geldiği yerde ise aşkın doğmaması kaçınılmazdı. İki kişinin birbirine bakışları ve beden dili beni yazmaya iterken, fotoğraftaki diğer detaylar zaman ve mekân olgularını derinleştirdi. Böylece hikâyenin çapı büyüdü, olaylar heyecanla ilmek ilmek birbirine bağlanarak genişledi ve sonunda romana dönüştü. Hikâyenin aklımdaki ilk kurgusundan belirttiğim süreçlerin sonuna gelinceye kadar, böyle bir savaşın olacağını ve kitabın bu tarihlerde satışa çıkacağını kim söylese inanmazdım. Gerçekten, böylesine denk düşmesi bana son derece kadersel ve mistik geliyor.

Ana karakterler olan Elena ve Boris farklı sebeplerle hayatlarının yönünü değiştirmek zorunda kalan ve sonuçlarına katlanan kişiler. Kader bir şekilde yollarını kesiştirdi ve beraber bir yolculuğa çıktılar. Ancak, çıktıkları yolculuğun bir bakıma kendi gerçeklerini değiştirecek bir yolculuk olduğunun henüz bunun bilincinde değildiler. Ta ki bu yol, karakterlerin önce kendi kimliklerinin değişimi ile başlayıp bir noktadan sonra da beraber yürünen bir yol haline gelinceye kadar.  

Kitabınızın içeriği ile ilgili sormaya devam edeyim. "1 Numaralı Peron"un kurgusal dünyasını oluştururken nelere dikkat ettiniz ve bu dünya okuyucularınıza ne tür bir deneyim sunmayı amaçlıyor?

Olay örgüsü içerisindeki en önemli husus koşullar değiştiğinde nasıl hareket ettiğimiz. Koşulları kendi isteğimizle değiştirebilir, cesaret gösterip alışkanlıklarımızdan konfor alanlarımızdan çıkabiliriz ya da koşullar kontrolümüz dışında değişebilir ve adapte olmak için mücadele etmek zorunda kalırız. Bu doğrultuda kitabın odağında yeni başlangıçlar yapabilmek ve yeni adımlar atabilmek yer alıyor. Yeni bir başlangıç ise hazırlıklı ve kararlı olmayı gerektirir.  Yeni olasılıklar belirsizlikleri beraberinde getirse de bir bakıma heyecan vericidir ve içinde umut da barındırır. 

Başlangıç noktası ne olursa olsun, bu bir değişimdir ve değişimi görmek, kabullenmek ve ilerlemek başından sonuna bir yolculuktur. Bu yolculuğun içinde aşk da vardır, birleşmek de, ayrılmak da. 1 Numaralı Peron’dan kalkan tren gibi, hayatımızın her durağında birileri biner, birileri de zamanı geldiğinde sessiz sedasız gider.

Dışardan bir gözle bakmayı başarabilirsek, her şeyin bir sebebi olduğunu ve bu sebeplerin de kendimizi yapılandırmaya imkânı verdiğini fark edebiliriz. Unutmayalım ki ne tanıştığımız insanlar ve karşılaştığımız olaylar, ne de bulunduğumuz ortamların hiçbiri tesadüf değil.

Yazım sürecinde en çok zorlandığınız kısımlar nelerdi? Bu zorlukların üstesinden nasıl geldiniz?

Yazım sürecinde dikkat ettiğim en önemli kısım tarihsel gerçeklik oldu. Kitabın yüzyıllar öncesine ait bir kurgu hikayesi olduğunu dikkate aldığımızda, daimî araştırma ve kontrol ile bu zorlukların üstesinden geldiğimi ifade edebilirim. Bu vesile ile editörüme teşekkürlerimi iletmek isterim. 

Âdettendir sorulur. Ece Yazıcı kimdir? Kendini en iyi nasıl ifade eder? Hangi yönünü daha çok sever, hangisinden uzak durmaya çalışır? Kimleri okur, kimleri dinler?

1977 yılında Tekirdağ’da doğdum. Yaşamımın çok büyük bir kısmını İstanbul’da geçirdim. 1998 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olduğumda tek hayalim şirket birleşmeleri ve satın almaları konusunda uzmanlaşmaktı. Dönemin konjonktürü itibariyle bankacılık sınavlarına girmeye başladım. Sektöre ilk adımları böylece attım. İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası Bankacılık ve Finans yüksek lisansından dönem birincisi ve onur derecesi ile mezun oldum. Ama zamanla, iş haricinde, başka bir hayat hatta başka bir dünya olduğunu fark etmeye başladım. Yıllar geçiyordu ama neden yapmayı sevdiğim şeylerle geçirmiyordum? Bu nedenle iş ve okul arasında gidip gelmekten zaman bulamadığım, içimde ukde kalan şeylere yönelmeye başladım. Hobilerim, boş zamanlarımı dolduran uğraşlar olmaktan çıkıp, yaşamımı daha anlamlı hale getirmeye ve varlıkları ile enerjimi hep yukarı taşımaya başladılar.

Kendimi yazı ile daha iyi ifade ettiğimi düşünürüm. Yazmak, benim için her zaman vazgeçilmez bir olgudur. Sevinçte, hüzünde, mutlulukta, acıda sarıldığım şey hep klavyemdir. Evimde ya da sakin bir yerde, kendimle baş başa kalmayı iple çeker; beynimde akıp giden kelimelerin hızına bir an önce yetişip duygu ve düşüncelerime aracılık etmesini isterim. Böylece yazmanın şifalandırıcı gücünden yararlanırım.

Bununla beraber, yazmanın veya yazı ile ifade etmenin, etkili konuşmanın da anahtarı olduğuna inanıyorum. Geçtiğimiz yıl, kendimi ifade etmenin yeni bir yolunu buldum: şarkı söylemek. Üyesi olduğum korolarda şarkı söylerken, o sözleri ya da melodiyi içselleştirdiğimde sesimin de daha farklı tınladığını ve o şarkıya bana ait bir yorum katmaya çalıştığımı düşünmek beni memnun ediyor. Hayal kurmak, şarkı söyleyerek ya da konuşarak seslendirmek ve sonra da yazıya dökmek; ne güzel bir üçlü değil mi? 

Sabırsız yanımı törpülemeye çalışıyorum; yavaşlatmaya çalıştığım zihnime daha dingin ve akışta bir ruh halinin eşlik etmesine çalışıyorum.

Ekonomistsiniz. Ekonomist kimliğinizle edebiyat arasında nasıl bir bağlantı kurdunuz?

Ekonomi eğitimi almış olmam, olayları ve koşulları hem makro hem de mikro pencereden bakarak değerlendirme ve yorum yapmaya imkân veriyor. Öğrenimim boyunca Tarih, hep ilgi duyduğum bir alan oldu. Bu anlamda sadece iktisat ya da siyaset tarihi değil, moda tarihi ve gastronomi tarihi alanlarındaki bilgilerimden de yararlandım. Ama elbette ki, dünya geneli ve Rusya perspektifinden dönemin ekonomik ve siyasi konjonktürünü detaylı bir biçimde araştırmak, kitabın zaman olgusunu oturtmak ve üzerine karakterlerin hayatlarıyla süslemek açısından oldukça değerliydi.

Kitabınızın yayımlanmasından sonra, okuyucularınızın "1 Numaralı Peron"u nasıl karşıladığını ve aldığınız geri bildirimleri nasıl değerlendirdiğinizi anlatır mısınız?

“1 Numaralı Peron” ile ilgili aldığım en önemli geri bildirim okurlarımın başucu kitabı olduğunu iletmeleri oldu. Bu benim için çok kıymetli…

Herkes kendi hayat süzgecine göre kendinden bir parça buldu. Kimi, kitabı bitirdiğinde sanki çok uzun bir zamanı beraber geçirmişçesine karakterlerden ayrıldığına üzüldü. Kimi, karakterlerin arasındaki çatışmaları, yer yer oynayan tansiyonu sevdi. İtiraf edeyim, o kısımların diyaloglarını yazmak benim için de ayrı bir keyifti. Bazıları Elena’nın dik duruşunu beğendi, bazıları arka planda dönen gizemin şifrelerini çözmeye çalıştı. Geri bildirimlerine bu vesile ile tekrar teşekkür ederim. Kalpten okudukları ve birbirimizin kalbine dokunma şansı yarattıkları için…

Yazarlık kariyerinizdeki bu ilk adımdan sonra, edebiyat dünyasında nasıl bir iz bırakmak istiyorsunuz?

Edebiyat dünyası okyanus ise ben sadece bir damlayım. Ancak, okyanusların derinliğini ve ucunda gördüğümüz ufuk çizgilerini seviyorum; uçsuz bucaksız oluşu korkutmuyor aksine kavuşmak istiyorum denizlere dökülen nehirler gibi.

Dikkate alınmasını arzu ettiğim tek husus; yazmayı ne kadar sevdiğim. Bu sevgi devam ettikçe izlerimin daha etkileyici, daha çok insana dokunan nitelikte olacağına eminim.

Röportajlarımdaki klasik sorularımdan biridir. Size de sormalıyım. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı ne yapardınız?

Dünya yüzünde bir tane bile çocuğun aç kalmasına izin vermezdim. Ne açlık çekmelerine, ne sefalet içinde olmalarına ne de bakımsız kalmalarına ve hastalanmalarına dayanamadığımdan… Yetişkin olduğumuzda kaybettiğimiz pek çok şeyi, gülüşlerinde yeniden yakalamak ve dünyanın daha mutlu ve yaşanabilecek bir yer olacağı umudunu taşımak için.

Sorularıma verdiğiniz yanıtlar için çok teşekkür ederim. Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Yolculuklarımızın hayatımızı değiştiren gerçeklere doğru olduğu ana fikrine yoğunlaştığımızda kitabın anlattıkları, kitabı zamandan ve mekândan bağımsız hale getirdi. 

Sevginin gücüyle yaşamda hep bir umudun olduğunu kanıtlayan 1 Numaralı Peron’un; yeni bir hayata zorluklarla başlamanın anlamını vurguladığı için bir itici güce ihtiyaç duyanların, ilham arayanların ilgisini çekeceğini düşünüyorum. 

(SERKAN SELİNGİL)

 







 
Son Eklenen Haberler