4 Haziran 2020, Perşembe

TERCİHLERİMİZ Mİ? HAYATIN GETİRDİKLERİ Mİ?

11 Mayıs 2020, Pazartesi 06:13

     


“Başlangıçlar korkutur. Ama yeniden başlamak kaçınılmazsa o korkuyu yenmek dışında bir seçeneğin yok demektir.” İşte “Son Siyah”, hayata değil kendine ait seçimlerle yaşayanlara ithaf edilmiş bir roman. İletişimci-Yazar Evrim Duyal’la yazmaya nasıl başladığını, edebiyata olan ilgisini, romanı “Son Siyah”ı, kitaptaki karakterlerinin öyküsünü, karakterleri yaratırken neler hissettiğini sorup cevaplarını aldığımız keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. İyi Okumalar.

Öncelikle edebiyata olan ilginiz ne zaman, nasıl başladı? Biraz bahseder misiniz?

Edebiyata olan ilgim çocukken başladı. Annem edebiyat öğretmeniydi ve babamla birlikte, henüz okula başlamadan çok önce kitaplarla buluşturdular beni. Dünya masallarından seçmelerle başladı yani yolculuğum… Bana okurlar, sonra da karakterler hakkında ne düşündüğümü sorarlardı. Romana olan ilgim ise ortaokul yıllarımda başladı. Empati yeteneğim geliştikçe, okuduğum karakterlerin yerine kendimi koymaya başladıkça, daha da kaptırdım kendimi. Sonra okumak yetmemeye başladı. Fikirlerimi ve hayal dünyamda filizlenip büyümek için can atan imgelerimi satırlara dökme ihtiyacı hissettim. Uzun yıllar, içinde olduğum kurumsal hayatta, artık manevi ihtiyaçlarımı doyuramadığımı fark ettiğim bir anda da yazmaya karar verdim. Yazmaya kendimi gerçekleştirme dürtüsü ve arzusuyla başladım, diyebilirim.

Yeni çıkan kitabınız Son Siyah’ı anlatır mısınız biraz? Konusu nedir? Okur, kitapta hangi karakterlerle bir arada olacak?

Son Siyah, hayata değil kendine ait seçimlerle yaşayan ve seçimlerinin sorumluluklarını alabilenler için yazdığım bir roman. “Sanatın coşkuya, bilginin doyuma, aşkın tutkuya evrildiği bir hikayede kaybeden olmak mümkün müdür?” sorusunun cevabını sorgulatıyor okura.

Dünyanın finans merkezi New York’tan gelmiş iki finans dâhisinin, hayatlarına giren güçlü bir kadının etkisiyle kendilerini, dalgaları devasa bir okyanusun içinde bulmaları ana konu. Bu öyle derin ve dalgaları öyle yıkıcı fakat öyle sarsıcı bir okyanus ki, içinde derinlik sarhoşluğu yaşayıp bir daha karaya hiç çıkmak istemeyeceğiniz türden bir enginlik… Bir insanın hayatta yaşayabileceği en büyük kaybediş, annesizlik, romanın yan teması. Bu arada sanat ve aşk da devrede. Bach’tan Picasso’ya, Klimt’ten, Chopin’e kadar doyurucu olduğunu düşündüğüm bir sanat yolculuğu bekliyor okurları karakterlerin hikayelerini okurken. Romanda ana ve yan tüm karakterlerin bir siyahı var. Büyük kaybedişler, zamanın bile iyileştiremeyeceği hatalar, pişmanlıklar, sarsıntılar, siyahlarla verilen mücadeleler ve bu mücadelelerin her birinden yenik çıkan ruhların siyahlarını aklama mücadelesi diyebiliriz.

Romanın başkarakteri Tamer, bir finans dehası. Sahip olmakla övündüğü ahlaki değerleri var ve zaaflarına yenilerek Hedonik Adaptasyon tuzağına düşen o sıradan insanlardan olmak, en büyük korkusu. Para gibi dev bir gücü başarıyla yönetiyor fakat kendi var oluş sıkıntılarını da aynı başarıyla yönetme çabası içinde.

Yelda, geçmişini öldürmeye çalışan ve affedebilmek için yaşayan biri. Siyahı çok koyu. Acılı ve yaralı. Güçlü ama alabildiğine zayıf. Geçmişinden getirdiği travmayı taşımaktan yorulmuş bir kadın.

Korhan, sanat düşkünü bir entelektüel. Tamer’in ortağı. Mükemmeli arayan sıra dışı bir adam. İç güzelliğin dış güzellikten daha önemli olduğuna hayatının hiçbir döneminde inanmamış biri. Varlığını kimi zaman Bach ve Chopin’in notalarında, kimi zaman bir Van Gogh veya Munch tablosunda duyumsayan bir entelektüel.

Sez, Tamer’in moda tasarımcısı eşi. Maskülen bir dişiliğe sahip. Tamer’e aşık. Tek bir arzusu var; Tamer’den bir çocuk sahibi olmak.

Hayatını bedenini satarak kazanan Dilara, sanat galerisi yöneticisi ve soyut sanat tutkunu Bora, topluma rağmen kendi benliğine sahip çıkma çabasındaki eşcinsel Andre, romanda okura eşlik edecek diğer karakterler.

Bach, Mozart, Picasso, Klimt ve Woody Allen’ı da unutmayalım…

Son Siyah’ta sanata dair konuların, özellikle resmin, önemli yer tuttuğunu görüyoruz. Sanata olan ilginiz ve donanımınız nereden geliyor?

Hayatta aranılan anlam ve yönelinmiş amaç, hayal gücünün kudretiyle buluştuğunda ortaya çıkan muhteşem karışımın adı sanat. Varoluşunu sorgulayan, onda bir anlam arayan, yoksa da yaratmaya kalkışan cesur insanın işi. Bu işteki gizemi bulmaya çalışmaya hevesli biri olduğumu fark ettiğimde ilgilenmeye başladım sanatla. Ben ve ne şanslıyım ki eşim, seyahat etmeyi çok severiz. Seyahatlerimizdeki zamanımızın büyük çoğunu da, o şehirlere nefes veren sanatçıları ve eserlerini keşfetmeye ayırırız. Sanat tarihi ya da çağdaş sanat müzelerini gezip orada gördüğümüz çalışmalar ve onların yaratıcıları hakkında araştırma yaparız. İşte o araştırmalardan elde ettiğimiz bilgilerle gelişiyor benim sanata olan ilgim ve birikimim.

Son Siyah’taki karakterlerle aranız nasıl? Bir yazar olarak karakter yaratmada yaşadığınız zorluklar var mı?

Son Siyah, karakter sayısı fazla bir roman. Her karakter kendi özelinde ayrıcalıklı benim için. Çoğu ile aram gayet iyi. Bir yazar olarak yarattığınız karakterler üzerindeki hakimiyetiniz daim olamayabiliyor her zaman. En azından benim için öyle. Kendi içinde bir gerçekliğe kavuşuyor, siz bir noktadan sonra o karakteri yaratan olmaktan çıkıyor ve onun özgür iradesiyle gerçekleştirdiği eylemleri satırlara döken bir kalem oluyorsunuz yalnızca. Delice gelebilir kulağa ama böyle bir durum var sahiden. Bu gerçekten hareketle, onları yaratırken değil fakat yarattıktan sonra ele geçirdikleri özgürlükleri ile zorluklar yaşıyorum diyebilirim.

Son Siyah’ta “Hedonik Adaptasyon” kavramı üzerinde durmuşsunuz. Bu kavramın tuzağına düşmekten de bahsediyorsunuz. Nedir Hedonik Adaptasyon?

Hazza uyum! İnsanın hayatındaki iyi ya da kötü her türlü değişikliğe uyum göstermesi, adapte olması. Birinin, istediği arabayı aldığında yaşadığı mutluluğu sıradanlaştırması veya kaza geçirerek uzvunu kaybeden birinin bir süre sonra yeni durumuna alışması, bu kavram ile açıklanıyor.

Biz çoğu zaman, Hedonik Adaptasyon tuzağına düşmekten kurtaramıyoruz kendimizi. Özellikle mutluluk söz konusuysa, onu kolayca değersizleştiriyoruz. Mutlu olmaya giden yolun daha üst olana ulaşmaktan geçtiğini düşünüyoruz. O noktaya ulaşıyor ve yeni mutluluğumuza da çabucak alışıyoruz. Sonra sürece yeniden başlıyoruz. Bir türlü öğrenemiyoruz bunun bir sonu olmadığını. Limiti yükselen ve her yükselişte daha da tehlikeli olan anlık tatminlerin gerçek mutluluk olmadığını anlayamıyoruz. İşte bu Hedonik Adaptasyon tuzağına düşmüş olduğumuzun en sabit kanıtı.

Son Siyah’ı yazarken nasıl bir yol izlediniz? Yazmak için gereken motivasyonu nereden edindiniz?

Kitap yazmak, özellikle roman türünde bir kitap yazmak, kolay bir iş değil. Bunu bizzat deneyimlemiş ve üstesinden gelebilmiş olmak elbette müthiş bir doyum, o ayrı. Fakat zorlukları çok fazla. Yazmak için her şeyden önce kendini ifade ve varoluşunu anlamdırma isteği geliyor bence. Yaşanmışlıklar, en büyük motivaston.

Yazma yolculuğunda en önemli teşvik edicilerden biri de, desteğinin sizin için önemli olduğu biri aslında. Sizi destekleyen ve özgürce yazma konusunda cesaretlendiren biri olmalı hayatınızda. Benim bu konudaki şansım, eşim Aysam’dı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, eğer hayatımda var olmasaydı o, zor dediğim yazma konusunun üstesinden gelmeyi nasıl başarırdım, bilmiyorum.

Ne tür kitaplar okursunuz? Favori yazarlarınız kimler?

Her kitabı okuyorum diyemem. Bu konuda seçici davranıyorum. Herkes gibi benim de zamanım kıymetli ve zaman ayırıp okuyacağım eserin bana bir şeyler katmasını ümit ederim. Daha önce duymadığım bir terim ya da bana yeni ufuklar kazandıracak bir bakış açısı olabilir bu. Alanımla ilgili olduğu için genelde iletişim, sosyoloji ve ayrıca felsefe ağırlıklı kitaplar okumaktan keyif alıyorum. Simone De Beauvoir, favori yazarlarımın başında geliyor. Özellikle felsefe alanındaki maskülen havayı kırabilen çok güçlü bir kadın o. Eserlerinde kadını ve kadına dair hakları işleyişi ve bunu yaparken alacağı tepkilere olan umursamazlığı, zamanın ötesine taşıdı bence onu. Bu da benim gözümdeki değerini büyük kılıyor.

Jean Paul Sartre, Albert Camus diğer favori yazarlarım. Türk Edebiyatı’nda Sabahattin Ali’nin eserlerini duru anlatımı nedeniyle keyifli buluyorum.

Yazmak dışında, zamanınızı nasıl değerlendirirsiniz? Neler yaparsınız?

Spor, hayatımda önemli bir yer tutuyor. Yoga, pilates ve fitness yapıyorum. Eşimle birlikte açık deniz dalgıcıyız ve dünyanın çeşitli yerlerinde su altı güzellikleri keşfetmek en keyif aldığım hobilerim arasında. Zamanımın kalan kısmını da, özellikle sosyoloji ve felsefe alanında çeşitli makaleler okuyarak değerlendiriyorum.

(SERKAN SELİNGİL) 







 
Son Eklenen Haberler