25 Temmuz 2024, Perşembe

Bahar Tezcan: Hilesiz ve adaletli bir yaşam mümkün

23 Ocak 2023, Pazartesi 06:54

     


Psikiyatrist Dr. Bahar Tezcan’la, ilişkilerin en çok yara aldığı alanlardan biri olan duygusal manipülasyonları kaleme aldığı  yeni kitabı Duygusal Oyunlar  ve kadın-erkek ilişkileri üzerine  detaylı bir röportaj gerçekleştirdik. İyi okumalar.

Bahar Hanım üçüncü kitabınız Duygusal Oyunlar raflarda yerini aldı. İddialı bir isimle karşı karşıyayız. Nedir Duygusal Oyunlar?

Teşekkür ederim davetiniz ve ilginiz için. Evet üçüncü kitabım Duygusal Oyunlar raflarda ve büyük mutluluk benim için. İsmin iddialı olması ilişkilerde bir başkası ile oynamaya çalışmanın da hayli iddialı bir davranış olduğunu düşünmemden kaynaklandı. Ve elbette burada masum, eğlence ve gelişme odaklı, karşılıklı rıza ile oynanan oyunlardan bahsetmiyorum. Bir başkasının duygularıyla oynayarak yapılan, onun üzerinde güç, kontrol, tahakküm elde etmeye yönelik, gerçeklerin saklandığı veya çarpıtıldığı, tüm bu yollarla bir diğeri üzerinden, daha önce sahip olamadığı, içsel dünyasında, derinlerde bir yerde eksik hissettiği sevgiyi, onayı ve saygıyı adil olmayan yollardan elde etmeyi planlayanların yaptığı duygusal manipülasyonları anlatıyorum. Bu duygusal oyunları kurgulayan kişi tek taraflı olarak yönetimdedir ve diğer kişi oyunun içinde olduğunu anlayana kadar devam ettirir. Bazen de iki taraf da birbirine oyunlar oynar ve birbirlerini manipüle etmeye çalışırlar. Araç olarak da suçluluk duygusu oluşturmayı, sevgi süsü verilen sözcükleri ve vaatleri, kendini zayıf göstererek çıkar elde etmeyi ya da korkutarak, tehdit ederek güç uygulamayı kullanırlar.

Alt başlıkta da Duygusal Manipülasyonları Anlama ve Yönetme olarak belirlemişsiniz çerçeveyi. Duygusal manipülasyonlar gündelik hayatta sık sık karşımıza çıkar mı?

Çok fazla karşılaşırız aslında ancak manipülasyon tekniklerini tanımadığımız sürece bir duygusal oyunun içine çekildiğimizi anlayamayız. Duygusal manipülasyonlar sanıldığı gibi sadece narsistik yapılanması olan kişiler tarafından uygulanmadığı ve çok farklı kişilik özelliklerine sahip bireylerin de sıkça başvurduğu teknikler olduğu için gündelik yaşamımızın içine bolca serpiştirilmiş durumdadır.

Oldukça çetrefilli bir konu olan duygusal manipülasyonlarla ilgili yazmaya nasıl karar verdiniz?

İnsanların duygularıyla ve algılarıyla oynayarak yaşanan ilişkileri her yerde gözlemliyor olmam beni bu konu hakkında daha fazla konuşmamız gerektiğini düşünmeye yönlendirdi. Sınırları muğlak, yazması ve örneklendirmesi zor, yalandan, iknadan daha organize olduğu için ayırt edici özelliklerini belirtebilmek oldukça karmaşık olacaktı benim için biliyordum. Ancak tanık olduğum bunca manipülasyonlar hakkında yazıp, oyunları sahneye çıkarmazsam gördüğü yalanları örtbas eden biri gibi hissedecektim. Kendi gerçeklerini gizleyenlerin, başkalarında da kafa karışıklığı, kaotik duygular yaşatanların dünyasına girebilmek, ‘oyunu gördüm’ diyebilmek ve cesaretle herkesi sahtelik olmayan bir dünyaya davet etmek istedim. İnanıyordum ki manipülasyonların olmadığı bir yaşam biçiminde de istediğimiz sevgiye, güce, değerli hissetmeye kavuşabilirdik. Sahicilik ve samimiyetin olmadığı hikayelerin bir parçası olmanın, ‘Bu hayatı yaşamaya değdi’ diyerek tamamlanacak anlamlı bir yolculuktan alıkoyacağına inanıyordum. İnsan bundan daha iyisini hak ediyordu. Sonunda herkesin ortak derdi varlığını korurken değerli hissetmekti. Büyümek, çocuk oyunlarımızdaki naifliği ve ilişkileri kirletmek olamazdı. Hilesiz ve adaletli bir yaşam mümkündü. Bu nedenle yazmak zorundaydım.

Duygusal manipülasyonlar yalnızca ikili ilişkilerde mi olur?

Her ilişki biçiminde karşılaşırız. Tanışma, flört, sevgililik, evlilik formları dışında özellikle aile içi ilişkilerde de yaygındır. Ebeveynlerden çocuklarına ya da tam tersi durumlara sık rastlarız. Özellikle geleneksel aile düzenekleri daha yaptırım odaklı, fazla koruyucu, kollayıcı ve diğerlerinin yaşamı hakkında söz sahibi olma yetkisi tanıdığı için fazlasıyla manipülatif ortamlar yaratır. İş ilişkilerinde ise hırsların ve güç savaşlarının âdeta bir imzası olmuş durumda. Zaten politika, reklam dünyası gibi arenalar manipülasyonları daima bir araç olarak kullanır ve hatta bu alanların doğası bunların üzerinde kurulur ve toplumsal algı yaratmanın bir parçası olarak zaten kabul edilmiştir. Belki manipülasyonun varlığını beklediğimiz bu alanlarda karşılaştığımızda anlamamız ve yönetmemiz daha kolaydır. Ancak kişisel ve mahrem ilişkilerde sonuçları oldukça yıkıcı olabilir.

İlişkilerde kişilerin birbirlerine stratejiler uyguladığından söz ediyorsunuz. İlişkilerde neden stratejilere ihtiyaç duyarız?

Pek çok sebeple. Ancak sahnenin en önünde duranlardan bir tanesi kendi özüne ve başkasına güvenmekte zorlanan kişilerin, durumları kontrol edebilmek, değiştirebilmek, kendi istediği şekilde şekillendirebilmek amaçlı ikili ilişkilerde stratejiler planlamasıdır. Bir ilişkiyi başlatma, sürdürme veya sonlandırma aşamalarının her birinde uygulayabilirler ancak sıklıkla gördüğümüz stratejiler bir insanı fethetme, hayatına katmak isteme döneminde kullanılıyor. Toplumsal kültürün dinamiklerine öyle yerleşmiş bir durum ki sanki insan nasıl davranması, neler söylemesi gerektiğine dair yönergeleri uygulamazsa kaybedeceğini düşünüyor. Oysa asıl kayıp tam da bir insanı stratejilerle ele geçirdiğinizde başlıyor. Özünüze döndüğünüzde kaçınılmaz bir şekilde yüzleşeceğiniz gerçeklere geçici bir süreyle gözlerinizi kapatmış oluyorsunuz ve bir insanı olmadığınız birine inandırmanın gizli huzursuzluğu sizi sinsice, huzursuz ve alarmda yaşayan birine dönüştürüyor. ‘Ben aslında kimim? Ve kiminle birlikteyim?’ sorularından uzaklaşmanıza, aidiyet ve kimlik sorunlarına, içi boşaltılmış ilişkiler ağında olmanıza yol açıyor. İlişkilerde stratejiler planlamak, manipülasyonların ve duygusal oyunların uygulanması gerektiğine inanmak demektir. Bu, hem kendine hem de tesis edilmeye çalışılan ilişkiye ihanettir. Bana yöneltilen “Nasıl davranırsam onu elde ederim, ne söylersem durumu lehime çeviririm, nasıl olursam bağlanmasını sağlarım?” gibi sorular karşısında cevabım tek ve net oluyor. Kendiniz olun, olduğunuz kişiye güvenin, insanları böyle taktiklerle kontrol edemezsiniz, sadece bir illüzyona inanırsınız. Ayrıca bir başkasına da olmadığımız biri gibi planlı, hesaplı davranmanın haksızca ve hadsizce olduğunu söylerim. Toplumda kemikleşmiş bir yapı var maalesef. Strateji uygulamadan birisiyle birlikte olmanın safça, ahmakça ve imkânsız olduğu düşünülüyor. Oysa tam tersi, kurnaz oyunlarla elde ettiğimiz ilişki zaten bir “imkânsız ilişki” oluyor.

Yılın kelimesi seçilen “gaslighting” kitabınızda önemli bir bölümü teşkil ediyor. Hatta skalayı epey geniş tutarak “love bombing-gaslighting-ghosting” konularını hem deneme hem de bir vaka ile anlatıyorsunuz. Okurlarımız için de kısaca tanımlar mısınız bu terimleri?

Âşık olmaktan korkanların dışında büyük bir kitle âşık olmak, aşk hikayesi yaşamak ister. Gerçek aşkın benliği tamamlayıcı unsuruna ve zenginleştirici deneyimine çok inanıyorum. Ancak aşk sandığımız bazı durumlarda bir aşk bombardımanına tutuluyoruz aslında. İkisinin arasındaki farklara kitabımda genişçe yer verdim. Aşk bombardımanında yüceleştirildiğiniz, hiç sahip olmadığınız özelliklerin varlığına inandırıldığınız, kral ya da kraliçe gibi hissettirildiğiniz bir başlangıç dönemi vardır. Uygulayan kişi ona ne yapsanız da bundan bağımsız olarak sizi çok özel, olağandışı, seçilmiş ve biricik hissettirir ve sizin mutlu olacağınız her kodu ezberleyerek bunları uygular. Sorun şu ki bunun bir dönem sonra tam da siz yörüngeye oturduğunuzda bir iniş süreci yani değersizleştirme aşamasının gelecek olmasıdır. Sahip olduklarını yitiren her kişi gibi sorunu kendinizde arar ve geri kazanabilmek için bu kez de siz onun hizmetine adanırsınız. Ancak ne yapsanız olmaz ve bazen ihraç edilirsiniz bazen de durum öyle gerektirirse kısır döngü ile başa döner, tekrar idealize edilir ve girdaba tam olarak çekilirsiniz. Artık onun kontrolündesinizdir. Duygusal oyunun oyuncusu bile değil oyuncağı olursunuz.

Ghosting yeni dünyanın tüketici ve sorumluluk almamaya yönlendiren düzeninde birdenbire terk etme ve bir vedaya bile ihtiyaç duymama, aniden hayalet olma kapılarında bir duygusal manipülasyon ile kaçış yöntemidir. İlişki etiğine dair tüm bilinenleri alt üst etmiş, belirsizlik ve güvensizlik kaygılarına bir yenisini eklemiştir. Ani bir kayıp herkes için travmatize edicidir. Çünkü insan kaç zaman birlikte olduğuna bakmaksızın bağlanmaya, güvenmeye, yaslanmaya meyillidir. Ardında pek çok soru işareti bırakarak habersiz gitmenin, bir başkasında yaratacağı boşluk hissi kişinin kendi ürettiği cevaplarla doldurulmaya çalışılırken, geçmişte yaşanan tüm kayıpların acısı yeniden canlanabilir. Bu nedenle kişi ilişkide olduğu herkese bir sorumluluk borçludur. Herkesin gitme hakkı vardır elbette ancak diğerinin o son veda cümlelerine ihtiyacı olduğunu kavramak zorundadır. Sihirbazlık ve ani yok oluş sihir oyunlarında vardır. Gerçek yaşamda insanlar yok olmaz, öylesine gider, ardında değersizlik hislerine sahip bir kişi bırakarak.

Gaslighting özel inceleme ve dikkat gerektiren bir başka duygusal manipülasyon tekniğidir. Çünkü burada çok daha yıkıcı sonuçlar vardır. Bir başkasına ‘sen kafanda kuruyorsun, hastasın, öyle sanıyorsun, ben öyle bir şey söylemedim sen yaratıyorsun’ gibi umursamazca söylenmiş cümleler yatkın kişilerde ciddi bir kafa karışıklığına, kendi akıl sağlığından şüphe etmeye sebep olabilir. Kişi diğerinin kendinden emin tavırları sayesinde onu bilirkişi ilan ederek gerçekten kendi akıl oyunları ile davrandığına inanabilir. Kendi gerçekliğini sorgularken rasyonel dünyadan uzaklaşabilir ve utanç, suçluluk duyguları arasında kaybolabilir. En yaygın inkâr şekli olan ‘öyle bir şey yok aslında, senin kurgun’ şeklinde söylemler ilişkilere o kadar hakimdir ve öyle çok yaşanmaktadır ki ‘Orada neler oluyor aslında?’ diye şüphelenen herkes bu duygusal oyun hakkında daha çok bilgi sahibi olması gerektiğine inanmış ve en çok araştırılan kelime olarak gaslightingi yılın kelimesi haline getirmiştir. Bu manipülasyona maruz kalanlara önerim zihninize ve sezgilerinize güvenin olacak. Öyle düşünüyorsanız muhakkak bir bildiğiniz, kanıtlarınız, bazı ipuçlarından yola çıkarak ulaştığınız yargılarınız vardır. Zaten öyle olmasaydı karşı taraf bunu masaya yatırma cesareti gösterir ve anlamlı bir tartışma ortamı yaratabilirdi. ‘Senin kurgun’ diye kestirip atılan, sizi anlamaya çalışmayan her cümlenin ardında gizli bir ajanda, yalan, ikna ve manipülasyon vardır.

Siz vakalarınızda hep kurgu hikayeler kullandığınızı özellikle vurguluyorsunuz. Bir psikiyatrist olarak bu tercihinizin nedenlerini paylaşır mısınız?

Her kitabımda olduğu gibi, bana danışanların yaşamlarını paylaşmanın psikiyatri etiği ve yasasına aykırı olduğunu düşünüyorum. Bir hekim olarak bana iç dünyalarını açan, öykülerini teslim eden kişilere ihanet gibi algılıyorum bunu. Bu nedenle herkesin hiç tanıklık etmediğim halde evrensel hikayelerin ortak yaşanmışlıklarından kendilerine ait çıkarımları zaten yapabileceklerini düşündüğüm için de vakaları kurgusal olarak dizayn ediyorum. Kitabımın giriş bölümünde ‘Belki siz yazılmadınız ama siz de oradaydınız’ deme sebebim bundandır. Hepimiz çeşitli öykü kombinasyonlarının birer parçası değil miyiz zaten? Üstelik bazı danışanlarım bana, ‘Benim hayatımı yazar mısınız, çok isterim ve izin veriyorum’ derler. Kabul edemem. Sanırım bazı insanlar yazılmaya değer bir hayat yaşadığını onaylatmak istiyorlar ama ben inanıyorum ki ben ya da başkaları yazmadığında da zaten yaşamaya değer bir hayat inşa ediyorlar.

Duygusal manipülasyonları fark ettiğimizde neler yapmalıyız?

İşin en önemli kısmı fark edebilmek. Bu kitabı bunun için yazdım. Anladığınızda oyunu bozabilmek için yapabilecekleriniz daha kolay kısımdır. Cesaretle yüzleştirin manipülasyon yapan kişiyi ve ‘Bana uyguladığın duygusal manipülasyonu görüyorum’ deyin. Sınırlarınıza sahip çıkabilmek, duygularınızı başkalarının elinde oyuncak yapmamak, net, açık, görece otoriter bir dil kullanmak önemli anahtarlardır. Uyanmış bir insana oyun oynamak zordur zaten. Sürekli manipülasyon uygulayan bir kişi ile ilişkideyseniz siz bunu onaramazsınız, tedavi edemezsiniz ve dolayısıyla kendi yeni yaşam planlarınızı hazırlayabilirsiniz. Değiştiririm, düzeltebilirim, kontrol edebilirim gibi inanışlar kendi geçmiş travmalarınızın tekrarında olan onarım faaliyetleri ile ilgilidir ve bunun farkına varın. Henüz kalmanız gereken bir ilişkide iseniz ya da kişi zaman zaman manipüle edici oluyor ve sizin şartlarınız ve bağlılığınız kalmak yönünde işliyorsa, ‘karşı manipülasyonlar’ dediğimiz görece masum, diğerine zarar vermeyi amaçlamayan, kendini ve sistemi korumak amaçlı geçici bir düzeneği bazı zamanlarda kullanabilirsiniz. Gerçek bir ilişkiye ve kendi gücünüze inanana dek. Bu konuda da kitabımda bazı açıklamalara yer verdim.

Okurlarınıza neler söylemek istersiniz?

İnsanlar ilişkilerin yozlaştığından, içinin boşaltıldığından ve güvenilecek kimse kalmadığından şikâyet ediyor sürekli. Peki buna katkımız ne? İlişki dediğimiz oluşum bir madde değil, bizim var ettiğimiz ve kirlettiğimiz bir durumsa eğer manipülasyonu yapan ya da buna maruz kaldığımız halde oyuna devam eden kişiler olarak konu üzerinde düşünmemiz şart olmuştur. Oyunsuz, hesapsız, gizli bir ajandaya sahip olmadan yaşamak neden mümkün olmasın? Neden bu kadar savunmalarla, zırhlarla yaşayalım? Ne uğruna? En büyük korkumuz kaybetme sonucu acı çekmekse zaten manipülatif bir dünyanın içinde olmanın kaçınılmaz sonunda da acı çekeceğiz. Sahip olduğumuz öz kimlikle neden barışamıyoruz? Yaralandığımız yerlerle uğraşmadan başkalarını yaralamak soruna çare olmayacak. Duygusal Oyunlar adlı kitabımı yazarken insana dair her şeyi sorgulamak ve hepimizin ümit ettiği inanmaya, güvenmeye, sahici bağlanmaya, gerçek sohbetlere, kalbini açmaya, yaşamı başka kimlikle yaşamak yerine kim olduğumuzu keşfetmeye dair düşünmeye davet ettim. Oyunsuz bir dünyaya inandığınızda belki ‘taşı ilk atan kişi’ gibi hissedeceksiniz. Peki buna değmez mi? Saklandığınız yerden çıkıp gerçek bir şahsiyet olacaksınız. Ben varım ve buradayım demek. Kendi gerçekliğinde buluşan iki kişinin yarattığı bir ilişki biçimi “mümkün ilişkidir.”

(SERKAN SELİNGİL) 







 
Son Eklenen Haberler