Minimalizme kaçış kurtuluş mu, dışarda kalmak mı?
2 Ocak 2026, Cuma| Tweet |

İnsanlık Halleri - Sergül GÜLTEKİN
Minimalizme kaçış deyince ilk akla gelen daha azıyla, sana yeten ile yetinmektir ki genellikle ilk akla gelen eşyalardır. Eşyalar minimalizmde önemlidir. İlk önce ihtiyacın olmayan şeyleri almamakla işe başlarsın hatta evinde değersiz ve işine yaramayan şeylerden kurtulmakla. Bu şekilde sadece eviniz nefes almaz siz de daha rahat nefes alırsınız. Manevi anlamda yük olan o eşyalardan kurtulmak insana huzur ve ferahlık verir.
Minimalizm, gereksiz eşyalardan kurtulmaktan çok daha fazlasıdır. Bir yaşam tarzıdır, bir yaşam kılavuzu ve felsefesidir. Eşyalar ilk adımdır ve minimalist bir yaşam öyle çok şeyi kapsar ki. Temelinde “az ama öz “ anlayışı olan minimalizmin başlangıcı stoacılara kadar dayanır. Stoacılar gereksiz olanı hayatımızdan çıkarmayı, sadeleşmeyi ve içsel huzura odaklanmayı vurgular. Stoacılar, mutluluğun dışsal şeylere ( mal, mülk, lüks ) değil, insanın içsel durumuna bağlı olduğunu savunur.
Epiktetos: “ Zengin olmak istiyorsan, sahip olduklarını artırma, isteklerini azalt. “ demiştir.
Minimalizm, eşyadan çok daha fazlasıdır demiştik ya işte bunu stoacılarda çok daha fazla görür ve anlarız. Mesela duygusal minimalizm vardır. Stoacılar gereksiz kaygılardan, öfke ve hırstan arınmayı önerir. Marcus Aurelius şöyle der:
“ Bu düşünce bana yardımcı mı yoksa sadece zihnimi yoruyor mu? “
Yani minimalizm sadece maddi değil aynı zamanda zihinsel ve duygusal boyutları olan bir felsefedir. Mesela toksik ve bize iyi gelmeyen insanları da hayatımızdan çıkarmak minimalizm felsefesine dahildir. Seneca “ Mutlu yaşam Üzerine, Yaşamın Kısalığı Üzerine “ adlı kitabında şöyle der:
“ Klavuzumuz olmadan ve bizi farklı yönlere çağıran insanların gürültüsünü ve ahenksiz çığlıklarını takip ederek amaçsızca dolaştığımız sürece, sağlam bir bilgelik için gece gündüz çabalasak bile kısacık yaşamımız yapılan hatalarla tükenip gidecektir. “ Yine aynı kitapta yer alan şu sözler önemlidir:
“ bir koyun sürüsü gibi önümüzdeki kalabalığı takip etmememiz ve gidilmesi gereken yolu bırakıp herkesin gittiği yoldan gitmememiz gerektiği uyarısından daha önemli değildir. Bununla birlikte hiçbir şey bizi, en iyi şeylerin toplumda büyük bir uzlaşıyla kabul edilmiş şeyler olduğu inancıyla genel kanıya uyum sağladığımız gerçeğinden, önümüzde çok fazla örnek olduğu için aklın değil ama taklidin kuralına göre yaşadığımız gerçeğinden daha büyük bir sıkıntıya sokmaz. Bunun sonucu olarak, insanlar yıkıma koşarken birbiri üstüne düşüp bir insan yığını oluşturur. “
Başlıktaki soruya dönelim “minimalizme kaçış kurtuluş mu dışarda kalmak mı?” Burada dışarda kalmak mı diye sordum çünkü tüketim çağında az ama öz olana doğru giderken kendi denginizde insanlar bulmak ve dışlanmamak mümkün mü? Bir arkadaşınızla yaptığınız sohbetin çoğu zaman israfı olan sosyal medya ve tüketim üzerine , ne alınacak, ne alındı, şu kotu nerden aldın, makyaj malzemesinde indirim varmış gibi muhabbetleri aşıp daha damıtılmış ve insana bir şeyler katan sohbetler ne kadar azaldı.
Bu aralar metropol hayatını bırakan ve köye yerleşen insanların hayatlarını izliyorum. Çoğu lisans mezunu, kimisi iyi giden kariyerini bırakmış, kimisi taşındığı köyde doktorluk yapmaya devam ediyor. Bazıları ailesi ile gitmiş, bazıları tek başına. İmrenerek izliyorum. Böyle bir deneyimim olmadı. Sanırım bir süre sonra zorlanırım. Metropol şehirde yaşamanın eğitim, sağlık, sosyal… açıdan imkanları olsa da AVM kültüründen başka bir şey olmaması çok can sıkıcı. Büyük şehirlerde tiyatrolar çok fazla ve en iyi tarafı bu sanırım. Sanki son yıllarda tiyatro sinemayı geçti. İnsanların ilgisi tiyatroya daha da arttı.
Minimalizm felsefesini merak edenler için ve maddi şeylerle bir başlangıç yapmak isteyen insanlar için Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus’un yazdığı “ Minimalizm, İnsanları Sev Eşyaları Kullan “ kitabını tavsiye ederim. İki arkadaş olan yazarlar hayatlarındaki değişimi ve minimalizm ile nasıl tanıştıklarını ve minimalizmi hayatımızda nasıl uygulayabileceğimizi anlatıyorlar. Kitap daha kısa tutulup, tekrarlar yapılmasa daha iyi olurmuş ama bence konuyu anlamak için güzel bir kitap. Yine minimalizm ile ilgili belgeselleri de öneririm. Kitapta şurayı aktarmak istiyorum:
“ Benim için sadeleşmek şu bir soruyla başladı. Hayatın , daha azla nasıl daha iyi olabilir? Bu soruyu sordum çünkü sadeleşmenin amacını belirlemek istiyordum. Sadece nasıl değil daha önemlisi ne için sorusuydu. Eğer hayatımı sadeleştirirsem sağlığım için, ilişkilerim için, finansal durumum için, yaratıcılığım için daha fazla zamanım olacak ve kendi dışımdakilere de anlamlı bir şekilde katkı sağlayabilecektim. Gördüğünüz gibi dolaplarımı temizlemeden çok önce sadeleşmenin anlamını anlayabilmiştim.”
“Az eşya, az insan “ denince aklıma Kafka gelir. Modern dünyadaki aşırı tüketim, bilgi kirliliği ve zihinsel yük karşısında sadeleşerek daha bilinçli, huzurlu, ve anlamlı bir yaşama ihtiyacımız var.
Daha az eşya demek, daha az karmaşa demektir. Biz eşyaları almak için emek ve zaman veriyoruz yani az eşya emeğimizi ve zamanımızı da boşa harcamamamızı sağlar. Kapitalizmin bize dayattığı daha fazla sahip ol, daha mutlu ol anlayışı bir fiyaskodur. Tam tersine içimizde ne kadar boşluk varsa, o kadar tüketime yöneliyoruz.
