ALİAĞA PLANSIZ BÜYÜMENİN SIKINTILARINI YAŞIYOR

10 Haziran 2016, Cuma 07:08

     


Son yıllardaki hızlı sanayileşmenin etkisi ve göçle gelen işçi sayısının artışıyla Aliağa'nın nüfusu 90 binlere yaklaşırken, beraberinde gelişen şehirleşme sorunları ilçedeki huzuru olumsuz etkiliyor.

Kentteki işçilerin konut ihtiyacını karşılayan alanlardan olan Petkim Lojmanları'nın yıkılmasının tartışıldığı, yaklaşık 4 bin kişilik Çayağzı işçi kampının tümüyle dolduğu günlerde ilçenin her bölgesinde apartman dairelerinin ve boş dükkânların 8-10'ar kişilik barınaklara dönüştürüldüğü görülüyor. Buralarda barınanlar ise iş umudu ile ilçeye gelmiş ya da aradığı işi bulmuş işçiler. İşçi cephesinde durum mecburiyetlerden ileri gelirken; Aliağa'ya göçle gelen nüfusun mahallelerdeki huzuru bozduğundan şikayetçi olan yerleşik halkın da kim olduklarını bilmedikleri çok sayıda kişinin apartmanlarında yaşamasından muzdarip oldukları ortaya çıktı.

KENTİN HUZURU VE SOSYAL GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ PATRONLARIN İNSAFINA MI TERK EDİLDİ?

Aliağa'ya sanayi kuruluşlarında çalışmak üzere göçle gelen işçiler arasında yapılan araştırmalara göre, işçilerin birçoğu kiralık ev bulamıyor, var olan sayılı dairelerin yüksek kira bedellerini karşılamaya ise işçinin gücü yetmiyor. Aliağa’nın pek çok sokağında kalabalık işçi gruplarının barınağı olarak kullanılan kimi dükkandan bozma, kimi daire, kimi de 3-4 katlı apartmanların tümü mahalleli tarafından yadırganıyor. Özellikle Anadolu'nun farklı bölgelerinden kente plansız bir şekilde getirilen işçilerin yaşadığı ‘toplumsal yaşama adaptasyon’ sorununa dikkat çekenler, sosyal ilişkilerin eşitsiz bir temelde yaşandığı pek çok ülke gibi Türkiye'de de pratiğin teoriyi zorladığını kaydettiler. işçi sendikası yetkilileri, Türkiye gibi ülkelerde, işçilerin hem kendi masraflarını karşılayabilecekleri kadar bir gelir elde edebilecekleri hem de sosyal anlamda kendilerini yetiştirebilecekleri bir iş bulma olanaklarının son derece kısıtlı olduğunu belirtiyorlar. Aliağa'da çalışan işçiler ve yerleşik nüfus arasında yapılan araştırmalarda, işçilerin Çayağzı kampında yaşayan bir kısmının yaşam alanını tercih edebilme şansına sahip olduğu görülürken, 10-15 kişi aynı dairede kalmak zorunda olan işçilerin ortak beklentilerinin "Yaşamlarına devam edebilmeleri için gerekli parayı kazanmak, bunu yaparken de barınabilecek bir yere sahip olmak" olduğu ortaya çıktı.

İŞÇİLER YAŞAM KOŞULLARINI ANLATIYOR

Kültür Mahallesi'nde dükkan olarak tasarlanmış bakımsız bir meskende tam 12 kişi barınıyor. İkiye bölünmüş bu yerde kimi ranza kimi de yer yatağı şeklinde altışarlı yatma yerleri var. İşçiler gece olup da uyuyamadıkları zaman divan üzerine uzanıp TV izleyebiliyor. Balkonu yeşil tente ile kapatılmış bu yerde mutfağa dönüştürülmüş küçük bir alan yer alıyor. Mutfak çay, kahve, su ve kahvaltılık malzemeler ile bir kaç kap kacaktan oluşuyor. İşçilerin yemek ihtiyacı yakındaki bir lokanta ile anlaşılarak çözülmüş. İşçiler, Star Rafinerisi’ne ait kalabilecekleri bir kampın olduğunu, ancak oranın katı disiplin uygulamaları nedeniyle bir nevi açık hava cezaevine döndüğünü söylüyor. Rahatça gezmek, kahveye çıkmak, uzanmak ya da sigara içmek istediğinde çarşıya çıkıp gelmek gibi eylemlerin hepsi izine bağlı olduğu için tercih etmemişler. "Her yer güvenlik, adım atsan müdahale. Onu yapma, oraya gitme. Sigara içmek için konteynır var başka yerde içilmez. Denize girmek yasak. Giriş çıkış belli saatlerde. Burada öyle değil. Gurbetçi adamız dinlenmek istediğimizde rahatça uzanıyor veya kahveye, parka gidip bu şekilde stres atabiliyoruz" diye anlatıyorlar burada kalma tercihlerini.

Grubun en yaşlısı emekliliğe 2 yılı kalmış, askerden yeni dönmüş oğlu ile beraber çalışan bir işçi. "Bazı yerlerde bazı kurallar şart. En azından 4 bin kişinin kaldığı yerde kavga çıkmaması için, 10 bin kişinin çalıştığı yerde kaza olmaması için. Bu kuralları anlayabiliyorum, bence doğru kurallar" diyor. Diğerleri de onunla hemfikir ama hiç değilse mesai sonunda uyması zor diye tarif ediyorlar kamp ortamını. Samsun, Muş, Artvin, Isparta, Konya gibi ülkenin her yerinden hatta Hindistan, Çin gibi dünyanın farklı ülkelerinden işçiler burada. Star rafineri inşaatı için 12 saate dayanan sürelerde çalışabiliyor, evlerine ekmek göndermeye uğraşıyorlar. Hemen hepsi, sanayisi gelişmemiş kırsal bölge emekçileri. Samsunlu bir işçi buraya arkadaşları ile beraber gelmiş. "Çarşamba’da böyle sanayi yok. Tarım desen o da yok. Tek sanayisi küçük oto tamirhaneleri. Ne yapalım geldik ekmek kovalıyoruz" diyor. “Kim gelip gurbette çalışmak ister ki? En rahat dinlenme şekli akşam evine gitmek, çocukla oynamak, uzanıp tasasız uyumak. Burada olunca aklımız fikrimiz orda kalıyor, kolay mı?” diyerek psikolojik olarak da dinlenmelerinin tam olarak mümkün olmadığını anlatıyor.

Neredeyse hepsinin 15'erli kaldığı yerleri taşeron firmalar tutuyor.Yemek kalacak yer ve ulaşım firmaya ait. Apartman dairelerinde toplu kalan işçiler neredeyse mülteci statüsünde. "Kampta işçi başına 60 lira maliyet hesaplanmış. Görünürde firma bir ev tutuyor, yemek firması ile anlaşıyor ve ucuza getirmeye bakıyor " diyor işçiler.

PETROL-İŞ İŞÇİYE VERİLEN DEĞERİ SORGULUYOR

Şu an Aliağa’da yaklaşık 4 bin kişilik Çayağzı işçi kampı, 300 kişilik Güzelhisar'daki Hindistanlı işçilerin kaldığı kamp mevcut. Yaklaşık 5 yüz kişilik konteynır kamp yapılacağı söyleniyor. Özel teşebbüs, kiralama yöntemi ile çalıştıracak. Bu kamp kalıcı olabilir, şayet Aliağa bu hızda büyürse. Bütün bunlar yaşanırken Aliağa'da ev kiraları ulaşılamayacak boyutta artmış durumda. Buna rağmen ev bulmak zor değil, neredeyse imkansız. Bin 300 liraya ALOSBİ'de fabrikada çalışan bekar bir işçi 3 aydır ev aradığını ama bulamadığını söylüyor.

Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı Ahmet Oktay konuyla ilgili, Çayağzı sosyal tesislerinin Star Rafinerisi inşaatında çalışacak işçiler bahane edilerek sözlü mutabakatla, 'geri iade edilmek şartı' ile alındığını, buna rağmen çok sayıda işçinin mülteci gibi yaşamak zorunda bırakıldığını belirterek şunları söyledi: “Aliağa içinde konuşlandırılan emekçilerin bir dairede tıpkı mülteci kamplarındaki yaşam koşullarında yaşadıklarını biliyoruz. Bu durum bizi üzüyor. Anadolu'nun çeşitli yerlerinden iş, ekmek bulabilmek için buraya gelen insanlar zor şartlarda, kötü koşullarda barındırılıyorlar. İşçiye verilen değer burada gözler önüne seriliyor. Bu durum da öncelikle bu ülkenin, bu ülkeyi yönetenlerin ve bizim gibi sendikaların sorumlu olduğu toplumsal bir ayıptır. O insanlar daha iyi şartlarda, daha iyi ücretle çalışabilseler belki bugün daha iyi imkanlarda yaşam sürecekler. Asgari ücretin 1.300 lira olduğu bir ülkede bu mümkün olamıyor. Aliağa'da bu işçilerin mağduriyeti bir ranta dönüşmüş. Daire sahipleri bu işi bir geçim kaynağı haline getirmiş durumda. Ev sahipleri evlerini normal fiyattan bir aileye kiralamaktansa 3 katı fazla kira bedeliyle bu firmalara kiraya veriyorlar. Her şey yine Türkiye'de insana verilen değeri ortaya çıkarıyor. 10 dairelik bir apartmanda, bir dairede 10-15 bekar kişinin kaldığını düşünürsek o binada oturan 9 ailenin tedirginliğini kamuoyu düşünsün. Denetimlerin yeterliliği sorgulanmalı, işçinin çaresizliği üzerine düşünülmeli.”

MAHALLELİ DARALAN YAŞAM ALANINDAN RAHATSIZ

Mahalle sakinlerinden alınan bilgiye göre de apartman dairelerini pansiyon olarak kullanan işçiler ve işçi olmak umuduyla Aliağa'ya gelen kimseler, mahallelerde kültürel yozlaşmaya neden oluyor. Vatandaşlar, mahalleye sonradan yerleşen nüfusun, kim olduklarıyla ilgili bilgilerinin olmadığına, başka kimselerin de mahalleye gelmesine sebep olduklarına dikkat çekerek, Aliağa'ya çalışmak için gelen bu insanlara firmaların kalacak yer göstermesi ya da işçi barınakları yapılması gerektiğini dile getiriyor.

Mahalledeki güven ortamının yanı sıra, aile ilişkileri ve kültürün bozulmasından endişe eden mahalle sakinlerinin kendisine sıklıkla konuyla ilgili şikayet ilettiklerini belirten Kültür Mahallesi Muhtarı Muharrem Şen, "Mahallede kim kalıyor, neden kalıyor bilemiyoruz. Çünkü gelip muhtarlığa kayıt yaptırmıyorlar. İnsanlar güvenlik endişesi taşıyor. Herkes komşusunun kim olduğunu nereden geldiğini bilmek istiyor. Diğer türlü huzur açısından da problem oluyor, özellikle kadınlardan. Rahatça sokağa çıkamamaktan yakınıyorlar. Şu an Aliağa'da 10 binden fazla kayıtsız insanın olduğunu söylemek mümkün " dedi.

KAYMAKAMLIK ASAYİŞ BOYUTUYLA İLGİLENİYOR

Aliağa Kaymakamı Bayram Yılmaz ise, Aliağa’nın sanayi bölgesi olarak hızlı gelişmesine vurgu yaparak “Bu sadece Aliağa'nın değil genel olarak tüm Türkiye'nin problemi” dedi. İşçilerin barınma ve sağlıklı yaşama haklarının yanı sıra kent güvenliği ve huzur problemine odaklanan Yılmaz, şunları kaydetti; “Çok sayıda insan Aliağa'ya çalışmak için geliyor. Bunlar ağırlıklı olarak Star Rafinerisi'nin işçileri. Evlerde 15-20 kişi kalınmasıyla ilgili sürecin başında Emniyet ve Jandarma olarak da gittik, Star Rafinerisi ve Petkim yöneticileriyle yüz yüze görüştük. Kentte yaşayanların rahatsızlıklarını dile getirerek çalışanların hızlı bir şekilde Çayağzı'ndaki tesislere çekilmesi yönünde uyarılar yaptık. Onlar da o dönem konuyla ilgilendiler ve gereğini yaptılar. Onun ötesinde idari olarak bizler insanların evine gidip neden orda kalabalık gruplar halinde kaldıklarını sorgulayamıyor ancak bu kişilerin hepsinin kimlik bilgilerini emniyet olarak alıyoruz. Aranan ya da sakıncalı şahıs olup olmadıklarını sorguluyoruz. Kurumlar bize günlük olarak bu kişileri bize bildiriyor. Şu ana kadar ciddi bir durumla karşılaşmadık”

YEREL YÖNETİM ÇÖZÜMÜN NERESİNDE?

Aliağa’nın devlet tarafından sanayi bölgesi olarak planlanmasına rağmen, yerel yönetimin planlı bir şehirleşme yaratacak hedeften yoksun olmasını sorunun önemli bir parçası olarak gördüğünü kaydeden Aliağa eski Belediye Başkanı Hakkı Ülkü ise, "Geçmiş dönemde Aliağa'da barakalarda kalan işçilerden aldığımız çok cüzi miktarlarda ücretlerle kooperatif kurarak onları evlerine kavuşturduk. Değirmendere denilen bölgede 650 konut yaptık. Bunun 460 tanesi gecekonducularındı. Diğerlerini ise barakalarda kalan insanlara verdik. Böyle bir proje için arazi de bulunur para da; önemli olan onlara değer vermek. Yaşantılarıyla ilgili işçilerle oturup konuşmak gerekiyor. Çözüm üretilmezse Aliağa'nın belli yerlerinde tekrar gecekonduculuk başlayacaktır" diyerek kültürel yozlaşmanın da hızlanacağını vurgulayarak, kent kültürü bağlamında da sorunların artacağını kaydetti. (EMEL OTURAK)