16 Haziran 2024, Pazar

Prof. Dr. Naci Görür: “İzmir Türkiye’ye örnek olacak”

25 Şubat 2023, Cumartesi 06:38

     


“İzmir Afet Planı-Deprem Hazırlık ve Dirençlilik Çalışmaları” toplantısında konuşan Jeolog Prof. Dr. Naci Görür, “İzmir bu çalışmasıyla Türkiye’de öne geçecek. Umarım ki bu büyük Maraş depreminden sonra bütün kentlerimiz İzmir’in yaptığı gibi benzer çalışmaları yapsın” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “İzmir Afet Planı-Deprem Hazırlık ve Dirençlilik Çalışmaları” bilgilendirme toplantısında konuşan Jeolog Prof. Dr. Naci Görür, Türkiye’nin Depremselliği ve Deprem Risk Yönetimi üzerine değerlendirmede bulundu. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde düzenlenen toplantıda, İzmir’in depreme yönelik yaptığı çalışmayla Türkiye’ye örnek olacağını söyleyen Prof. Naci Görür, “İzmir bu çalışmasıyla Türkiye’de öne geçecek. Umarım ki bu büyük Maraş depreminden sonra bütün kentlerimiz İzmir’in yaptığı gibi benzer çalışmaları yapsın. Burada yapılan çalışma genel anlamda mikro bölgeleme çalışması. Yani sadece zemin olarak değil jeolojik ve jeofizik çalışmalarını da içeriyor. Deprem kentlerinde kentin yönetimde ister belediye başkanı ister vali yapsın mikro bölgeleme verileri olmadan kentin geleceğini, gelişmesini doğru ve bilimsel olarak yapamaz. Bizler, mikro bölgeleme bazlı yönetim olmadığı için dirençli kentler yaratamıyor, büyük bir deprem geldiğinde ise bugünkü acıları yaşıyoruz” diye konuştu. İzmir’in depreme dirençli kent çalışmalarında Türkiye’ye de örnek olmak zorunda olduğunun altını çizen Görür, “İzmir deprem dirençli kentleri oluşturan bir il de olmak zorunda. Türkiye’ye örnek olmak zorunda. Hem halkıyla hem yönetim anlayışıyla bilime bakış açısıyla, aydınlığıyla bir kent sadece bu dirençli kenti yapabilir ve Türk toplumuna gösterebilir. İzmir başını kaldırmalı ve dikkat çekecek şekilde öne çıkmalı. Toplumun buna ihtiyacı var” dedi.

“Fayları artık tartışmayalım”

Fayların artık tartışılmaması gerektiğini aktaran Prof. Görür, “Artık bu ülkede fay tartışmayacağım. Deprem mekanizması 13 milyon sene önce başladı, daha milyonlarca sene devam edecek. Halkı jeolog yapamaya da panik yaratmaya da gerek yok. Gerçek olarak algılayıp siyasetiyle, yöneticisiyle artık zaman kaybı olan fay tartışmalarını bir kenara bırakıp depremde yıkılmamak için canlarımızı yitirmemek için bütün enerjimizi dirençli kentlere vermeliyiz. Kaliforniya, Japonya, İtalya gibi ülkeler bunu başardı. Oralarda da depremler oluyor. 5-10 kişi ölüyor o da tesadüfen oluyor. Bizler gibi on binler ölmüyor. Siyasetten, işsizlikten veya terörden de önemli şey deprem. Siyasilerin depreme kadar gündeme getirdikleri maddeler şu anda konuşulmuyor. Sadece deprem konuşuluyor. Neden on binlerimiz gittikten sonra bunlar oluyor? Bizim hiçbir şey yokmuş gibi yaşamamız bile bizim için biraz ağır olmuyor mu? İnsan canı her şeyden önemliyse Türk hükümeti vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak için az havaalanı, az yol yapsınlar. Deprem kader değildir, bizim kaderimiz asla olamaz” diye konuştu.

“Yeter ki kararlı olalım”

Bir kent denildiğinde kenti oluşturan bileşenleri sıralayan Prof. Dr. Naci Görür, “Yönetim, halk, alt yapı, yapı stoğu, çevre, ekosistem, ekonomi. Bu yedi bileşenden oluşan bir yapı kenti oluşturur. İşte kenti depreme karşı dirençli yapmak istiyorsak bunlara dikkat etmek gerek. Bunlar biliniyor. Buradaki bilim insanları, Türkiye’deki bilim insanları bunu yapabilir. Paramız da gücümüz de var. Yeter ki bunu yapmak için kararlı olalım” şeklinde konuştu.

“Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok”

Her belediye başkanının Tunç Soyer gibi aydın fikre sahip olmayabileceğini belirten Prof. Dr. Görür, “Kent idaresini depremle ilgili eğitmezseniz ne halk ne de kent iradecileri ne yapacağını, kentte hangi birimleri organize edeceğinizi bilemez. Halkı eğiteceksiniz deprem dirençli bir halka sahip olacaksınız. Bunların hepsine de yarından itibaren başlanır. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Yıllardan beri neler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Alt yapı şimdiden başlanarak deprem dirençliliğine örnek olmalı, hasarı tespit etmeli. Olası senaryolara hazırlıklı olmalı. Deprem dirençsiz yapı stokunu araştırabiliriz bunları biliyoruz da. Ya güçlendireceksiniz ya da yıkacak kentsel dönüşüme sokacaksınız. Kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme tabi tutmayacaksınız. Depremde yıkım olursa milyonlarca ton deprem molozu birikecek. Kamyonları doldurup atıkları atarsanız zehirli maddeler toprağa, suya karışır ve besin zinciri vasıtasıyla sizin sofranıza gelir. Deprem molozlarını atıkları bertaraf etmek alelacele yöntemlerle olmaz. Geri dönüşüm önemli” dedi.

“Anadolu sizi örnek alır”

Depremde ekonominin çok önemli bir rol oynadığını söyleyen Prof. Dr. Naci Görür konuşmasını şöyle tamamladı: “İzmir Batı Anadolu’nun ekonomisini elinde tutan bir kent. İstanbul bu ülkenin ekonomisinin yüzde 60’ını elinde tutuyor. Depremde ekonomi şartları durur. Ekonomi durursa Marmara bölgesi iflas eder. Türkiye dize çöker. Sadece ekonomisi değil, siyasi bağımsızlığını da kaybeder. Biz ekonomide depreme hazır olmalıyız. Bütün ekiplerini, ekipmanlarını, üretimini, pazarını, müşterisini kaybetmiş bir il düşünün. İzmir’e bir görev gösteriyorum, yalvarıyorum. Lütfen deprem dirençli İzmir’i yaratalım. Türkiye’ye gösterelim. Siz yaratırsanız Anadolu da sizden örnek alır.”

Soyer, “Her İzmirli, belediyemize başvurarak hızlı tarama hizmetinden yararlanabilir”

Toplantıda İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları, akademisyenler ve meslek odalarının temsilcileri kentte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verdi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, sunumların ardından yaptığı değerlendirmede önemli açıklamalarda bulundu. Depreme hazırlık ve dirençlilik çalışmaları hakkında bilgi veren Tunç Soyer, “Sizlere yapı tarama çalışmalarımızla ilgili yeni bir kararımızı açıklamak istiyorum. Bugüne kadar İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak yapı envanterlerini ilçeler ölçeğinde çıkarıyorduk. Bundan sonra, İzmir’in hangi ilçesinde olursa olsun başvuran her vatandaşımıza binalarının deprem karnesini çıkarmak için ücretsiz destek olmaya başlıyoruz. Her İzmirli, belediyemize başvurarak depremle ilgili hızlı tarama hizmetinden yararlanabilir” şeklinde konuştu.

“4 ana kırmızı çizgimiz var”

Dirençli kent yaratmak için tek çıkış yolunun şehirleri doğal ekosistemlerin bir parçası olarak inşa etmek olduğunu vurgulayan Soyer, “Şehirlerimizin kaderi, bir gecede yıkılıp gitmek olamaz, olmamalı. Şehirleri dünyadaki yaşam ağının bir parçası olarak hareket eden mekanlar olarak geliştirmek zorundayız. Şehrimizin jeolojik durumuna dair çalışmalar, yerüstüne dair yürüttüğümüz bu programlarla birleştiğinde, İzmir’in meskun alanlarının yeni dağılışı ortaya çıkacak. Bu yeni dağılımın tarifinde, dört ana kırmızı çizgimiz var. Fay hatları, yumuşak zeminli tarım alanları, dere yatakları ve doğal alanlar. Geleceğin İzmir’ini bu kırmızı çizgilerin arasında güvenle nefes alıp veren bir yuva olarak tasarlıyoruz” dedi.

“Amacımız, doğasıyla birlikte büyüyen bir İzmir inşa etmek”

İzmir’in 50 yıllık gelişme planını ortaya koyabilmek adına bu çalışmaları hızla yürüttüklerinin altını çizen Soyer, “Amacımız, doğaya karşı değil, doğasıyla birlikte büyüyen bir İzmir inşa etmek. Böylelikle çocuklarımıza ve torunlarımıza yıkım ve felaketler değil, sağlıklı bir yaşam alanı miras bırakacağız. Bunun için her ne bedel ödememiz gerekiyorsa, ödemek zorundayız ve ödemeye hazırız. Şehrimizi afetlere karşı mekansal olarak hazırlamanın yanı sıra mevzuat açısından da kapsamlı bir hazırlık içindeyiz. Bunların bir kısmını önümüzde aylarda belediye meclisimize taşıyacağız, diğerlerini ise merkezi hükümetten talep ediyoruz. Her şeyden önce, imar affının önünde anayasal bir engel tesis edilmesini savunuyoruz. Tüm imar ve ruhsatlandırma mevzuatımızı altüst eden bu düzenleme ehliyetine hiçbir hükümetin sahip olmaması gerekiyor. Bu nedenle, milyonlarca insanımızın canını korumak adına şehrin imar planlamasını anayasal güvence altına almak zorundayız” diye konuştu.

“Belediye bütçesinin yüzde 10’u depreme dirençli kent oluşumuna aktarılacak”

Daha güvenli bir İzmir’i hep birlikte inşa etme davetini dile getiren Tunç Soyer, “Bütün İzmirlilere şunu duyurmak isterim. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinin yüzde 10’unu önümüzdeki yıl itibarıyla sadece depreme karşı dirençlilik ve kentsel dönüşüm çalışmalarına aktaracağız. Fakat bu yeterli değil. Bir bu kadar yatırımı da merkezi hükümetten bekliyoruz. Çünkü İzmir’in 50 yılda birikmiş sorunlarını yalnızca belediyemizin bütçesiyle çözmemiz asla mümkün değil. Türkiye Cumhuriyeti bütçesinin yüzde onu yerel yönetimler eliyle şehirlerin yeniden inşasına ayrılmalı. Canımızdan daha önemli ne olabilir? Bu nedenle deprem bölgelerinde merkez bütçesinin yüzde onu kentsel dönüşüme yönlendirilmeli. Aksi takdirde 6 Şubat felaketini yeniden yaşamak zorunda kalabiliriz ve bunun bedeli bizler için çok daha ağır olur. Hükümete diğer bir çağrımız ise müteahhitlik müessesesinin tümüyle yeniden yapılandırılması. Uzmanlığı, eğitimi olmayan kişilere müteahhit unvanının verilmesini derhal engellemek zorundayız. Şehirlerimizi bir grup müteahhitin değil, halkımızın menfaatleri için inşa etmek hükümetin asli görevi olmalı” diye konuştu.

“Deprem felakette değil her an hatırlanmalı”

Hükümetin Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle yerel yönetimlere müdahale eden, imar planları yapan bir taraf olmasını doğru bulmadıklarını ifade eden Tunç Soyer, “Hükümetin yerel yönetimler adına icraat yapmak yerine, kural ve kanun koyucu, düzenleyici ve bu zor süreçleri maddi açıdan destekleyici görevler üstlenmesini bekliyoruz. Ülkemizdeki eski yapı stokunun yenilenmesi için vatandaşların ve yerel yönetimlerin hibeler ve özel kredi kaynaklarıyla kavuşturulması olmazsa olmaz. Dolayısıyla merkezi hükümet yama üretmek yerine, topyekûn yenileyici bir bakış açısıyla şehirlerimize yaklaşmalı. Dahası, depremlerle yaşamak ve afetlerden korunmak bir ders haline gelmeli ve tüm okullarda okutulmalı. Deprem gerçeği sadece felaketin ardından değil, yaşamımızın her anında hatırlanmalı” dedi.

“Mart ayı meclisinde yönetmelikle ilgili 3 gündem sunacağız”

İzmir Büyükşehir Belediyesi meclisinde alacakları üç gündem maddesini de paylaşan Tunç Soyer, “Tüm kamu yapılarının avan projelerinden uygulama projelerinin ruhsatlandırılmasına yönelik 3194 Sayılı İmar Kanunu’na zorunluluk getirilmesini, yüksek yapılar ve alışveriş merkezleri gibi özellikle mevzuata tarif edilen meslek odalarının da paydaşı olduğu bir yapıda tekrar incelenmesinin sağlanmasını, yine statik projeye esas teşkil edilecek zemin raporlarının geoteknik konusunda yüksek lisans yapmış uzman inşaat mühendisler tarafından hazırlanmasına yönelik mevzuat düzenlemesi yapılmasını, kamu yapılarında ve özellikli binalarda sismik izolasyon kullanılmasının zorunlu hale getirilmesini sağlayacağız“ diye konuştu.

(SERKAN SELİNGİL) 







 
Son Eklenen Haberler