13 Haziran 2024, Perşembe

Depresyon Ne İşe Yarar?

21 Kasım 2022, Pazartesi 06:54

     


Depresyonun yıkıcı ve olumsuz etkileriyle bilindiğini hepimiz onaylayabiliriz. Gelelim depresyonun faydalarına. Hayır, yanlış okumadınız. Bu röportajın seyri boyunca depresyonun belli durumlarda bir avantaj sağlayabileceği fikriyle karşı karşıya kalacaksınız. Psikiyatrist Dr. Cengiz Arca’nın yeni kitabı “Depresyon Ne İşe Yarar?”ı konuştuk.

Cengiz Bey merhaba. Sizi Psikiyatri ve Duvarın Ardı adlı podcast serinizle biliyorduk, şimdilerde yeni kitabınız Depresyon Ne İşe Yarar raflarda yerini aldı. Adettendir sorulur, kimdir Cengiz Arca? Neler yapar?

Merhaba. Evet, Psikiyatri ve Duvarın Ardı içi yaklaşık 4 yıldır 150 civarında podcast kaydettim. Amatör bir tutku ile başladığım bir hobiyken çok sayıda insana ulaştı. İnsanın kim olduğunu anlatması sahiden zor bir soru. Soruyu düşünürken yaptığım şeyleri kim olduğumu anlatmak için mi yaptım diye bir ses yankılandı kafamda. Herhalde bu da ana sebeplerden birisi. Gaziantep’te büyümüş, fen lisesinde okumuş ve o zamanlar fen lisesine giden herkesin mecburi istikameti gibi tıp fakültesine gitmiş bir kişiyim. Tıp fakültesinden hemen sonra psikiyatri ihtisasına başladım ve Hacettepe’de tamamladığım ihtisas eğitiminden sonra da psikiyatri uzmanı olarak kamuda çalışmaktayım. Hacettepe’de olduğum yıllarda Ankara’da, bir üniversite kentinde olmanın da avantajını kullanarak pek meraklısı olduğum sosyoloji bölümünü Ankara Üniversitesi DTCF’de okuma şansı buldum. Bunların yanında Yazmak Atölyesi için birtakım atölye hazırlıklarım var. Karşılaşmalar isminde çok yakında çıkacak bir derginin hazırlığı içerisindeyim. Bunların yanından Evrimsel Psikiyatri Çalışma Birimi koordinatörlüğünü yürütüyorum. İşin aslı günlerim mesai sonrasında ikinci bir mesai ile okuma-yazma ile geçiyor.

Aslına bakarsanız kitabınızın ilgi çekici bir başlığı var, depresyon hepimizin kaçtığı, içine düştüğü durumlarda çözümsüz kaldığı bir hastalık. Gerçekten depresyon bir işe yarar mı?

Başlık bulma konusunda titiz bir çabam oluyor. Edebiyatımızın büyük yazarlarından Ayfer Tunç da böyle bir maharetim olduğunu söylediğinde oldukça mutlu olmuştum. Depresyonu bazen bir bataklığa benzetmek mümkün. Kaçtıkça içine daha çok batabileceğimiz bir bataklık. Bu kitapta da kaçmak yerine anlamak ve anlamlandırmak üzerine bir çaba sarf ettim. Hatta soranlara bu kitap kısaca bir ‘’anlamlandırma pratiğidir’’ diyorum. Depresyon işe yarar mı sorusu, bu hastalıktan çok fazla canı yanan insanlar için onların yaşadıklarını bir miktar hafife alan bir soru olarak algılanabiliyor. Bir kere en baştan onun altını çizeyim. Neticede bir hastalık, teknik olarak bir arızadan bahsediyoruz ve bu şekilde bakıldığında kimseye bir faydası yok gibi. Diğer yandan özellikle evrimsel manada baktığımızda uyumu artırmaya yönelik teoriler belli durumlarda işe yarayabileceğini söylüyor. Ben de spoiler vermeden, hangi durumlarda nasıl yararlar sağlayabileceği konusunda çok fazla teori ve örneği tartışmaya açıyorum.

Kitapta ilgi çekici bir bölüm yer alıyor, bunu sık sık büyüklerimizden de duyuyoruz: Eskiden Depresyon mu Vardı? Depresyonu bir zamansallığa oturtmak mümkün mü, sahiden de modern zamanların bir trendi mi bu?

Depresyonun bir modern zaman uydurması olduğuna dair yaygın bir inanış var. Aslında bu tutum biraz da antipsikiyatri akımıyla güçlendi. Bir grup insan ruhsal hastalıkların ciddiye alınmaması gerektiğini, psikiyatrinin iktidarı güçlendirmek için kurulmuş ve insanları hizaya getirmeye çalışan bir kurum olduğunu çok defa dile getirir. Çok eski kaynaklarda ve antropolojik çalışmalarda depresyonun ya da o zamanki ismiyle melankolinin eskiden de olduğu aşikâr. Yakın zamanda depresyon oranlarının artması biraz tartışmalı. Psikiyatri tanılarındaki geçerlik sorunlarıyla ilgili çok uzun bir tartışma olduğu için ona girmeyeceğim ama evet modern zamanlarda bir artış olduğu herkesin kabulü. Ben aslında kitabı biraz da bu noktadan hareketle kurgulamaya başladım. Giderek artan ve bu kadar yaygın bir deneyim sadece insanlara acı veren bir hastalıktan daha fazlası olabilir mi?

Nutella kaşıklamak, depresyon hırkası giymek, evden çıkmamak… Bunlar depresyonun sosyal medyadaki tezahürleri. Gerçekten böyle bir deneyim mi depresyon?

Hüzün zaman zaman herkesin hissettiği bir duygu. Bazen ben de hava hafif kapalı olduğunda, sevdiklerimden uzakta olduğumda, evden dışarı çıkmayıp sevdiğim çikolatalardan yiyorum. Bunun depresyon olmadığı aşikar. Depresyon ile ilgili aforizmalar çok fazla kişinin ilgisini çektiği için sosyal medyanın da bundan nasibini alması kaçınılamaz. Eskiden böyle şeylere tepki vermek gelirdi içimden ancak şimdilerde insanlar “Depresyon bu değil!” diye yüksek perdeden yanıt veriyorlar zaten. İşin aslı bu durumdan bir provokasyon yaratıp daha fazla kişinin ekranına düşme derdine herkes. Ne diyelim Allah daha çok versin!

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyadaki hastalık yükünün üçüncü nedeni olarak yer alıyor depresyon. Sizce neden böyle hissediyoruz, neden depresyona sürükleniyoruz?

Buna cevap çok klasik olacak elbette. Biyolojik, psikolojik ve sosyal sağlığımızın bir ya da birden fazlasının bozulmasıyla. Elbette her biri ötekisini de etkiliyor. Biyoloji kısmı ile ilgili yapacağım yorumlar çok teknik olacaktır. Ben diğer kısımlara yanıt vermeye çalışayım. Neden böyle hissediyoruz sorusuna geçmeden önce şöyle bir soru sorayım: Aynı şeyi mi hissediyoruz? İnsan deneyimleri birbirine benzer ancak bir yandan da çok farklıdır. İnsanların depresyona sürüklenme nedenleri de bir o kadar farklı. Bazen doktorasını vaktinde yetiştiremeyen kentli bir ailenin kızıyla, 17 yaşında evlendirilmiş ve 3 çocuğu ile terk edilmiş köylü bir kadın depresyonda buluşabilir. Meslek hayatımda gördüm ki depresyona girmek için milyonlarca neden var. Hastanın iç dünyasını yeterince anlayamadığınızda depresyona yol açan sebebi bulmak da zor. Ayrıca sebebi bulmak da çözüme her zaman bir katkı sağlamıyor. Özetle, Narsisizm Kültürü’nün yazarı Christopher Lasch’e de bir gönderme yaparsak hedeflerin gerisinde kalmak, statü ile ilgili tehditler ve beklenmedik hayal kırıklıkları bu narsisizm çağında bizleri depresyona sürüklüyor olabilir.

Kendimiz ve hayatımızdaki pek çok insan zaman zaman depresyonla yüzleşiyoruz. Bu deneyimden olabildiğince sağlam çıkabilmek için neler yapmak gerekir?

Depresyonla ilgili hemen herkesin bir fikri var. Bu soruya öncelikle psikiyatriste gitmek olarak yanıt vereyim. Psikiyatristin yönlendirmesiyle diğer ruh sağlığı profesyonellerine temas daha sağlıklı olacaktır. Tiroid beziniz çalışmadığında ya da beyninizde bir tümör olduğunda da depresyon karşımıza çıkabilir. Bunlar hafife alınacak durumlar değildir. Depresyonla ilgili muayene edildiniz, tedaviye görmeye başladınız (ilaç ve/veya psikoterapi) ve ben şimdi sonrası için konuşuyorum. Ben hastalarıma şunu sorarım: Şu anda ne yapmak isterdin? Onlar da genellikle şu an bir şey yapacak fiziksel ve ruhsal enerjileri olmadığını söyler. O vakit şunu sorarım: Enerjin olsaydı ne yapardın? Bu soru üzerine yapabileceği en hafif aktiviteyle yaptığında kendisini mutlu edeceğini düşündüğüm aktiviteyi kesiştirmeye çalışır ve bu yönde desteklerim. Bunun yanında depresyon döneminden önceki süreç ile ilgili düşünmesini ve kendini boğan düşüncelerden kaçmak yerine üzerine gitmesini öneririm. Sonuç olarak en önemlisi tam iyileşmek için gayret göstermektir. Biraz iyiye giderken yarım kalan tedaviler hastalığın nüks etmesinin habercileri olabilir.

Toplum nezdinde depresyonla ilgili yanlış bilinen bir durumu değiştirme imkanınız olsaydı, bu ne olurdu?

Bununla ilgili saatlerce konuşulabilir. Depresyon ilginç bir hastalık. Hastalık olarak saygı gördüğü toplumlar genellikle Batı medeniyetleri. İnsanlara depresyonu küçümsediklerinde ya da yokmuş gibi davrandıklarında daha medeni ya da daha ilerici olmadıklarını söylemek isterdim.

Hem dünya hem de ülke olarak pandemi sonrası günleri yaşıyoruz ve hayata dair pek çok algımız değişti. Ruh sağlığımız da hayli etkilendi bu radikal dönüşümden. Siz bir psikiyatr olarak bu adaptasyon sürecini nasıl yorumluyorsunuz?

Bu çağın insanlarının yaşadığı ilk pandemi dönemi. Böyle bir felaketin bizleri değiştirip dönüştürmesi kaçınılmazdı. Muhtemelen eski zamanlarda da böyle etkisi oldu. Tüm dünyanın viral bir enfeksiyondan ölme ihtimali üzerine düşündüğünüzde bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamaz. İnsanın varoluşu ile ilgili kaygılar tavan yaptı. Küçük bir virüs karşısında tüm güçlülüğü sarsıldı. Aklımızı yitirmemiş olmamız bana kalırsa büyük mucize. Yine de tüm bu olup bitenler üzerine kendimizi bu kadar önemsemek yerine kainattaki diğer canlılara daha fazla saygı duymaya başlamamız lazım gibi hissediyorum.

Son olarak okurlarınıza neler söylemek istersiniz?

Bu kitap yazılırken ve yazılanlar tekrar okunurken beni heyecanlandırmayan tek bir harf bile kitapta kalmamıştır. Yazdıklarımı belli bir zaman süre sonra okuduğumda dahi heyecanlandım. Kitabın bütün yazımı ve kurgusu bu heyecanı diri tutmaya yönelikti. Depresyonla ilgili sizi şaşırtan zaman, beden, kalori, finans ile ilgili teorilerden sanat ve yaratıcılıkla ilgili ters köşe yapacak bilgilere dair çok geniş bir yelpaze bulacaksınız. İçinde sanat, felsefe, sosyoloji, antropoloji, evrimsel biyoloji bulabileceğiniz hayli ilginç bir kitap. Keyifli okumalar!

(SERKAN SELİNGİL) 







 
Son Eklenen Haberler