18 Ocak 2020, Cumartesi

ECE TEMELKURAN: “GAZETECİ DE YAZAR DA VİCDANLI OLMAK ZORUNDA”

13 Ocak 2020, Pazartesi 06:16

     


Başarılı bir gazeteciliğin yanı sıra yazarlığıyla da satış rekorları kıran kitaplar yazan Ece Temelkuran’a; kitaplarını, hayallerini, yazmak istediklerini, sosyal medyayı ve İzmirli olmanın nasıl bir duygu olduğunu sordum. İyi okumalar....

 

Son kitabınız Devir'de 12 Eylül'ü iki küçük çocuğun gözünden anlatıyorsunuz? Kendi çocukluğunuz da var mıydı romanda ?

Herkesin çocukluğu vardı. O zamanlar çocukluklarımız bugünkü kadar birbirinden farklı değildi. Aynı şeyleri izliyor, dinliyor ve görüyorduk. Şimdi sosyal adaletsizliğin sonucu olarak aynı ülkede yaşayıp bambaşka çocukluk anıları olan insanlar büyüyor. Türkiye’de çocukların bir kısmı Afganistan’da, bir kısmı İsviçre’de büyüyor artık. Gelecekte de konuşacakları, paylaşacakları bir anıları olmayacak bu yüzden.

Öte yandan sadece Türkiye’deki değil dünyadaki insanların da çocukluğu var o kitapta. Devir, Almanca, İngilizce dillerinde de basıldı. Dolayısıyla oradaki insanlar da kendi çocukluğunu buldular farklı kuşaklardan olmalarına rağmen. Sonuçta Devir, iyi ile kötünün savaşını anlatan bir kitap. Ve iyiliğe inanan bir kitap.

Dönem kitapları mı yazmayı seviyorsunuz? Yoksa yeni hikayelerden yola çıkmayı mı?

Geriye bakmayı severim ben, kişilik meselesi. Gelecekte görülecek pek bir şey yok, hayal etmeniz gerekiyor. Hayal, insana hayatı gerçek öyküler kadar “gerçekten” öğretmiyor. Tarih ve geçmiş de eğilip bükülebilen zaman dilimleri, hikayeleri hep değiştirebilirsiniz. Dolayısıyla ben sanırım geçmişle ilgili hayal kurmayı seviyorum. O hayalin gerçekle sınırlanmasını seviyorum.

İlk yazdığınız kitap, 'Bütün kadınların kafası karışıktır' tiyatro oyunu oldu. Bu bir yazar açısından güzel bir duygu. Yazdıklarınız arasından bunun da oyunu ya da filmi çekilebilir dediğiniz kitabınız hangisi?

Düğümlere Üfleyen Kadınlar elbette. Oyunu olmasını bekliyorum. Devir’in ise bir gün muhakkak filmi çekilecek diye düşünmek istiyorum. Öte yandan Kıyı Kitabı’nın da bir animasyon filmi olmasını hayal ederim hep. Çok güzel olacağını biliyorum.

Bu konuda da muhakkak yazmalıyım dediğiniz şeyler var mı ? Yazmak isteyip de yazamadığınız?

Çok! Fakat roman fiziksel ve duygusal dayanaklılık gerektiren bir tür. Yani her aklınıza gelenin, “Bundan çok güzel roman olur” dediğiniz harika fikrin peşine düşmeye olanak tanımıyor.

Ece Temelkuran kimleri okur? Başucu kitaplarınız hangileri?

Benim başucu kitabım yok. Ama bu ara James Baldwin ve Margaret Mead’in siyah ırk üzerine yaptıkları uzun bir söyleşiyi okuyorum, Rap On Race. Başucumda duran, bu sıralar ara ara baktığım kitap ise Odyssey. Okuyor gibi yapıyorum diyelim. En son okduğum kitap da Bernardine Evaristo’nun “Women, Girl,. Other”. Booker Ödülü’nü paylaştı Margaret Atwood’la.

Son zamanlarda ki popüler (çok satılan) kitaplara rağmen kitapları çok okunan bir yazarsınız. Bu nasıl bir duygu? Yeni nesil okuyucuyu nasıl buluyorsunuz?

Çok tatlı buluyorum. Çünkü kitabı keşfediyorlar dijital medya üzerinden. Bizim yapmadığımız bir şey yapıyorlar, kitaba bir nesne olarak değer veriyorlar. Etrafını süsleyip fotoğrafını çekiyorlar. Bunu bayağı bulanlar, bu durumla alay edenler var ama bana özellikle böyle savruk ve hunhar zamanlarda tatlı bir incelik gibi geliyor.

Gazetecilik mi yazarlık mı?

Öyle bir ayrım yok. İkisi de bir tür hikaye anlatıcılığı ve ikisi de aynı ahlaki değerlerle çalışıyor bu işlerin. İnsanların kafasında belki de gazeteci gerçekleri yazar, yazar “uydurur” gibi kanı var. Öyle bir şey yok. İnsanın gerçeğini anlatıyorsunuz her ikisinde de ve her ikisinde de dürüst, tutarlı ve vicdanlı olmak zorunluluğunuz var.

İzmirlisiniz, Ülkede toplumsal bilinç ve değerlere sahip çıkma bakımından bir tık üstte İzmir insanı. Hayata bildiğimiz İzmir insanının penceresinden mi bakmalı?

Bugün çok konuşulmayabilir ama İzmir insanlık tarihi kadar eski bir memleket. Matematik, felsefe, edebiyat, mimari İzmir’de Antik Çağ ile başlar. Sanırım farkında bile olmadan İzmir’deki insanları bu tarihi birikimden besleniyor. Hayatla dalga geçebilme, kendini şakayla karışık algılama becerisi, bu erdem sanırım o zamanlardan kalma ki benim en kıymet verdiğim erdemlerden biridir. Büyürken farkına varmıyorsunuz çok ama aslında İzmir’de büyüyen çocukların Efes Antik Tiyatrosu’nda kendi sesinin ekosunu duymaktan kaynaklı farklı ve daha geniş bir algılama yeteneği vardır. Tarih duygusu –çoğu yerde silinip atıldığı için elbette- Anadolu şehirlerinde böyle bir kapsamda yaşanmıyor maalesef.

Sosyal medyayı etkin kullanan isimlerdensiniz. Ülkemizdeki sosyal medya kullanımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çıldırtıcı. Henüz bu icada alışamadık ve henüz bu iletişim alanı bir hukuka dolayısıyla da ahlaka sahip değil. Bu yüzden maalesef çoğunlukla ülkenin insanın en kötü temsillerini görüyoruz çünkü sesleri daha çok çıkıyor.

(RÖPORTAJ: SERKAN SELİNGİL) 







 
Son Eklenen Haberler