131019098
24 Haziran 2021, Perşembe

‘İNSAN KENDİ ÖMRÜNÜN AYNASINA ARAYI ÇOK AÇMADAN TÜM ACIMASIZLIĞIYLA BAKMALI’

12 Nisan 2021, Pazartesi 06:52

     


Düğün Dernek,Bana Masal AnIatma ve Aile Arasında gibi filmlerin akılda kalan karakterlerine hayat veren Devrim Yakut’la, okurunu yansımalarla dolu biraz nostaljik biraz modern bir yolculuğa çıkardığı ilk kitabı ‘Aklımın Aynalı Çarşısı’nı, oyunculuğu ve pandemi sürecini konuştuk.

Sizi sahnede, televizyonda, beyaz perdede görmeye alışığız fakat bir kitabın kapağında adınızı görmek, benim gibi pek çok insanı da şaşırtmıştır eminim. Nasıl oldu yolculuğunuz?

Vallahi sanırım kırk yılı aşkın bir yolculuk bu. Okuma yazmayı oldukça erken öğrenmiş, dolayısıyla okuma ve yazmakla aşkı erken başlamış biri olarak en büyük hayallerimden biriydi yazmak, yazabilmek. Ancak, ne nasıl yazacağımı biliyordum ve ne de ne yazacağımı… Ailem,arkadaşlarım ya da tanıştığım herkes, iyi bir hikaye anlatıcısı olduğum konusunda fikir birliğindeydiler. Bana anlattıklarımı yazmamı söylüyorlardı. Bundan birkaç yıl önce, bu cümleyi bana en sık ve en ısrarla söyleyen kişi sevgili editörüm Büşra Aksak oldu. Sanırım bir editörden bunu duymak, beni yüreklendirdi ve yazdığım ilk kısa öyküyü ellerim titreyerek yolladım ona... Bana güvendi, beni yüreklendirdi ve ortaya AKLIMIN AYNALI ÇARŞISI çıktı. Buradan ona tüm kalbimle teşekkür ederim. O olmasa olmazdı.

İlk öykü kitabınız Aklımın Aynalı Çarşısı okuruyla buluştu. Âdettendir sorulur, heyecan var mı?

Heyecan sözcüğü tam karşılamıyor hissettiklerimi. En azından benim sözcük dağarcığımda hissetiklerimin karşılığı yok. Bu ne sahneye çıkmaya benziyor ne bir topluluk karşısında konuşmaya. Çok heyecanlıyım çok. Bildiğiniz gibi değil.

Aklımın Aynalı Çarşısı’nda pek çok karakter var fakat kadın karakterlerin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Kadın karakterlere ağırlık vermek bilinçli bir seçim miydi?

Öykülerin ağırlıklı kadın karakterlerden oluşması, olsa olsa benim kadın olmamdan kaynaklıdır. Neyi iyi biliyorsa, onu daha rahat anlatıyor insan galiba...

Kitabınızda bir öyküyü okumaya başladığımızda aslında günlük hayatta belki de önyargıyla yaklaşacağımız insanların kalplerini görüyor ve aslında çoğu şeyin göründüğü gibi olmadığını görüp karakterlerle bağ kurabiliyoruz. Hâl böyleyken önyargıları kırmayı amaçladığınızı söyleyebilir miyiz?

Benim hayatımın merkezinde, önyargılardan kurtulma meselesi durur. Ne yazık ki tamamen arınabildiğim bir konu değil. Ama çok mesai harcıyorum bu konuda kendime. İnsan denen karmaşık yapı sürprizlerle dolu. Hepimizin göründüğümüz ya da gösterdiğimizin dışında başka başka halleri, katmanları var. Bunlarla, belki mesleğim nedeniyle de çok ilgilenen biriyim... Dolayısıyla yazdıklarımda önyargıları yıkmak kadar büyük bir hedefim olamaz ama, minicik bir katkım olabilirse dünyanın en mutlu insanı olurum.

Aklımın Aynalı Çarşısı’nı okurken hiç beklemediğimiz anlarda gözlerimiz dolabiliyor ya da bir anda gülebiliyoruz. Bu da, “Hayat gibi,” dememizi sağlıyor. Peki siz öyküleri kaleme alırken neler hissettiniz?

Vallahi şu kadarını söyleyebilirim, yazmak çok büyülü, tılsımını kendi yaratan bir süreçmiş. Öykülerin kimi yaşanmış gerçek öykülerkendi kimileri de kendi kendilerini yazdırdılar. Başladığım yerle bitirdiğim yer bambaşka oldu. Ve bu nasıl oldu, inanın bilmiyorum. Şu kadarını söylemeliyim, benim için çok şifalı, çok arındığım, yüksek frekanslı bir ruhsal yolculuk oldu. Çok düşündüm, çok sorguladım, çok ağladım ve çok da güldüm...

Aynı zamanda Aklımın Aynalı Çarşısı’nı okurken adından da anlaşıldığı üzere pek çok şeye ayna tutuyor ve yüzleşiyoruz. Peki sizin yazarken yüzleştiğiniz yahut ya da keşfettiğiniz yeni hisler, durumlar oldu mu?

Ayna, benim için çok önemli bir metafor. İnsanın kendi ömrünün aynasına arayı çok açmadan tüm acımasızlığıyla bakması gerektiğini savunurum. Bunun bizim gerçekle bağımızı güçlü tutan iyi bir sigorta olduğuna inanırım. Benim için çok yeni olan bu yazma serüveninde karşılaştığım pek çok yeni his oldu elbette. Bazı şeylerin üzerine zamanın o tatlı perdesi indiğinde meseleyi nasıl farklı bir yerden görmeye, algılamaya başladığımız mesela. Kendimi o geldiğim yerde görmek çok iyi geldi...

Pandemi hepimizin hayatını derinden etkiledi. Sahneler ve sinemalar kapalı. Sizi ümitsizliğe düşürüyor mu bu kısıtlı yaşam şartları?

Bir yıldır yaşadığımız bu süreç beni de herkes gibi üzüyor elbette. Ama endişelendirmiyor. Ben endişeyle yaşayamıyorum. Bünyem o duyguyu sevmiyor. Başlarda elbette bir miktar endişelendim, ancak kısa sürdü. Ben durumu tespit edip o durumun içinde kendimi gördükten sonra hep yola devam etmek isterim. Burada da öyle oldu.İ lk günlerin şoku geçip de evlere kapandığımızda, kendime şöyle dedim: “Ya bu kaygı enerjisine girip tırnaklarını yiyerek mutsuz olacaksın ya da ömründe hiç olmadığın kadar boş olduğun bu dönemi bir hayalini gerçekleştirmeye ayıracaksın.” Ertesi gün öykülerin başına oturdum ve toplam altmış beş gün evden adımımı atmadan kitabı bitirdim... Burada, o dönemde çalışmak zorunda olmamak gibi bir lüksüm olduğunu eklemeyi ve hayata minnet dolu olduğumu da eklemeliyim...

Kitabınızda pek çok şarkıya ve türküye de rastlıyoruz. Bu şarkı ve türkülerin sizin için özel hikâyeleri var mı? Müzikle derinden bağınız olduğunu biliyoruz...

Müzik benim hayatımın en büyük şifalarından biri. Pek çoğumuzda gibi... Müzikli bir evde büyüdüm. Neredeyse her anında, her köşesinde müzik olan bir ev. Benim evim de öyledir. Mutfakta çalışırken, uyurken, düşünürken, bir role çalışırken bana hep müzik eşlik eder. Yazarken de öyle oldu. Ancak öykülerdeki şarkı ya da türküler seçilmedi. Onlar sanki kendi öykülerini kendileri seçtiler. Örneğin Firuzağa’nın Firuzanı’nı yazarken finale geldiğimde Firuzan yola çıktı ve kafasında bir şarkı olsun istiyordum. Ama şarkının ne olduğunu bilmiyordum. Ve aynı gün karşıma Fırat Tanış’ın Yağmur adlı şarkısı çıktı. Şarkı ve Firuzan sarıldılar birbirlerine ve öyle bitti öykü. Yani yine öykü kendi tılsımını kendi yarattı.

Yine Aklımın Aynalı Çarşısı’nın bir öyküsünden hareketle soralım: Gülmek, cezası olan bir eylem midir?

Gülmek benim kuşağımın kadınları için evet, cezası olan bir eylemdi. Bizler, o cezaları çektik ve o cümleyi sanırım şöyle değiştirdik: ”Gülmek,en güçlü direniştir.”

Kitabınızın çıkışıyla birlikte yeni bir projeniz daha başlıyor ekranlarda. Sizi yakın zamanda nerelerde göreceğiz?

Evet bu ay içinde CAMDAKİ KIZ adlı projeyle ekranlarda olacağım. Güzel ve güçlü bir hikaye. Yine nisan ayında yazın çektiğimiz SEN HİÇ ATEŞ BÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ? adlı filmimiz Netflix’te gösterimde olacak. Hepsi için çok heyecanlıyım. Ama en çok ilk kitabımın okurlarla buluşacak olması, büyük heyecan benim için...

(SERKAN SELİNGİL) 







 
Son Eklenen Haberler