17 Ekim 2017, Salı

GİT, GİDEBİLİRSEN...

1 Kasım 2016, Salı

     


Serkan SELİNGİL

Çoğumuzun aklında  şehir hayatından uzaklaşıp bir sahil kasabasında balıkçılık yapma  ya da bir dağ köyünde tarımla uğraşıp sakin bir yaşam sürme isteği vardır. Gerçi sahil kasabasında balıkçılık yapmak ya da tarımla uğraşmak da teknolojik telefonlarımızdan indirilip uygulanacak kolay şeyler değil zaten ama konumuz bu değil şimdi. Sadece aklımızda kalan yani düşünüp de uygulamaya koyamadığımız bir durum. Ne kadar bunları yaşama özlemi duysak da hatta şu kadar yıl sonra yapacağım, şunları da halledeyim öyle giderim desek de gidemiyoruz. Çünkü insan hayatının ihtiyaçları bitmiyor ve aynı zamanda doyum konusunda kendini tatmin olmuş hissetmiyor. Hep  daha fazlası, hep daha yenisi, en gösterişlisi olması hep istenen. İnsanlığın bu doyumsuzluğu nereye varacak pek kestirilen bir konu değil. Ama iyi olmayacağı hissedilir bir durum. Oysa ki bizim bildiğimiz, bize öğretilen eldekilerle mutlu olmaktı. Tabi ki bu isteklerimizi, yeni bir şeyler almayı, en iyisini en son modelini almayı para ile yapıyoruz. Yani karşılığında bedel ödüyoruz. Peki bu para konusunu insanlığın başına bela eden kim derseniz. Cevabını bulmak için biraz geçmişe gitmemiz gerekiyor. Biraz dediğime bakmayın. Baya geçmişe gitmemiz gerekiyor. Milatta öncesine. O zaman sorumuzun cevabı olarak karşımıza çıkan uygarlık olarak hiç hayırla yad etmeyeceğimiz (en azından ben hayırla yad etmiyorum. Bu konuda da yalnız olduğumu düşünmüyorum)  Ege topraklarında da varlığını sürdürmüş olan Lidya Krallığı çıkıyor.

Lidyalılar… Paranın insanlığın gündelik hayatında yer almasına sebep olan muhterem! uygarlık.  Daha evvelinde ve Mısır ve Sümerliler kullansa da yaygın alanda kullanılmasına  sebep olan Lidyalılar’dır. Neyi düşünerek ve hangi amaçla parayı bulduklarını işleyişini yaygın hale getirdikleri insanda merak uyandıran bir diğer konu. Zira yaşadıkları M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllar lüks yaşantının olmadığı dönemler. İnsanlığın temel ihtiyaçlarını takas yoluyla çözdüğü zamanlar. Yani sebze veriyorsun et alıyorsun, bulgur veriyorsun meyve alıyorsun ve diğer insan ihtiyaçları takasla karşılanıyor. Borçlanma yok, bankadan kredi çekmek yok. Kredi kartlarına mahkum yaşamak hiç yok. Zaten  bunları takasla elde edemesen de doğada bazılarını bulabiliyorsun. İşte  bulunan paranın insanlığı sıkıntıya soktuğunu düşünmüş olmalı ki Pers Kralı Kyros (Kirus) tarafından “Para  sizin neyinize ulan; gökdelenleriniz yok, villalarınız yok, spor arabalarınız AVMleriniz bile yok ne alacaksınız ki” diyerek ülkeye son vermiştir. Kirus bunları söylerken yanında değildim ama öyle düşünüyorum. Ama ne yazık ki Lidyalılar’ın yıkılması paranın yayılmasına engel olmadı. Ok yaydan çıkmıştı bir kere.  Günümüze geldiğimizde; sabahları alarmla kalkıp uyanmalar,  kaç kere o alarmı ertelediğin önemli değil sonunda kalkıyorsun. İşe gitmek için hazırlanmalar, yola düşmeler, trafik, iş stresi, ve bir sürü şey. Sonrasında alınan ücretle borçları ödeyip yeniden borçlanmalar ve aynı şekilde devam eden bir kısır döngü. İnsan istekleri doyumsuz olduğu için hayat boyunca tekrarlanacak bir süreç.  Gitmeyi istemek de önemli aslında. Gerçekten gitmeyi istiyor muyuz? Teknolojiden uzak yaşamayı, Tüketim çılgınlığından uzaklaşmayı, alışveriş merkezlerinden uzaklaşmayı istiyor muyuz? Görünen o ki şehir yaşamıyla birlikte insanın hep iyiyi ve daha çok kazanmayı istemesi bunlara engel oluyor. Tabii gerçek anlamda şehir hayatının tüm getirisini -ki götürüsü daha fazla- elinin tersiyle itip de gidenler var. Onlar imrenmekle birlikte saygı duyulası güzel insanlar. Belki bir gün  onlara eşlik ederiz. Ama öncesinde kurulacak çok alarm, yaşanacak iş koşturmalarını tamamlayıp  ödenecek kredi kartları ve yapılacak alışverişleri bitirmek  kısır döngüyü tamamlamak gerekiyor.  İşte bu yüzden gidemiyoruz. İsteklerimizin  bitmemesinden, hep yeniyi en iyisini istemekten ve tüketmekten gidemeyişimiz.  Şimdilik gidebileceğimiz en uzak diyarlar Alis Harikalar Diyarı değil tabii ki; kahve çay diyarları, evleri  ya da dünyaları…

OKUMALI/ KİTAP HIRSIZI

Ödüllü yazar Markus Zusak’ın akıllara kazınacak kadar etkileyici ve şiirsel bir dille yazdığı bu roman, okuyucuya sunulan benzersiz bir hediye gibi… Kitap Nazi Almanyası'nda geçmekte ve son derece yoğun bir şekilde bu tarihte alınan notlar ile birlikte ölüm anlatılmaktadır. II. Dünya Savaşı'nın dorukta olduğu bu günlerde, bir üvey anne ve baba ile birlikte yaşayan genç kızın, evlerine sakladıkları genç ile aralarındaki ilişki anlatılıyor.

İZLEMELİ/EKŞİ ELMALAR

Sert mizacıyla tanınan Belediye Reisi Aziz Özay'ın kent çapında meşhur iki özelliği daha vardır: Biri herkesin imrendiği meyve bahçesi, ikincisi de evlenme çağına gelmiş, birbirinden güzel 3 kızı. Kasaba merkezine inmeyen, insan içine çok çıkmayan kızların taliplisi ise çoktur. Aziz Bey'in eşi Ayda ve kızları Muazzez, Türkan ve Safiye'nin öyküleri 1970'li yılların sonunda Hakkari'de başlar ve 1990'lı yılların sonunda Antalya’ya dek uzanır...  Yılmaz Erdoğan'ın yazıp yönettiği filmin başrollerinde Zeynep Farah Abdullah, Şükran Ovalı ve Songül Öden yer alırken kadroda kendilerine Şükrü Özyıldız, Fatih Artman, Ersin Korkut, Caner Cindoruk, Cezmi Baskın ve Aziz Özay rolünde Yılmaz Erdoğan eşlik ediyor. Filmin yapımcılığını ise BKM üstleniyor.

GÖRMELİ/KYME ANTİK KENTİ

On iki Aiol kenti arasında en büyüğü olan Kyme Kenti, Aliağa Çakmaklı Köyü yakınlarındadır. Nemrut Körfezi'nde yer alan Kyme, Strabon’a göre, “Fricio Locrico”dan gelen kavim tarafından kurulmuştur. Kentin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, “Pelasgiler”e atıfta bulunulması, Anadolu kıyılarında kurulmaya başlayan ilk merkezleri akla getirmekte ve Myrina ile aynı kuruluş tarihinden yola çıkılarak, M.Ö.1046 yıllarına tarihlendirilmektedir. Limanından dolayı Arkaik Dönem’den beri önemini koruyan Kyme, bir liman kenti olmasının yanı sıra, para bastıran ilk şehirlerdendir. Klasik Dönem’de Ege şehirlerinin siyasi durumu çerçevesinde Kyme’nin önemli bir yeri olmuş, Ege Birliğini oluşturan şehirlerin başkanlığına getirilmiştir. İzmir-Çanakkale karayolunun 55. km’sinden ayrılan bir yolla (2 km) ulaşılır.



Yazarın Tüm Yazıları
GÜÇ(LÜK)LERİMİZ… 17 Ekim 2017, Salı
'SEV' Kİ 'SEVGİ' GÖR 10 Ekim 2017, Salı
ÖYLE MİYİZ? 3 Ekim 2017, Salı
OLMAZSA OLMAZ 26 Eylül 2017, Salı
GEÇ BUNLARI 19 Eylül 2017, Salı
KİM OLUYORUZ? 12 Eylül 2017, Salı
HOŞGÖR SEN 29 Ağustos 2017, Salı
NE GEREĞİ VAR? 15 Ağustos 2017, Salı
YÜK ETME AFFET 25 Temmuz 2017, Salı
BEKLENTİSİZ OLUR MU? 18 Temmuz 2017, Salı
BİR VİCDANIMIZ VARDI 11 Temmuz 2017, Salı
NEYİ ARIYORUZ? 4 Temmuz 2017, Salı
ADAM GİBİ DEĞİL İNSAN GİBİ 20 Haziran 2017, Salı
KUŞLAR UÇAR, SEN SAMİMİYETİ HATIRLA 13 Haziran 2017, Salı
BEŞİKTAŞK 6 Haziran 2017, Salı
FARKINDA MISIN? 30 Mayıs 2017, Salı
BİLEN SÖYLESİN 23 Mayıs 2017, Salı
İNAN ÇOK ZOR DEĞİL 16 Mayıs 2017, Salı
BUGÜNE BAK 9 Mayıs 2017, Salı
NE TARAFTASIN? 2 Mayıs 2017, Salı
NE BU ŞİDDET, BU CELÂL? 25 Nisan 2017, Salı
UMUT İNSANDA 18 Nisan 2017, Salı
DEĞİŞEN ZAMAN DÖNÜŞEN İNSAN 11 Nisan 2017, Salı
SOR BAKALIM NİYE TÜKETİYORUZ? 28 Mart 2017, Salı
NEREYE VARACAK BU İŞİN SONU? 21 Mart 2017, Salı
KİM BİLİR? 14 Mart 2017, Salı
'KADIN KADINDIR ÇİÇEK BABANDIR!' 7 Mart 2017, Salı
KALMAK DA GİTMEK DE KAÇ KERE ZORDU? 28 Şubat 2017, Salı
KADER DİYEMEZSİN SEN KENDİN ETTİN 21 Şubat 2017, Salı
14 ŞUBAT YAZISI DEĞİLDİR! 14 Şubat 2017, Salı
KARAR VERMEK MECBUREN 7 Şubat 2017, Salı
DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN 31 Ocak 2017, Salı
İYİ MİDİR İNSAN OLMAK? 24 Ocak 2017, Salı
KAZANMAK MI? KAYBETMEK Mİ? 17 Ocak 2017, Salı
ÖTEKİ KİM? 10 Ocak 2017, Salı
MAZİYE BİR BAKIVER 27 Aralık 2016, Salı
ZOR GÜNLER VE UMUT ÜZERİNE 20 Aralık 2016, Salı
‘KADINLAR İNSANDIR BİZ İNSANOĞLU’ 13 Aralık 2016, Salı
VEFA NEYDİ? 6 Aralık 2016, Salı
NE KADAR MUTLUYUZ? 29 Kasım 2016, Salı
KONUŞUYORUZ DİNLEMEDEN 22 Kasım 2016, Salı
BİZ BÜYÜDÜK VE KİRLENDİ DÜNYA 15 Kasım 2016, Salı
OKUMUYORUM,OKUMUYORSUN,OKUMUYORLAR 8 Kasım 2016, Salı
GİT, GİDEBİLİRSEN... 1 Kasım 2016, Salı
‘BAK BEYİM SANA İKİ ÇİFT LAFIM VAR’ 25 Ekim 2016, Salı